Elif Didem Danacıoğlu

Elif Didem Danacıoğlu

elifdidemdanacioglu@gmail.com

Ar-Ge'ye bütçe var da, peki eğitim?

2026.08.08 00:34 - Son Güncellenme: 2026.08.08 00:37
A

Ekonomi Köşesi'nden merhaba...

"Ekonomilerde artık fabrikalar mı, yoksa fikirler mi yarışıyor?" diye sorsam ne cevap verirdiniz?

Bana göre;

Bugün bir ülkenin ekonomik zenginliği sadece ürettiği otomobil, tekstil ya da çelikle ölçülmüyor.

Patent sayısıyla, Ar-Ge yatırımlarıyla, yazılım ihracatıyla, teknoloji girişimleriyle ve en önemlisi yetiştirdiği nitelikli insan kaynağıyla değerlendiriliyor.

TÜİK'in açıkladığı son veriler de merkezi yönetim bütçesinden Ar-Ge faaliyetlerine ayrılan kaynağın arttığını gösteriyor.

Merkezi yönetim bütçesi verileri kullanılarak yapılan hesaplamalara göre, 2025 yılında Ar-Ge faaliyetleri için gerçekleştirilen harcama 253 milyar 544 milyon TL oldu.

Bu harcamanın merkezi yönetim bütçesi içerisindeki oranı yüzde 1,58 olarak gerçekleşti.

Ar-Ge harcamalarının 63 trilyon 20 milyar 906 milyon TL olan GSYH içerisindeki oranı ise yüzde 0,40 oldu.

Daha da önemlisi...

Bütçe başlangıç ödenekleri esas alınarak yapılan hesaplamalara göre, 2026 yılı merkezi yönetim bütçesinden Ar-Ge faaliyetleri için 308 milyar 568 milyon TL tahsis edildi.

Dolayısıyla rakamlar umut veriyor.

Ancak soru şu:

Bu bütçe, geleceği şekillendirecek nitelikli insan kaynağını yetiştirmeye ne kadar hizmet edecek?

Çünkü Ar-Ge sadece laboratuvarda başlamıyor.

Merak eden, sorgulayan ve üreten öğrencinin oturduğu sıralarda başlıyor.

Bir ülke araştırma geliştirmeye milyarlarca lira ayırabilir.

Ancak eğitim sistemi; analitik düşünceyi geri plana itiyor, gençleri yalnızca sınavlara hazırlıyorsa ve o yatırımların ekonomiye dönüşü de sınırlı kalacaktır.

Çünkü teknoloji satın alınabilir.

Makine satın alınabilir.

Hatta laboratuvar da kurulabilir.

Ama nitelikli insanı bir gecede yetiştiremezsiniz

TÜİK verilerindeki bir başka ayrıntı da dikkat çekici.

Ar-Ge kaynaklarının önemli bir bölümü üniversitelere yöneliyor.

Ar-Ge için merkezi yönetim bütçesinden yapılan harcamalar sosyo-ekonomik hedeflere göre sınıflandırıldığında, 2025 yılında en fazla Ar-Ge fonlaması yüzde 64,9 ile genel bilgi gelişimi için üniversitelere yapıldı.

Bunu; yüzde 11,5 ile endüstriyel üretim ve teknoloji, yüzde 5,0 ile diğer kaynaklardan finanse edilen genel bilgi gelişimi, yüzde 4,4 ile tarım ve yüzde 4,4 ile eğitim takip etti.

2026 yılı bütçe başlangıç ödeneklerinde de benzer tablo var.

Ar-Ge için en fazla ödenek yüzde 69,5 ile genel bilgi gelişimi için üniversitelere ayrıldı.

Endüstriyel üretim ve teknoloji ise yüzde 8,9 ile ikinci sırada yer aldı. Bunu yüzde 5,5 ile diğer kaynaklardan finanse edilen genel bilgi gelişimi, yüzde 4,7 ile tarım ve yüzde 4,0 ile savunma takip etti.

Velhasıl...

Üniversiteler yalnızca diploma veren kurumlar olmaktan çıkmalı.

Bilgi üreten, sanayiyle birlikte çalışan ve öğrencisini geleceğin mesleklerine hazırlayan merkezlere dönüşmeli.

Türkiye'nin ihtiyacı daha fazla bilim insanı!

Daha fazla bina değil!

Laboratuvarları dolduracak, araştıracak, geliştirecek ve üretecek gençlere ihtiyacımız var.

Çünkü eğitim, ekonomik kalkınmanın en stratejik yatırım alanlarından biri.

Kaliteli eğitim, zaman içinde yüksek katma değerli üretim olarak ekonomiye döner.

Kodlama öğrenen bir öğrenci, yarın ihracat yapan bir teknoloji şirketinin kurucusu olabilir.

Araştırmayı seven bir üniversite öğrencisi, yarın küresel rekabet gücümüzü artıracak bir buluşa imza atabilir.

Ar-Ge bütçesini artırmak elbette önemli.

Ancak bu bütçenin gerçek karşılığını bulabilmesi için eğitim zincirinin; bilim, teknoloji, yabancı dil, dijital yetkinlik ve araştırma kültürü ekseninde yeniden güçlendirilmesi gerekiyor.

Geleceğin ekonomisini yalnızca finansal sermaye değil, iyi yetişmiş insan sermayesi inşa edecek.

O nedenle mesele yalnızca bütçeye ne kadar ödenek koyduğumuz değil.

O ödeneği kullanabilecek gençleri ne kadar iyi yetiştirdiğimiz.

Çünkü nitelikli insanı yetiştirip üretim yapacağı alanı oluşturamazsanız, Ar-Ge laboratuvarda ve gençler de CV'ler de kalır.

*******

Tam da burada Bursa'nın önündeki başka bir başlık çıkıyor karşımıza.

BEKLENEN HAMLE: KOBİ OSB...

Bursa iş dünyası uzun zamandır aynı cümleyi kuruyordu:

"Büyüyecek alanımız yok!"

Üretmeye devam etmek isteyen KOBİ'lerin önündeki mesele yalnızca yatırım yapmak değildi.

Planlı üretim alanı, güçlü altyapı, lojistik ve finansmana erişim gibi başlıkların aynı ekosistem içerisinde buluşması gerekiyordu.

Merinos Atatürk Kongre ve Kültür Merkezi'nde yaklaşık 3 bin kişinin katıldığı lansmanda tanıtılan TEKNOSAB KOBİ OSB, işte bu ihtiyacın karşılığı olarak Bursa iş dünyasının karşısına çıktı.

Dolayısıyla lansmanı yalnızca yeni bir organize sanayi bölgesinin tanıtımı olarak okumak eksik kalır.

Burada asıl konuşulması gereken, Bursa'nın üretim modelinde yeni bir sayfanın açılıp açılmayacağı!

BTSO Yönetim Kurulu Başkanı İbrahim Burkay'ın konuşmasındaki şu cümle de aslında meselenin özünü ortaya koyuyor:

"KOBİ'lerimiz artık enerjilerini altyapı sorunlarına değil; üretime, teknolojiye ve ihracata harcayacak."

Aslında tüm hikâye bu cümlede buluşuyor.

Bursa'da binlerce KOBİ bugün hâlâ plansız sanayi alanlarında faaliyet gösteriyor.

Çünkü KOBİ;

-Yatırım yapmak istiyor!

-Makine almak istiyor!

-İstihdam yaratmak istiyor!

-Yeni sipariş almak istiyor!

Ama çoğu zaman üretim alanının yetersizliği nedeniyle büyüyemiyor.

Zaman zaman iş dünyasının en değerli kaynağı olan zaman da üretime değil, bürokrasiye ve mekân sorunlarına gidiyor.

Elbette bu tablo sürdürülebilir değildi.

TEKNOSAB KOBİ OSB, yalnızca üretim alanı oluşturmuyor.

Bir üretim ekosistemi kuruyor.

Üretim alanı, lojistik, teknopark, Data Center, organize ticaret bölgeleri, savunma sanayi kümelenmesi, Gıda OSB, finansmana erişim merkezi...

Yani iş dünyasının ihtiyaç duyduğu zincirin halkaları aynı çatı altında oluşturuluyor.

Çünkü artık rekabet yalnızca fabrikalar arasında yaşanmıyor. Üretim ekosistemleri yarışıyor.

Öte yandan kümelenme modeli de önemli.

Kimya, otomotiv yan sanayi, makine, tekstil, mobilya, elektrik-elektronik gibi Bursa'nın önemli sektörlerinin aynı merkezde planlanması, tedarik zincirinin güçlenmesi açısından önemli bir avantaj sağlayabilir.

Çünkü küresel rekabette artık yalnızca üretmek yetmiyor. Maliyeti, verimliliği ve zamanı birlikte yönetmek gerekiyor.

Verimlilik ise doğru planlamayla başlıyor.

Elbette projenin finansman tarafı da önemli...

Yüzde 30 peşinat ve 36 aya kadar vadeli finansman modeli, yatırımcı açısından dikkat çekici bir detay.

Ancak yüksek finansman maliyetleri düşünüldüğünde, asıl belirleyici unsur krediye erişim ve ödeme koşulları olacak.

Dolayısıyla önümüzdeki süreçte yalnızca başvuru sayıları değil; yatırımların hangi hızla üretime dönüşeceği, kaç kişinin istihdam edileceği ve ne kadar ihracat yaratacağı da yakından izlenecektir.

Unutmayalım ki;

Dünya artık sadece çok üretmeyi değil, akıllı üretmeyi ödüllendiriyor.

TEKNOSAB KOBİ OSB'nin gerçek başarısı da etkileyici lansmanla değil; üretime geçen tesislerle, artan istihdamla ve ihracata dönüşen yatırımlarla ölçülecek.

Çünkü en güçlü tanıtım, kürsüden yapılan konuşmalar değil. Üretim bantlarının hiç durmadan çalışmasıdır.

İstihdam, ihracattır.

*******

Velhasıl...

Ar-Ge'ye bütçe ayırmak önemli!

Eğitime yatırım yapmak daha da önemli!

KOBİ'ye üretim alanı açmak önemli!

Ama bunları birbirinden bağımsız düşünmek mümkün değil.

Nitelikli işgücü, teknoloji, üretim altyapısı... Yeni ekonominin üç temel ayağı...

Eğer açıklanan takvim işler, planlanan ekosistem eksiksiz kurulabilir ve KOBİ'ler gerçekten bu dönüşümün merkezine yerleşebilirse; sadece bir projenin lansmanı yapılmış olmayacak.

Bursa iş dünyası, belki de uzun yıllardır beklediği üretim dönüşümünde nefes alacak.


A

Yazarın diğer yazıları

Yazarın Tüm Yazıları