Ramazan Başan

Ramazan Başan

ramazan.basan@hotmail.com

Boşnakların soframıza bıraktığı miras

2026.07.02 16:10 - Son Güncellenme: 2026.07.02 17:03
A

Geçtiğimiz günlerde Boşnak Dostlar Grubu'nun davetiyle Almira Hotel'de düzenlenen Temmuz buluşmasında, "Balkanlardan Bursa'ya: Bir Göçün Sofraya Bıraktığı Miras" başlıklı bir sunum gerçekleştirdim.

Sunum boyunca bir kez daha gördüm ki...

Göç yalnızca insanların bir coğrafyadan başka bir coğrafyaya gitmesi değildir.

Göç; hafızanın yolculuğudur.

Kültürün yolculuğudur.

Sofraların, tariflerin, kokuların, türkülerinin ve geleneklerin yolculuğudur.

Bugün Bursa mutfağının zenginliğini konuşurken, bu zenginliğin önemli bir bölümünün Balkanlardan gelen göçlerle şekillendiğini unutmamak gerekir.

Boşnak böreği...

Kaymak...

Ajvar...

Ev yoğurdu...

Kahve kültürü...

Misafirperverlik...

Hepsi yalnızca birer lezzet değil, nesilden nesile taşınan bir yaşam biçimidir.

Ancak o akşam beni en çok etkileyen, anlattığım sunum kadar Boşnak Dostlar Grubu'nun ortaya koyduğu örnek dayanışma ruhu oldu.

Bugün aynı şehirde yaşayıp birbirini tanımayan insanların çoğaldığı bir dönemde, farklı mesleklerden, farklı kuşaklardan Boşnak dostlarımızın kültürlerini yaşatmak, dostluklarını güçlendirmek ve ortak değerlerini geleceğe taşımak amacıyla her ay düzenli olarak bir araya gelmeleri gerçekten takdiri hak ediyor.

Üstelik bu toplantılar yalnızca bir akşam yemeği buluşması değil.

Her ay farklı bir konuğun ağırlandığı, tarihin, kültürün, ekonominin, sanatın ve güncel meselelerin konuşulduğu; insanların birbirinden öğrendiği, fikir alışverişinde bulunduğu bir gönül meclisi niteliğinde.

Bana göre bu, geçmişten günümüze taşınan Boşnak kültürünün en güzel özelliklerinden birinin yaşatılmasıdır.

Çünkü Boşnak kültüründe sofra, hiçbir zaman sadece yemek yenilen bir masa olmadı.

Sofra; büyüklerin tecrübelerini anlattığı, çocukların dinlemeyi öğrendiği, komşuların dost olduğu, misafirin baş tacı edildiği bir okuldu.

Bosna kahvesinin ağır ağır pişirilmesi de, incecik yufkalarla açılan böreğin sabırla hazırlanması da aynı kültürün bir parçasıdır.

Boşnak kültürü; acele etmeyi değil, paylaşmayı...

Gösterişi değil, samimiyeti...

Yalnızlığı değil, birlikte yaşamayı öğretir.

Belki de bu yüzden, tarih boyunca yaşadıkları büyük göçlere ve acılara rağmen kültürel kimliklerini korumayı başarmışlardır.

Boşnak Dostlar Grubu bugün Bursa'da tam da bu mirası yaşatıyor.

Birlikte hatırlıyorlar.

Birlikte öğreniyorlar.

Birlikte üretiyorlar.

Ve en önemlisi, kültürlerini gelecek kuşaklara birlikte taşıyorlar.

Keşke Bursa'daki bütün hemşehri dernekleri, kültür toplulukları ve sivil toplum kuruluşları bu anlayışı örnek alsa...

Çünkü kültür yalnızca arşivlerde saklanarak değil; insanların aynı sofranın etrafında buluşmasıyla yaşar.

Sunumumuzun ikinci bölümünde ise günümüz dünyasının yükselen kavramlarından biri olan gastrodiplomasi üzerine konuştuk.

Eskiden ülkeler güçlerini ordularıyla gösterirdi.

Bugün ise mutfaklarıyla, kahveleriyle, peynirleriyle, zeytinyağlarıyla ve sokak lezzetleriyle dünyada söz sahibi olmaya çalışıyorlar.

Bunun en çarpıcı örneklerinden biri Almanya.

1960'lı yıllarda işçi göçüyle Almanya'ya giden Türkler, yanlarında döneri de götürdüler.

Kimse o günlerde bunun milyarlarca avroluk bir ekonomik değere dönüşeceğini tahmin etmiyordu.

Bugün Almanya'da on binlerce döner işletmesi faaliyet gösteriyor. Sektörün milyarlarca avroluk bir ekonomik hacme ulaştığı, her gün yüzlerce ton döner üretildiği konuşuluyor. Hatta döner fiyatlarındaki artış, Alman kamuoyunda "Dönerflation" adıyla enflasyon tartışmalarının sembollerinden biri hâline gelmiş durumda.

Tam da bu noktada kendimize şu soruyu sormamız gerekiyor:

Almanya, Anadolu'dan giden bir lezzeti küresel bir markaya dönüştürebildiyse; Bursa neden İskender'iyle, Boşnak Böreği'yle, Cantık'ıyla, Gemlik Zeytini'yle, Siyah İnciri'yle ve Kestane Şekeri'yle aynı başarıyı yakalayamasın?

Bizim eksiğimiz ürün değil.

Bizim eksiğimiz, bu ürünleri ortak bir vizyonla markalaştıracak irade.

Bursa, sanayide nasıl güçlü bir şehir olduysa, gastronomide de yalnızca Türkiye'nin değil, Balkan coğrafyasının öncü şehirlerinden biri olabilir.

Yeter ki sahip olduğumuz mirasın kıymetini bilelim.

Çünkü bazen bir şehrin geleceği, fabrikalarında değil...

Sofrasında yazılır.


A

Yazarın diğer yazıları

Yazarın Tüm Yazıları