Ramazan Başan

Ramazan Başan

ramazan.basan@hotmail.com

Festival üç gün, gastronomi 365 gün

2026.09.02 01:25 - Son Güncellenme: 2026.09.02 01:25
A

Bursa Gastronomi Festivali, 18-20 Eylül 2026 tarihlerinde Merinos Parkı'nda beşinci kez kapılarını açacak.

Bu yıl festival, Bursa'nın fethinin 700. yılına ithafen "Fetheden Lezzetler" mottosuyla gerçekleştirilecek.

İlk festivalden bu yana Bursa'da Gastronomi Festivali yapılmasını destekleyenlerden biriyim.

Çünkü gastronomi festivallerini yalnızca üç gün boyunca yemek yenilen, şeflerin sahneye çıktığı, konserlerin verildiği organizasyonlar olarak görmüyorum.

Doğru kurgulandıklarında bu festivaller şehirlerin markalaşmasına, turizmin gelişmesine, yerel ürünlerin tanıtılmasına, işletmelerin gastronomiye bakışının değişmesine ve en önemlisi şehirde bir gastronomi ekosistemi oluşmasına katkı sağlıyor.

Bursa'da da öyle oldu...

Bugün geriye dönüp baktığımızda beş yıl öncesinden farklı bir Bursa gastronomisi görüyoruz.

Abdal Meydanı artık yerli ve yabancı turistlerin uğrak noktalarından biri.

Eker Meydan, PodyumPark, ParkOra gibi farklı alternatiflerle birlikte yalnızca yeme-içme üzerinden bile yeni çekim ve buluşma noktaları oluştu.

Şefler markalaştı, işletmeler öne çıktı

Bursa'da şefler daha görünür hale geldi.

Şef Bülent Barış, Tarık Üstad, Barış Uysal, Emir Topuk, Ali Müfit, Haluk Dedeoğlu, Ali Özdal...

Bunlar ilk aklıma gelenlerden sadece birkaçı.

İşletmeler de kendi başlarına gastronomi turizminin parçası haline gelmeye başladı.

Tarihi Taş Fırın, İnanç Fırını, Abidin Usta, Acı Dayı Cantık, Yeşil Pideli Köfte, Ulus Pastanesi, Giritli, Tola, İnan Kardeşler, Rumeli Kardeşler, Seyyar Börek, Kayhan Köfte, İdris Pideli Köfte, Zennup, Ciğergâh, Beykapı...

Bu markaların her biri bugün Bursa'ya gelen bir ziyaretçinin gastronomi rotasına girebilecek güce sahip.

GASTRODER, UGTD gibi gastronomi dernekleri hayata geçti.

Sonra Özgür Gül diye bir adam çıktı...

Yılda 52 hafta var; neredeyse her hafta yemek ve içecek eşleşmeleri üzerine tadım organizasyonları yaptı. İnsanları aynı sofranın etrafında buluşturdu, yeni tatları ve yeni işletmeleri keşfetmelerini sağladı.

Onlarca "influencer" dediğimiz yeni nesil tanıtım elçisi ortaya çıktı. Mekânları, yemekleri, ustaları anlattılar. Beğeniriz, eleştiririz ama bu arkadaşların da Bursa gastronomi ekosisteminin gelişmesine önemli katkıları oldu ve olmaya devam ediyor.

Gastro Akademi gibi mutfak okulları, barista eğitim merkezleri açıldı.

Belediyelerin gastronomiye ilgisi arttı.

Festivallerin, çalıştayların, turizm toplantılarının bir tarafında mutlaka gastronomi konuşulmaya başlandı.

Gastronomi, giderek popüler kültürün de bir parçası haline geldi.

Keşke daha fazla olsaydı ama şehirde her hafta düzenli olarak gastronomi ve turizm yazan birkaç kişiden biri olarak bütün bu değişimi yakından izleme fırsatı buldum.

Festivali belediye yapar, şehir yaşatır

Bu süre içerisinde Trabzon'dan Ayvalık'a, Kuşadası'ndan Gaziantep'e kadar onlarca gastronomi festivaline katıldım.

İçlerinde onuncu yılını geride bırakanlar bile var.

Gördüğüm ve öğrendiğim çok önemli bir şey var:

Festivalleri belediyeler organize eder ama festivalleri yaşatan; o şehrin şefleri, işletmeleri, üreticileri, esnafı ve o şehirde yaşayan insanlardır.

Bir gastronomi festivalinin başarısını sadece üç günlük ziyaretçi sayısıyla ölçerseniz eksik ölçersiniz.

Asıl başarı, festival bittikten sonra şehre ne kaldığıdır.

Kaç yeni gastronomi markası çıktı?

Kaç yerel ürün görünür oldu?

Kaç üretici güçlendi?

Kaç şef markalaştı?

Şehre gastronomi amacıyla gelen turist sayısı arttı mı?

İşte asıl mesele bunlar.

Bu yıl program gerçekten güçlü

Geçtiğimiz günlerde Bursa Gastronomi Festivali'nin basın lansmanı gerçekleştirildi.

Bugüne kadar çok sayıda festival programı inceledim. Bu yılki programın oldukça zengin ve çok katmanlı hazırlandığını söyleyebilirim.

Özellikle akademik çalışmaların festivalin içerisine dahil edilmesini ve organizasyonun uluslararası bir boyut kazanmasını değerli buluyorum.

27-30 Ağustos tarihlerinde gerçekleştirilen Deneyimsel Gastronomi Kongresi ile Bursa mutfağının bilimsel olarak araştırılması, belgelenmesi ve akademik literatüre kazandırılması hedefleniyor.

Çünkü mutfağı sadece pişirerek yaşatamazsınız.

Kaydetmeniz, araştırmanız, belgelemeniz ve gelecek kuşaklara aktarmanız gerekir.

Festival alanında en fazla ilgi çekecek bölümlerden birinin ise "Fetheden Lezzetler Sokağı" olacağını düşünüyorum.

Burada ziyaretçiler Bursa'nın 700 yıllık mutfak hikâyesini yalnızca yemekler üzerinden değil; yaşam biçimi, pişirme teknikleri ve mutfak kültürü üzerinden de deneyimleme fırsatı bulacak.

Bursa sofrası dünyaya açılıyor

Festivalin uluslararası bir boyut kazanması da önemli.

10 ülkeden 12 kardeş şehrin festivale katılması planlanıyor.

Son yıllarda sıkça konuşulan "gastrodiplomasi" kavramının Bursa açısından karşılık bulabileceği önemli bir alan burası.

Çünkü bazen ülkelerin birbirini tanımasının en kolay yolu uzun diplomatik metinlerden değil, aynı sofraya oturmaktan geçiyor.

Açılış oturumunun Bursa'dan çıkan ve bugün Türkiye gastronomisinin en önemli isimlerinden biri haline gelen Şef Ömür Akkor ile başlamasını da anlamlı buluyorum.

Ancak festivalin bana göre en önemli çıktılarından biri, 2035 Bursa Gastronomi Vizyonu Belgesi ile Bursa Turizm Master Planı'nın kamuoyu ile paylaşılacak olması.

Çünkü festival üç gün sürer.

Vizyon ise önümüzdeki yılları şekillendirir.

Benim asıl merak ettiğim de tam olarak bu:

2035 yılında Bursa gastronomide nerede olmak istiyor?

165 stant, 20 mutfak şovu, 13 yarışma...

Festival alanında 165 stant yer alacak.

Coğrafi işaretli yerel lezzetlerden ulusal lezzetlere, kadın kooperatiflerinden farklı tematik alanlara kadar geniş bir içerik hazırlanıyor.

Festival boyunca 20 mutfak şovu ve söyleşi, 3 konser ve 13 yemek yarışması gerçekleştirilecek.

Tabii yine çeyrek altını kazanacağım diye limitsiz baklava, börek yiyip yarışmayı hastanede tamamlayanlara şahit olur muyuz, onu da göreceğiz!

Gastronomi festivallerinin artık değişmeyen başka bir klasiği daha var:

Festival festival gezen aynı meşhur isimler ve benim tabirimle "bankamatik şefler" gelecek; on dakikalık şovunu yapıp bir sonraki festivale gidecek.

Gitsinler...

Bursa gastronomisine yine Bursa'da yaşayan bizler sahip çıkacağız.

Çünkü bir şehrin gastronomisini dışarıdan gelen ünlü isimler değil; her sabah dükkânının kepengini açan esnaf, mutfağa giren şef, tarlasına giden üretici, ürün geliştiren işletmeci, araştıran akademisyen, yazan gazeteci ve o sofraya oturan Bursalılar büyütür.

Bu nedenle Bursalı Eser Yenenler ve İbrahim Büyükak'ın programda yer almasına ayrıca sevindim.

Konserlerin festivalin önüne geçirilmemesini de doğru buluyorum.

İlk çıkışından itibaren desteklediğim Gastro Müzik Korosu'nun da Şef Aysel Gürel yönetiminde yine güzel bir performans sergileyeceğine inanıyorum.

Gastronomi Fotoğraf Yarışması da festivalin kalıcı hafıza oluşturabilecek nitelikli çalışmalarından biri.

Festival biter, geriye ne kalır?

Beş yıl önce Bursa Gastronomi Festivali başladığında önemli bir adım atılmıştı.

Bugün geldiğimiz noktada artık ikinci aşamayı konuşmamız gerekiyor.

Bursa gastronomisini Türkiye'de ve dünyada nasıl daha görünür hale getireceğiz?

Turist Bursa'ya yalnızca Ulu Cami'yi, Hanlar Bölgesi'ni, Cumalıkızık'ı veya Uludağ'ı görmek için değil; Bursa'da yemek yemek için de gelecek mi?

Bursa denildiğinde İskender kebabının yanına hangi ürünleri, hangi ustaları, hangi şefleri ve hangi gastronomi deneyimlerini ekleyebileceğiz?

Asıl başarı kriterimiz bunlar olmalı.

Çünkü festival 18 Eylül'de başlayacak, 20 Eylül'de bitecek.

Ama Bursa'nın gastronomi hikâyesi 700 yıldır devam ediyor.

Ve devam etmek zorunda.

Bu nedenle 5. Bursa Gastronomi Festivali'nin hazırlanmasında emeği geçen herkesi şimdiden kutluyorum.

Şehrimize, esnafımıza, üreticimize ve gastronomi dünyamıza katkı sağlamasını diliyorum.

Ve bu vesileyle bütün Bursalı hemşehrilerime eski ama bugünlerde her zamankinden daha anlamlı bir dilekle sesleniyorum:

Ağzımızın tadının hiç bozulmadığı günlerimiz olsun.


A

Yazarın diğer yazıları

Yazarın Tüm Yazıları