Prof. Dr. Celalettin Yanık

Prof. Dr. Celalettin Yanık

Yeşil Bursa'dan dönüşen akıllı sanayi şehre

2026.08.26 15:47 - Son Güncellenme: 2026.08.26 15:47
A

Tıp ve sosyoloji literatüründe son yıllarda tartışılan bir kavram var; bu kavramın adı "solastalji"dir. İnsanın doğduğu, büyüdüğü ve hiç terk etmediği halde çevresindeki doğanın ve mekânın hızla değişmesi yüzünden kendi evinde hissettiği o derin sıla hasretini, yani ekolojik matemi tanımlar.

Bunu, hepimizin hafızasındaki ortak bir fotoğrafla somutlaştırabiliriz. Düşünün ki kırk yıldır aynı mahallede, aynı sokaktaki evinizde yaşıyorsunuz. Gençliğinizde evinizin penceresinden sokağa baktığınızda yüzünüze vuran fesleğen kokusu, toprağın yağmur sonrası yaydığı ferahlık, bugün yerini devasa sitelerin gölgelerine ve bitmek bilmeyen egzoz uğultusuna bırakmış halde. Sabahları Uludağ'ın o azametli görüntüsü yerine, artık oturduğumuz steril sitelerde sadece yan bloğun gri duvarını veya plazaların cam yansımalarını görüyorsunuz.

Dışarıdaki mekânsal dönüşüm yüzünden, doğduğunuz evin balkonunda otururken dahi o eski evi veya şehri özlüyorsunuz. Sizi doğup büyüdüğünüz şehre yabancılaştıran, gurbete gitmeniz değildir. Şehrin mekânsal değişimi sizi kendi evinizde bir gurbetçiye dönüştürmesidir. İşte solastalji, ayağınızın altındaki kesme taşlarla döşeli yolların yerini asfaltın almasıyla başlayan o sessiz ve derin matemin adıdır.

Bursa'nın son elli yılda geçirdiği devasa dönüşümü sadece ekonomi, sanayi veya göç rakamları üzerinden okumak, eksik bir okumadır. Çünkü bu şehrin sokaklarında, gözle görülmeyen ama derinden hissedilen kitlesel bir solastalji yaşanıyor.

Bursa'nın mekânsal dönüşümü ve değişiminde geldiğimiz bu noktaya bir rant hırsı ile mi ulaştık? Bu soruya verilebilecek cevap, elbette ki "hayır"dır. O halde bu dönüşümün dinamiklerini doğru analiz etmemiz gerekiyor. Zira Bursa'nın şeftali bahçelerinden ve ipekböceği kozalarından Türkiye'nin en büyük sanayi şehrine dönüşmesi bir gecede gerçekleşmedi. Bu, zirai yapıdan sanayi toplumuna geçişin, ülkenin kalkınma refleksinin ve küresel ekonomiye entegre olma çabasının mekânsal bir sonucuydu.

Türkiye, modern bir sanayi toplumu olmak adına üretmek zorundaydı ve Bursa, lojistik mevkii ile bu yükü diğer şehirlere oranla daha fazla sırtlanmış oldu. Şehrin çevresine kurulan fabrikalar yüz binlerce insana iş kapısı, ülkeye ihracat kalemi haline geldi.

Artan nüfus ve istihdam ihtiyacı, yatay mimariyi ve müstakil bahçeli evleri sürdürülemez kıldı. Şehir, dikey yönlü bir dönüşüme girdi. Yani yaşanan şey çok hızlı, hazırlıksız ve plansız yakalandığımız devasa bir kalkınma hamlesi krizidir.

Asıl üzerinde durmamız gereken nokta burasıdır: Bizler, yaşadığımız bu kaçınılmaz dönüşümle yüzleşmek yerine psikolojik bir savunma mekanizması geliştirdik. Şehrin dokusu griye, ekonomisi metale ve plastiğe dönüşürken, tabelalarda ve logolarda inatla "Yeşil Bursa" demeye devam ettik. Bu, açıkçası, bir bilişsel çelişkidir.

Gerçekliği inkâr ederek, kaybettiğimiz geçmişin bir nostaljisiyle avunuyoruz. Oysa nostalji, çoğu zaman geleceği inşa etmeyi engelleyen yanılsamadır.

Artık 1960'ların ovasına veya asmalı avlularına geri dönemeyiz. Doğamızı mahvettik diyerek matem tutmak veya sanayileşmeyi tümden reddetmek de meseleyi çözmeye yardımcı olmaz.

Okumamız gereken yeni gerçeklik şudur: Bursa, artık küresel bir sanayi metropolüdür. Çözüm, bugünün grileşen gerçeği içinde, sanayi ile doğanın birbirini boğmadığı yeni, sürdürülebilir ve modern bir ekolojik denge kurmaktır.

Şehirler dönüşür, önemli olan o dönüşümün öznesini ve aklını kaybetmemektir. Bursa'nın ihtiyacı olan şey, geçmişin matemini tutmak değil, bugünün gerçeğini kabul edip geleceğin yaşanabilir, akıllı sanayi şehrini hep birlikte tasarlamaktır.


A

Yazarın diğer yazıları

Yazarın Tüm Yazıları