Prof. Dr. Celalettin Yanık

Prof. Dr. Celalettin Yanık

Bursa'nın görünmez duvarları ve kiracıları

2026.09.01 09:06 - Son Güncellenme: 2026.09.01 09:06
A

Geçtiğimiz günlerde belki de birçoğumuzun sosyal medyasında yapay zekâ üretimi bir fotoğraf kolajı dolaşıma girdi. Sosyal medyalarınıza yansıyan "Avrupa'da bir şehir olsaydı Bursa nasıl görünürdü?" kolajı, aslı olmayan bir sahtelikti.

Söz konusu bu kolajın arka planında işleyen algoritma, hiç yaşanmamış bir geçmişin, büyük göç dalgalarından azade, tarihi dokusunu bir cam fanus içerisine dondurulmuş o steril hiper-gerçekliği tasvir ediyordu. Ancak bu naif nostalji yanılsamasının hesaplayamadığı acımasız bir gerçeklik vardı.

Bu ise, kapitalizmin mekânsal üretimiydi. Bursa, hiçbir zaman bir Avrupa kasabası biblosu olamazdı. Çünkü o, kendi tarihi dokusunu mekânın ekonomi-politiği uğruna yutarak büyümek zorunda kalan devasa bir sanayi şehrine dönüşmek zorundaydı.

Şehrin sokaklarını dolaştığımızda karşımızda geçmişin o organik ve dingin bütünlüğünü göremiyoruz. Gördüğümüz şey, daha çok, "ikili şehir" biçimi, yani birbirine tamamen sağır sosyolojik adacıklara bölünmüş bir megapoldür. Sosyo-ekonomik dinamiklerin şehri parçalamasıyla mekân, müşterek bir hayat alanı olmaktan çıkmış vaziyette.

Bir tarafta "gönüllü gettolar" olarak kavramsallaştırılabilecek olan yüksek duvarlı, şifreli ve kameralı sitelerde kendi steril "Avrupa'sını" simüle eden batı adacıkları... Diğer tarafta ise şehrin ağır sanayi yükünü sırtlayan, mekânsal dışlanmışlık ve hayatta kalma telaşıyla kendi içine kapanan doğu ve kuzey çeperleri.

Bu derin mekânsal ayrışma, Bursa'nın beşerî ve sosyal sermayesini geri dönülmez biçimde dönüştürüyor. Eskinin o bütünleşik şehir burjuvazisi ve yerleşik esnaf kültürü eriyip kayboldu. Böylece şehir, farklı habitusların ve kültürel sermayelerin birbirine yabancılaştığı bir sahneye dönüştü.

Öyle ki, şehrin diğer yakasına pasaportsuz geçilen bir yabancı ülkeymiş gibi bakan, aidiyetini şehre değil "kendi adacığına" bağlayan parçalı bir kalabalık peyda oldu. Kitleler, artık geniş meydanlarda olmaktan daha çok, gelir seviyesine göre ayrıştırılmış mekânlarda yığınlar halinde var oluyor.

Söz konusu sosyolojik yarılmanın üstesinden gelebilmek adına neler yapılabilir? Çünkü bu durum, şehrin iki yakası arasına yeni yollar açmakla çözümlenecek potansiyele sahip değil. Birbirine yabancılaşmış bu adacıkları aynı amaç ve mekânda buluşturacak radikal sosyolojik hamleler mümkün.

Şehrin idaresinde yer alanların, insanların sadece tüketici olarak bir araya geldiği mekânlara alternatif üretmek üzerinde birleşmesi gerekiyor. Bu, zenginin de dar gelirlinin de aynı bankta oturmaktan, aynı açık hava konserini izlemekten imtina etmeyeceği, gelir farkını eriten, şehirde toplanma alanları tasarlamak demektir. Yani, insanlar birer tüketici olarak değil, farklı habitusların birbirleri ile temas edebildiği gerçek karşılaşma mekânları üretilmek zorundadır.

Bugün Bursa'nın batısı bir kültür, sanat ve gastronomi monopolü haline gelmişken, şehrin doğusu ve kuzeyi saf haliyle yatakhane ve üretim bandı olarak görülmektedir. Şehrin mahalli idaresinde yetkiye sahip olanlar, şehrin en prestijli tiyatro salonlarını, teknoloji merkezlerini veya modern kütüphanelerini şehrin dezavantajlı mahallelerine inşa etmelidir. İzmir Yolu'ndaki elitlerin, nitelikli bir etkinlik için Ankara Yolu'na geçmesini zorunlu kılan bir "kültürel dengeleme" yapılmadan simgesel şiddeti aşmak mümkün görünmemektedir.

Sivil toplumun sahip olduğu fonlar ve enerjiler, şehrin ekolojisini, kadın istihdamını, teknolojik gençliğini ve kentlilik bilincini savunan evrensel tahayyüllere kaydırılmalıdır.

Şehrin sanayicileri ve elitleri, şehrin çeperlerine ördükleri yüksek duvarlı sitelerden ve tecrit edilmiş fabrikalarından çıkmalıdır.

Kazandıkları devasa sermaye ile sadece özel okullar veya rezidanslar değil, şehrin tüm çocuklarının faydalanabileceği bağımsız sanat vakıfları ve açık inovasyon laboratuvarları ile şehre olan "sosyal borçlarını" ödemelidirler.

Birbirinin sokağına girmeyen, aynı şarkıya eşlik etmeyen ve aynı meydana çıkmayan kitleler, bir şehrin halkı değil, ancak o şehrin kiracıları olabilirler. Bursa'nın ihtiyacı olan şey, bu nedenle sosyolojik bir sözleşme yenilemesidir.


A

Yazarın diğer yazıları

Yazarın Tüm Yazıları