Engelli emekliliğinde gözler Anayasa Mahkemesi'nde: Şimdi ne olacak?

2026.08.13 01:42 - Son Güncellenme: 2026.08.13 01:42
A

Değerli okurlar,

Bir süredir bu köşede sosyal güvenlik konusunda en fazla konuştuğumuz başlıklardan biri, engelli vatandaşlarımızın emeklilik haklarında yapılan değişiklikler.

Özellikle 15 Ocak 2025 tarihinde yürürlüğe giren düzenlemenin ardından, bu konuda mağduriyet yaşadığını belirten çok sayıda vatandaşımızdan mesaj alıyorum.

Bu konuda bana ulaşan vatandaşlarımızın ortak sorusu şu:

"Yıllarca çalıştık, primlerimizi ödedik. Engellilik raporumuza ve mevcut mevzuata göre emeklilik hesabımızı yaptık. Şimdi kurallar değişti. Emekliliğimiz ne olacak?"

Üstelik yapılan değişiklik, bugün emekli olacaklarla sınırlı değil; gelecekte emekli olacak birçok vatandaşımızı da ilgilendiriyor.

Yıllardır çalışan, prim ödeyen ve emeklilik planını mevcut kurallara göre yapan binlerce vatandaşımız, yeni sistemin kendileri açısından nasıl sonuç doğuracağını öğrenmek istiyor.

Ben de bugün bir kez daha bu konuyu gündeme getirmek ve engelli vatandaşlarımızın yaşadığı mağduriyetleri, değişen emeklilik şartlarını ve gözlerin çevrildiği Anayasa Mahkemesi sürecini anlatmak istiyorum.

Çünkü burada yalnızca teknik bir sosyal güvenlik düzenlemesinden söz etmiyoruz.

İnsanların yıllarca yaptıkları emeklilik hesabından ve geleceğe ilişkin beklentilerinden söz ediyoruz.

15 Ocak 2025'te ne değişti?

7538 sayılı Kanun ile 15 Ocak 2025 tarihinden itibaren, özellikle ilk sigortalılığı Ekim 2008'den önce başlayan 4/a (SSK) sigortalıları açısından, engellilik nedeniyle vergi indiriminden yararlanarak yaşlılık aylığına hak kazanılmasına ilişkin eski uygulama kaldırıldı.

Bunun yerine çalışma gücü kaybı esasına dayalı yeni bir değerlendirme getirildi.

Eski sistemde engellilik derecesi esas alınırken, yeni sistemde SGK sağlık kurulları tarafından kişinin çalışma gücü kaybı değerlendiriliyor.

İşte vatandaşlarımız açısından en önemli sorunlardan biri de burada ortaya çıkıyor.

Çünkü engellilik oranı ile çalışma gücü kaybı aynı kavram değil.

Vatandaşın elindeki sağlık kurulu raporunda yüzde 40, yüzde 50 veya daha yüksek bir engellilik oranı bulunurken, SGK'nin yeni sistemde yaptığı değerlendirmede çalışma gücü kaybı daha düşük çıkabiliyor.

Bunun sonucunda kişi, daha önce emeklilik hakkı açısından yeterli görülen sağlık durumuna rağmen yeni sistemde aranan şartları karşılayamayabiliyor.

Aynı hastalık, farklı değerlendirme

Yeni sistemin en çok tartışılan yönlerinden biri de birden fazla hastalığı bulunan kişilerin değerlendirilme biçimi.

Eski uygulamada farklı hastalıklar nedeniyle belirlenen engellilik oranları, belirli kurallar çerçevesinde birlikte değerlendirilebiliyordu.

Yeni çalışma gücü kaybı sisteminde ise aynı yöntem uygulanmıyor.

Örneğin bir vatandaşımızda yüzde 30 oranında göz rahatsızlığı, yüzde 20 oranında kalp rahatsızlığı bulunduğunu düşünelim.

Eski sistemde bu hastalıkların birlikte değerlendirilmesi sonucunda yüzde 40'ın üzerinde bir engellilik oranına ulaşılması mümkün olabiliyordu.

Yeni sistemde ise bu oranların aynı şekilde toplanması söz konusu değil.

Dolayısıyla kişinin birden fazla sağlık sorunu bulunmasına rağmen, emeklilik açısından gerekli çalışma gücü kaybı seviyesine ulaşamaması mümkün.

İşte vatandaşlarımızın haklı olarak sorduğu soru burada ortaya çıkıyor:

Hastalıklar aynıysa, neden emeklilik değerlendirmesi bu kadar farklı sonuç veriyor?

Emeklilik şartları da değişti

Değişiklik yalnızca sağlık değerlendirmesiyle sınırlı kalmadı.

İlk sigortalılığı 31 Aralık 2008 ve öncesinde olan 4/a sigortalılarından çalışma gücü kaybı yüzde 50-59 arasında tespit edilenler için 16 yıl sigortalılık ve en az 3.700 gün, yüzde 40-49 arasında tespit edilenler için ise 18 yıl sigortalılık ve en az 4.100 gün şartı aranıyor.

Oysa eski sistemde emeklilik şartları, kişinin sigorta başlangıç tarihine ve engellilik derecesine göre belirleniyor; bazı sigortalılar 3.600 gün gibi daha düşük prim günleriyle yaş şartı aranmaksızın emekli olabiliyordu.

Dolayısıyla yeni düzenleme bazı vatandaşlarımız için emeklilik tarihini ileriye taşıdığı gibi, daha fazla prim ödeme zorunluluğu da doğurabiliyor.

Burada asıl tartışılması gereken konu

Sosyal güvenlik mevzuatı elbette zaman içerisinde değişebilir.

Ancak burada önemli olan, yeni düzenlemenin geçmişte sigortalı olmuş ve emeklilik planını mevcut kurallara göre yapmış vatandaşlara nasıl uygulanacağıdır.

Çünkü bir kişi yıllarca prim ödemiş, engellilik durumunu belgelemiş ve mevcut mevzuata göre emeklilik hesabını yapmışsa, sonradan yapılan değişikliğin bu kişinin beklentisine etkisi göz ardı edilmemelidir.

Gözler Anayasa Mahkemesi'nde

7538 sayılı Kanun'un bazı hükümlerinin iptali ve yürürlüğünün durdurulması istemiyle Anayasa Mahkemesi'nde dava açıldı.

Dosya, E.2025/78 esas numarasıyla Anayasa Mahkemesi'nin önünde bulunuyor.

Anayasa Mahkemesi Genel Kurulu, 6 Mart 2025 tarihli gündeminde davanın esasının incelenmesine ve yürürlüğün durdurulması talebinin esas inceleme aşamasında karara bağlanmasına karar verdi.

Vatandaşlarımız şimdi Anayasa Mahkemesi'nden çıkacak kararı bekliyor.

Çünkü verilecek karar, binlerce vatandaşımızın emeklilik hesabını doğrudan etkileyecek.

Çözüm gecikmemeli

Benim kanaatim, bu konuda artık vatandaşın önündeki belirsizliğin sona erdirilmesi gerektiğidir.

Daha önce alınmış engellilik raporlarının ve vergi indirimi belgelerinin tamamen yok sayılmasının doğurduğu sonuçlar yeniden ele alınmalıdır.

Birden fazla hastalığı bulunan vatandaşların sağlık durumlarının daha bütüncül değerlendirilmesi de ayrıca düşünülmelidir.

Çünkü sosyal güvenlik sisteminin sürdürülebilirliği kadar, bu sistemin adalet duygusunu ve vatandaşın devlete olan güvenini koruması da önemlidir.

Anayasa Mahkemesi'nin 7538 sayılı Kanun'la getirilen düzenlemeler hakkında kararını bir an önce vermesini ve vatandaşlarımızın yaşadığı hukuki belirsizliğin sona ermesini bekliyoruz.

Çünkü sosyal güvenlik yalnızca prim günü, sigortalılık süresi ve aylık hesabından ibaret değildir.

Sosyal güvenlik, insanın geleceğine güvenebilmesidir.


A

Yazarın diğer yazıları

Yazarın Tüm Yazıları