Yazarlar
Ramazan Başan
ramazan.basan@hotmail.comİklim değişirse tabağımız ne olur?
2026.07.19 11:03 - Son Güncellenme: 2026.07.19 11:03Toprağın Sessiz Çığlığı, Soframızın Geleceği
"Bir gün torununuz size şunu sorabilir...
'Dede, domates gerçekten kokar mıydı?'
İşte o gün vereceğiniz cevap, bugün yaptığımız tercihlere bağlı olacak.
Belki o çocuk Bursa'nın meşhur şeftalisini hiç tatmayacak.
Belki gerçek Gemlik zeytinini yalnızca fotoğraflarda görecek.
Belki de dedesinin anlattığı kokulu kavunları bir masal sanacak.
Çünkü iklim değişikliği önce sofralarımızı değil, hafızamızı değiştiriyor."

Geçtiğimiz günlerde Prof. Dr. Özhan Şimşek'in kaleme aldığı "Tohumların İntikamı" adlı kitabı büyük bir ilgiyle okudum.
Uzun yıllardır gastronomi üzerine yazıyorum.
Yüzlerce şefle konuştum.
Binlerce sofraya oturdum.
Türkiye'nin dört bir yanında üreticilerle buluştum.
Ama bu kitabın daha ilk sayfalarında karşıma çıkan bir soru uzun süre zihnimden çıkmadı.
"İnsan tohumu mu evcilleştirdi, yoksa tohum mu insanı?"
Belki de gastronominin en önemli sorusu budur.
Çünkü gastronomi aslında mutfakta başlamıyor.
Toprakta başlıyor.
Bir avuç tohumda...
Bir damla suda...
Ve gökyüzüne bakan çiftçinin duasında...
Biz çoğu zaman gastronomiyi tabakta görüyoruz.
Oysa tabağa gelene kadar geçen binlerce yıllık bir yolculuk var.
Tohum...
Toprak...
Yağmur...
Güneş...
Çiftçi...
Hasat...
Ve sonunda mutfak...
İklim değişikliği işte bu yolculuğun en başına dokunuyor.
Dolayısıyla sofraya ulaşan her lokmaya da...
Son yıllarda restoranlarda en çok konuşulan konu yeni reçeteler değil.
Maliyetler...
Domates neden pahalı?
Zeytinyağı neden bu kadar arttı?
Buğday neden verimsizleşiyor?
Üzüm neden eski aromasını kaybediyor?
Sorular farklı...
Cevap aynı.
İklim değişiyor.
İklim değiştikçe gastronomi de değişiyor.
Üstelik bunu sessizce yapıyor.
Prof. Dr. Özhan Şimşek kitabında okuyucuya çok çarpıcı bir hayal kurduruyor.
"2035 yılındaki sofrayı düşünün."
Masada yine domates var.
Zeytin var.
Ekmek var.
Ama hiçbirinin tadı eskisi gibi değil.
Domates kokusunu kaybetmiş.
Zeytinyağı daha kıymetli hâle gelmiş.
Ekmek daha pahalı.
Ve sofradaki çocuk annesine soruyor:
"Anne... Bunun fiyatı neden bu kadar yüksek?"
İşte iklim krizi böyle geliyor.
Sessizce...
Usulca...
Ama soframızın tam ortasına oturarak...
Kitabın en çarpıcı bölümlerinden biri ise İrlanda'nın patates kıtlığı...
1840'larda milyonlarca insanın temel besini patatesti.
Sorun patates değildi.
Sorun çeşitliliğin kaybolmasıydı.
Tek tip üretim...
Tek tip tohum...
Ve ardından gelen hastalık...
Yaklaşık bir milyon insan hayatını kaybetti.
Bir milyondan fazla insan ülkesini terk etmek zorunda kaldı.
Bir ülkenin kaderi değişti.
Bugün bize çok uzak görünen bu hikâye aslında çok yakınımızda duruyor.
Çünkü iklim değişikliğiyle birlikte yalnızca sıcaklık artmıyor.
Tarımsal riskler de büyüyor.
Kitabın beni en çok etkileyen bölümü ise yaşlı bir Anadolu kadınının hikâyesiydi.
1940'lardan kalan kavun tohumlarını yıllarca saklıyor.
Bir gün çocuklar o tohumları okul bahçesine ekiyor.
Yaz geliyor.
Bahçeye yayılan kavun kokusu bütün köyü ayağa kaldırıyor.
Yaşlı insanlar çocukluklarını hatırlıyor.
Bir köy kendi hafızasını yeniden buluyor.
Ve yaşlı kadın sadece şu cümleyi kuruyor:
"Ben onları saklamadım kızım... Onlar beni sakladı."
İşte gastronomi tam da budur.
Yalnızca yemek değildir.
Hatıradır.
Kimliktir.
Çocukluktur.
Bir toplumun ortak hafızasıdır.
Bursa açısından baktığımızda mesele çok daha büyük.
Çünkü Bursa yalnızca otomobil üreten bir şehir değildir.
Aynı zamanda Türkiye'nin en güçlü tarım kentlerinden biridir.
Şeftalisi...
Siyah inciri...
Armutu...
Domatesi...
Zeytini...
Kestanesi...
Üzümü...
Kirazı...
Biberi...
Ve yüzlerce yıllık üretim kültürü...
Bursa'nın gastronomi geleceği yalnızca şeflerin elinde değildir.
O gelecek;
Mustafakemalpaşa'da buğday eken çiftçinin,
Karacabey'de domates yetiştiren üreticinin,
İznik'te zeytin ağacına bakan köylünün,
Keles'te kiraz toplayan emekçinin,
Yenişehir'de biber yetiştiren üreticinin,
Orhangazi'de zeytin budayan ustanın ellerindedir.
Çünkü iyi restoranlar mutfakta kurulmaz.
Önce tarlada kurulur.
Bugün dünyanın en büyük şefleri artık yalnızca yemek yapmayı konuşmuyor.
Toprağı konuşuyor.
Su yönetimini konuşuyor.
Karbon ayak izini konuşuyor.
Yerel üreticiyi konuşuyor.
Atalık tohumları konuşuyor.
Çünkü geleceğin gastronomisi yalnızca lezzet üretmek değil...
Doğayı koruyarak üretmek olacak.
Bursa'dan Bir Çağrı
Bursa, Türkiye'nin gastronomi başkentlerinden biri olmayı hedefliyorsa artık yalnızca restoranlarını değil;
Toprağını...
Suyunu...
Tohumunu...
Ve çiftçisini de korumak zorundadır.
Neden Bursa'da bir "Gastronomi ve İklim Konseyi" kurulmasın?
Neden her ilçede Atalık Tohum Bahçeleri oluşturulmasın?
Neden belediyelerimiz, üniversitelerimiz, ziraat odalarımız ve gastronomi dernekleri aynı masada buluşmasın?
Neden ilkokullarda her çocuğa bir tohum emanet edilmesin?
Çünkü geleceğin en büyük mirası banka hesaplarımız değil;
Çocuklarımıza bırakacağımız bereketli topraklar olacaktır.
Prof. Dr. Özhan Şimşek, Tohumların İntikamı kitabında satır aralarında çok önemli bir gerçeği hatırlatıyor:
"İklim değişikliği bizi aç bırakmaz; hazırlıksız bırakır."
Ben buna küçük bir cümle daha eklemek istiyorum.
Toprağını koruyan toplumlar mutfağını korur.
Mutfağını koruyan toplumlar kültürünü korur.
Kültürünü koruyan toplumlar ise geleceğini korur.
Çünkü bir gastronomi yazarı olarak yıllardır restoranları geziyorum.
Şefleri dinliyorum.
Yeni tabaklar görüyorum.
Ama Prof. Dr. Özhan Şimşek'in kitabını bitirdiğimde şunu fark ettim:
Aslında dünyanın en büyük mutfağı bir restoran değildir.
Topraktır.
Ve dünyanın en büyük aşçısı da...
Doğadır.
Biz yalnızca onun tarifini bozmayacak kadar akıllı olmalıyız.
Çünkü...
İklim değişirse yalnızca hava değişmez.
Tohum değişir.
Tarım değişir.
Gastronomi değişir.
Kültür değişir.
Ekonomi değişir.
Ve en sonunda...
Biz değişiriz.
Kitap Notu
Prof. Dr. Özhan Şimşek'in Tohumların İntikamı adlı eseri, yalnızca tarım üzerine yazılmış bir kitap değil; gastronomi, iklim, gıda güvenliği ve insanlığın geleceği üzerine güçlü bir düşünce yolculuğu. Şeflerden üreticilere, yerel yöneticilerden anne babalara kadar, yarının sofralarını dert edinen herkesin okuması gereken önemli bir eser
Yazarın diğer yazıları
- İklim değişirse tabağımız ne olur? 19 Temmuz 2026 Pazar, 11:03
- Bursa'nın hafızası çarşısında, ruhu esnaf lokantalarında saklı 04 Temmuz 2026 Cumartesi, 13:41
- Boşnakların soframıza bıraktığı miras 02 Temmuz 2026 Perşembe, 16:10
- Kültür Yolu Gastronomi yoluna dönüşür mü? 28 Haziran 2026 Pazar, 14:03
- Kalitenin izinde atların gözlerinde 18 Haziran 2026 Perşembe, 19:28
- Otelcilerin bir yanı bahar bahçe bir yanı yaprak dökümü 07 Haziran 2026 Pazar, 15:51
- Zeytinin gölgesindeki miras: Trilye 31 Mayıs 2026 Pazar, 13:01
- Türk mutfağının durumunu anlatan fotoğraf 17 Mayıs 2026 Pazar, 12:19
- Kaç Mudanya var? Senin Mudanya'n Hangisi? 11 Mayıs 2026 Pazartesi, 19:58
- Et tüketimine iklim krizi freni: 1,5 porsiyon tarihe mi karışacak? 04 Mayıs 2026 Pazartesi, 16:44
Yazarlar
- NATO zirvesinde Bursa detayı Hasan Boztürk
- Bursa'nın dağ ilçelerinde her yıl aynı sorun... Hasan Yalçın
- Kira yük! Satılık hayal... Elif Didem Danacıoğlu
- Daha iyi bir Bursa mümkün Prof. Dr. Murat Taş
- İlk etap kamp sona erdi. Geliyor gelmekte ol... Çetin Sabırlı
- Bursaspor ve pilot takımda sıcak gelişmeler! Cevdet Altınel
- Bursa'nın müziksiz oynanan tek geleneksel ha... Aylin Tekir
- Bursa'nın havası hareketli, yeri sessiz! İsmail Arslan
- Bursa'da gündeme bomba gibi düşen iddia: Ücr... E. Pınar Turan Kahraman
- Her 10 kişiden biri zehirleniyorsa eğer..! Binay Kazan
- Acemler'de yeni emeğin yalnızlığı Prof. Dr. Celalettin Yanık
- Memur emeklisi soruyor: Seyyanen zam neden yok? Ferdi Sönmez
- İklim değişirse tabağımız ne olur? Ramazan Başan
- Çocuklar geleceğimizin teminatıdır... Tolga Bahadır Şimşek
- Süresiz nafaka dönemi bitiyor mu? Av. Ezgi Ay Sayma
- Yapay zekâ ile daire sunumları Yeşim Mutlu
- Karagöz: Hayal İçinde Hayal sergisi Kamuran Vatansever
- Kabine değişikliği ve Mehmet Şimşek'in durumu Metehan Demir
- Kazanan yine kasa! Emre Özpeynirci
- Yarın faiz kararı ne yönde olacak? Levent Yılmaz
- Zeynep Sönmez Türk tenisinde bir ilke imza attı Engin Aksöz