Prof. Dr. Murat Taş

Prof. Dr. Murat Taş

Herkes zirvelerde geziyor

2026.08.10 09:08 - Son Güncellenme: 2026.08.10 09:11
A

Şehrimizin gelişimi için bir şeyler yapma niyeti taşıyan hemen herkes zirvelerde geziyor. Bizim zirvelerde gezmeye, büyük/mega proje lansmanları yapmaya ihtiyacımız yok. Hatta daha önceki yazılarımın birinde ikonik fikirlere de ihtiyacımız olmadığından söz etmiştik.

Ne zaman ki zirvelerde gezmeyi bırakıp vatandaşın arasına karışıp onların taleplerini dinlersek yapılan hizmetler o kadar nitelikli olur. Zirvede tepeden inme 'bu böyle olacak diye karar ver, sonra da halk bunu sahiplensin de', çok olası görünmüyor. Vatandaş için yapıyoruz deyip bunun kararını verirken vatandaş orada olmasın, nasıl olacaksa?? Bu tür tepeden inme kararlar demokrasinin henüz gelişmediği toplumlarda yapılagelen bir uygulamadır. Bu kararlar aşağıdan yukarı alınmalıdır. Öyle şimdilerde olduğu gibi göstermelik değil, sürecin her aşamasına halk etkin bir şekilde dahil edilmelidir. Herkesi çağırdık diyip konuşmaya bile izin vermeyip herkes katıldı diye imza altına almalar yönetsel uyanıklıktan başka birşey değil, böyle bir yere varamayız. Uzman olarak da elinizin hemen altında, hemen yanı başınızda, bu şehrin yaşamını ve dinamiklerini bilen tanıyan, bu şehre gönül veren, emek veren, araştırma yapan, bilimsel bilgi üreten, bu şehrin uzmanlarına/insanlarına daha çok öncelik vermelisiniz.

Dolayısıyla bunun için emlak değerlerinin en yüksek olduğu yeni yerleşim yerlerinde kentsel dönüşüm zirvelerinde dolaşmak yerine gerçekten ihtiyaç sahibi bölgeler için vatandaşın içinde olduğu çözümler üretmeliyiz. Bu zirvelerden yüksek yüksek, bulunduğu yere ait izler taşımayan, kimliksiz, kullanışsız, sağlıksız, yeni dertler oluşturan, sesi insandan daha çok çıkan binalardan, bol metrekarelerden başka birşey çıkmaz. Kaldı ki bunun için zirveler yapmaya da hiç gerek yok. Birçok projede olduğu gibi mevcut nüfusu ve imar hakkını iki-üç katına çıkarıp adına da kentsel dönüşüm projesi deyin yeter. Bunun en kötü örneklerini yakın zamanda gördü malesef Bursamız. O yüzden de kentsel dönüşümü konuşmadan önce bu işe olan bakış açımızı yani kafamızı dönüştürmeliyiz. Bu bakış açısı değişmediği müddetçe kazanan çözüm bekleyen gerçek ihtiyaç sahibi halk olmayacak aksine sonucu çok da umursamayıp para kazanmak isteyenler kazançlı çıkacaktır. Bunu yazarken kimse sermaye, kazanç düşmanı olduğumu zannetmesin. Sermaye/yatırım olmadan işin ekonomik finansmanı doğru kurgulanmadan hiçbir iş başarılı olamaz. Burada dikkat çekmek istediğim nokta bu projelerde bir kazanım ortaya çıkacaksa bu kazanımın taraflara hakkaniyetli bir şekilde dağıtılmış olmasıdır. Kent kavramı üretimin sermaye ile buluşması ile ortaya çıkan daha pazarlanabilir ürünü çağrıştıran yeni bir kavramdır. Gelin önce 'kent' yerine merkezine insan yaşamını alan 'şehir' diyerek işe başlayın. 'Konut' dediğiniz şeyin de yine pazarlanabilir bir ürün olarak algılandığı kavramdan merkezine insanı alan 'ev'e geçin. Bakın bunları söyledikçe bu işe olan bakış açınız daha doğru bir zemine oturduğunu siz de hissetmeye başlayacaksınız. Vatandaşa 'sana çürük evin yerine sağlam yeni bir konut verdik, depremde canını kurtardık daha ne istiyorsun' diye yaklaşıp diğer yandan ortaya çıkan yeni emsalleden gerçek hak sahibi olarak onları devre dışı bırakıp diğer taraflara aktarmak doğru olmuyor. Gerçekten iş yapmak istiyorsanız halkı dinlemeniz ve onlarla beraber olmanız gerekir. Ama sadece sizin seçtiklerinizi değil, süreçte olması gereken herkesin etkin olmasını sağlamalısınız. O zaman vatandaş projeyi zaten sahiplenecektir.

Bakın; önceki yazılarımda sıkça vurgulamıştım, 'barınma hakkı' her bir bireyin en doğal ve en temel insan haklarından birisidir. Bunun, sürdürülebilir kalkınma amaçlarının açıklandığı şekli ile sağlıklı bireyler için yoksulluğa ve açlığa son veren, eşitsizlikleri azaltan, adil ve güçlü kurumlarla, hedefler için doğru yönetsel ortaklıkları kurgulayabilen, sürdürülebilir şehir ve yaşam alanları olarak gerçekleştirilmesi gerekir.

İşe doğru yerden başlarsanız doğru sonuca gidersiniz. Bir büyüğümüzün güzel bir sözü var 'doğru iş sahibine ihanet etmez', buradan ona da sevgi ve selamlarımı gönderiyorum. Başlangıç ve niyet yanlış olursa da akıbet de hayır etmez demiş atalarımız. Gelin önce kafamızdaki kenti 'şehir'e, konutu 'ev'e dönüştürelim. Siz hiç içinde şehir yerine kent, ev yerine konut geçen insana, yaşama dair bir şiire bir hikayeye bir türküye-şarkıya rastladınız mı? Ama ben içinde kent ve konut geçen pek çok ekonomik rakam göstergelerine rastladım. Bunu biraz düşünün. Sonra da şimdilerde yeni yüksek lisansını tamamlattığım öğrencimin tezinin son kısmında yer verdiğimiz biraz akademik söz ile bitireyim. 'Sürdürülebilir gelecek geçmişten gelir. Bugün sürdürülebilir mimarlık, modern kentler ve konut geleceğinin en büyük referansı; doğa ile yarışmayan doğaya rağmen değil doğa ile birlikte var olan, var olduğu doğa parçasının özellikleri ile en iyi şekilde bütünleşen vernaküler/yerel -geleneksel mimarinin/şehrin ve evin yüzyıllar önce bulduğu cevaplara yeniden bakmaktadır'.

Önümüzdeki hafta da şu ekonomik anlamda olduğunu düşünmek istediğim, kulağa çok hoş gelen 'Bursa büyürse Türkiye büyür' sloganı üzerinden daha ne kadar bina, fabrika, inşaat yapıp şehri büyütmeye devam edeceğiz konusu hakkındaki görüşlerimi paylaşmaya çalışacağım.

Bir sonraki yazımda buluşmak dileğiyle sağlıcakla kalın, sevgiyle kalın, güvenle kalın, Allah'a emanet olun.


 


A

Yazarın diğer yazıları

Yazarın Tüm Yazıları