Ramazan Başan

Ramazan Başan

ramazan.basan@hotmail.com

Kalitenin izinde atların gözlerinde

2026.06.18 19:28 - Son Güncellenme: 2026.06.18 19:28
A

Bazı davetler vardır; takvimde sıradan bir buluşma gibi görünür ama insan eve döndüğünde zihninde bambaşka izler bırakır.

Geçtiğimiz gün KalDer Bursa'nın, Referans Holding ev sahipliğinde düzenlediği "Yaza Merhaba" buluşmasına katıldım. İlk bakışta bir kurum etkinliği gibi görünen bu organizasyondan ayrılırken zihnimde kalanlar ne konuşmalar ne de ikramlardı...

Aklımda ceylanlar vardı.

Atlar vardı.

Bir iş insanının topluma bakışını yansıtan bir vizyon vardı.

Ve onların arasında sessizce işini yapan genç bir adamın hikâyesi...

Öncelikle KalDer'den söz etmek gerekir.

KalDer, yani Kalite Derneği, Türkiye'nin en önemli sivil toplum kuruluşlarından biri. Yıllardır kurumlarda kalite kültürünün yaygınlaşması, sürdürülebilir yönetim anlayışının gelişmesi, kurumsal mükemmellik anlayışının yaygınlaştırılması ve rekabet gücünün artırılması için çalışan çok değerli bir yapı.

Kalite denildiğinde çoğumuzun aklına üretim hatları, sertifikalar ya da denetimler geliyor.

Oysa gerçek kalite; insanın yaptığı işe duyduğu saygıdır.

İşini her gün biraz daha iyi yapma çabasıdır.

Bir kurumun yalnızca kâr etmesi değil, değer üretmesidir.

KalDer'in yıllardır vermeye çalıştığı mesajın özü de budur.

Bu nedenle KalDer Bursa Yönetim Kurulu Başkanı Serkan Ürkmez'e, KalDer Yönetim Kurulu Başkanı Yılmaz Bayraktar'a ve bu kültürün yaygınlaşmasına katkı sunan tüm üye ve gönüllülere teşekkür etmek gerekiyor.

Ayrıca KalDer Genel Sekreteri Aykan Kurkur'a özel bir parantez açmak isterim.

Bazı insanlar vardır; sahnenin önünde görünmezler ama organizasyonların başarısında en büyük pay onlara aittir. KalDer'in etkinliklerinde yıllardır büyük bir özveriyle çalışan, detayları titizlikle yöneten ve adeta bir arı gibi durmaksızın emek veren Aykan Kurkur, bu isimlerden biri. KalDerailesinin enerjisinde ve sürekliliğinde onun emeğinin önemli bir yeri olduğunu düşünüyorum.

Elbette özel bir teşekkürü de Referans Holding Yönetim Kurulu Başkanı Yusuf Bakioğlu hak ediyor.

Bakioğlu Çiftliği'ndeki ev sahipliği yalnızca misafirperverlik değildi.

Aslında bir yaşam felsefesinin yansımasıydı.

Çiftliği gezerken doğanın merkezde tutulduğu bir anlayış hissediliyor.

Özenle bakılan hayvanlar, geniş yaşam alanları, doğayla uyumlu düzen ve her ayrıntıda hissedilen emek...

Bunların hepsi bir kurum kültürünün sahaya yansımış hali.

Ancak beni en çok etkileyen şey çiftlikte karşılaştığım ceylanlar ve atlar oldu.

Özellikle atların gözlerinde gördüğüm huzur uzun süre aklımdan çıkmadı.

Belki de bu yüzden yolum beni atların yanında çalışan genç antrenör Samet'e götürdü.

İyi ki de götürmüş.

Samet'in hikâyesi aslında Anadolu'nun hikâyesi.

Gaziantep'te başlayan bir çocukluk.

Mahalleye her gün gelen bir at arabasını bekleyen küçük bir çocuk.

Atın geliş saatini ezberleyecek kadar büyük bir hayranlık.

Dedesinin köyünde geçirilen günler.

Ve sonunda Bursa Uludağ Üniversitesi Mennan Pasinli Meslek Yüksekokulu Atçılık ve Antrenörlüğü Programı.

Bugün ise Bakioğlu Çiftliği'nde at antrenörü olarak devam eden bir meslek yolculuğu.

Konuşurken gözleri parlıyor.

Çünkü yaptığı işi seviyor.

Sevdiği işi yapan insanların gözlerinde farklı bir ışık olur.

Samet'te o ışığı gördüm.

Bana atları anlatırken kullandığı bir cümle ise günün en değerli sözüydü:

"At benim gözümde, insan ruhundan yere damlayıp şekillenmiş ve sonra insanı sırtına almaya gelmiş bir müjdecidir."

Böylesine şiirsel bir tanımı ancak atları gerçekten seven biri yapabilir.

Samet'in anlattıkları bana bir kez daha gösterdi ki atçılık yalnızca bir spor değil.

Bir kültür.

Bir disiplin.

Bir yaşam biçimi.

Çoğu insan atçılığı yarışlardan ibaret sanıyor.

Oysa işin temelinde bakım var.

Sabır var.

Emek var.

Doğru besleme var.

Hayvan refahı var.

Samet'in özellikle altını çizdiği konu buydu.

Bir atı eğitmeden önce onu sağlıklı, huzurlu ve mutlu tutmak gerekiyor.

Çünkü mutlu olmayan bir atın başarılı olması da mümkün değil.

Aslında bu durum insanlar için de geçerli.

Mutlu olmayan çalışanlardan verim bekleyemeyiz.

Kendini değerli hissetmeyen insanlardan kalite bekleyemeyiz.

Belki de KalDer'in kalite anlayışı ile Samet'in atçılık anlayışı tam da bu noktada kesişiyor.

Önce insan.

Önce yaşam kalitesi.

Önce değer.

Sonra başarı.

Bakioğlu Çiftliği'nden ayrılırken zihnimde yalnızca atlar, ceylanlar ya da güzel bir ev sahipliği kalmadı.

Asıl etkilendiğim şey, Yusuf Bakioğlu'nun ortaya koyduğu vizyon oldu.

Çünkü günümüz iş dünyasında başarı çoğu zaman ciro rakamlarıyla, üretim miktarlarıyla ya da şirketlerin büyüklüğüyle ölçülüyor.

Oysa gerçek başarı, elde edilen ekonomik gücün topluma nasıl geri döndüğüyle anlam kazanıyor.

Şirketler elbette büyüyecek.

Yatırım yapacak.

İstihdam oluşturacak.

Üretecek ve kazanacak.

Ancak bir iş insanının topluma bırakacağı asıl miras, bilanço rakamlarından çok daha fazlasıdır.

Gençlere açılan fırsatlar...

Desteklenen sporcular...

Korunan kültürel değerler...

Sanata verilen katkılar...

Doğaya ve canlılara gösterilen özen...

İşte bunlar bir kurumun gerçek itibarını oluşturan unsurlardır.

Bakioğlu Çiftliği'nde gördüğüm tablo tam da buydu.

Bir tarafta dünyanın farklı ülkelerinden gelen atlar, diğer tarafta doğayla uyum içinde yaşayan ceylanlar...

Daha da önemlisi Samet gibi gençlerin mesleklerini geliştirebildikleri, hayallerini sürdürebildikleri bir çalışma ortamı...

Bunlar tesadüfen oluşmuyor.

Bunlar bir bakış açısının sonucu.

Bir vizyonun sonucu.

Keşke ülkemizde daha fazla iş insanı, şirketlerini yalnızca büyütmeye değil; gençlerin hayatına dokunmaya, sporun gelişmesine katkı sunmaya, kültür ve sanatın yaşamasına destek olmaya da aynı ölçüde önem verse...

Çünkü toplumları zenginleştiren yalnızca sermaye değildir.

Toplumları büyüten; fırsat veren, ilham olan ve değer üreten insanlardır.

Gecenin unutulmaz anlarından biri de güçlü sesi ve sahne performansıyla konuklara müzik ziyafeti sunan Işın Karaca oldu.

Yıllardır Türk müziğinin en güçlü yorumcularından biri olan sanatçıyı böylesine samimi ve doğal bir ortamda dinlemek gerçekten büyük bir keyifti.

Bazen müziğin insanlar üzerinde kurduğu bağı kelimelerle anlatmak zor olur.

Aynı masada oturan, farklı sektörlerden gelen, farklı hayat hikâyelerine sahip insanların aynı şarkılarda buluşması, aynı ezgilere eşlik etmesi aslında toplumsal birlikteliğin de güzel bir yansımasıdır.

Bu nedenle sanatın, iş dünyasının ve sivil toplumun bir araya geldiği organizasyonları her zaman değerli buluyorum.

Çünkü bir toplum yalnızca üreterek büyümez.

Sanatla zenginleşir.

Kültürle derinleşir.

Sporla güçlenir.

Ve doğayla kurduğu bağ sayesinde geleceğe daha umutla bakar.

Bu güzel gecenin benim için en kıymetli yanlarından biri de birbirinden değerli dostlarla aynı ortamı paylaşmak oldu.

Aynı masada sohbet etme fırsatı bulduğum, çok yönlü kişiliği, uluslararası bakış açısı ve tecrübesiyle her zaman ufuk açan değerli dostum ve mentörümNejat Yahya'yı görmek büyük mutluluktu.

Atatürkçü Düşünce Derneği Bursa Şube Başkanı Gürhan Akdoğan, Yeşilova Holding Yönetim Kurulu Başkanı Ali İhsan Yeşilova, Bursa Büyükşehir Belediyesi önceki dönem Genel Sekreter Yardımcısı Emin Direkçi, KalDer'in efsane başkanları Sami Erol ve Erdal Elbayile sohbet etmek de geceye ayrı bir değer kattı.

Gazeteci dostlarım Murat Kuter, Kenan Sertalp ve Güzin Abraş ile bir araya gelmek, Bursa'nın gündemini ve geleceğini konuşmak her zamanki gibi keyifliydi.

Balkantürksiad Başkanı İskender İskenderoğlu ve zarif eşini, değerli dostlarımız Geçmiş Dönem Lions Bölge Başkanı Neşe Yıldırım ve Coşkun Yıldırım'ı görmek de geceyi daha anlamlı kılan güzelliklerden biriydi.

Girişimcilik ve eğitim alanında başarılı çalışmalara imza atan Staffevo'nun kurucuları ve eğitmenleri Umutcan Göktaşlar ile Eren Dal'ın enerjileri ve gelecek vizyonları da dikkat çekiciydi.

Aslında o akşam bir kez daha şunu gördüm:

KalDer'in oluşturduğu en büyük değer, insanların yalnızca kartvizitlerini değil, deneyimlerini, dostluklarını ve hayata dair birikimlerini paylaşabildikleri güçlü bir ekosistem kurabilmiş olmasıdır.

Çiftlikten ayrılırken aklımda tek bir cümle vardı:

Kalite yalnızca fabrikalarda üretilmez.

Kalite bazen bir yöneticinin misafirine gösterdiği nezakettir.

Bazen bir gönüllünün yıllarca karşılık beklemeden verdiği emektir.

Bazen bir sanatçının sesiyle insanları aynı duyguda buluşturabilmesidir.

Bazen de bir atın yelesini tarayan genç bir antrenörün gözlerindeki sevgidir.

Belki de gerçek kalite tam olarak budur.

İnsanın yaptığı işe ruhunu katabilmesi...

Ve o ruhun başkalarının hayatına dokunabilmesi.

Bakioğlu Çiftliği'nden ayrılırken geriye sadece güzel bir etkinlik değil, insanın içini ısıtan bir düşünce kaldı:

İnsanların hafızasında kalan, çoğu zaman kazandıkları para değil; dokundukları hayatlardır.


A

Yazarın diğer yazıları

Yazarın Tüm Yazıları