Yazarlar
Ramazan Başan
ramazan.basan@hotmail.comNilüfer'in yeni yıldızı gastronomi
2026.08.30 17:08 - Son Güncellenme: 2026.08.30 17:08Nilüfer Belediye Başkanı Şadi Özdemir, "Şadi Başkan'la Kent Buluşmaları" kapsamında basın mensuplarıyla bir araya gelerek Nilüfer'in gündemine ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
Bursada Bugün gastronomi yazarı ve GASTRODER Başkanı olarak katıldığım toplantıda Başkan Şadi Özdemir'in Nilüfer'in geleceğini doğrudan ilgilendiren sanayi, tarım, konut, ulaşım, planlama, kültür, turizm ve gastronomi başlıklarındaki açıklamalarını dinleme fırsatı buldum.
Toplantının gerçekleştirildiği yer de aslında konuşulan konular kadar anlamlıydı.
Nilüfer Belediyesi tesislerinden NİLBEL Leylek Kafe ve Restoran, Fadıllı'da muhteşem Uluabat Gölü ve Apolyont, yani bugünkü adıyla Gölyazı manzarasına bakıyor.
Bir gastronomi yazarı olarak böyle bir yerde insanın gözü ister istemez sofraya da kayıyor.
Kahvaltı tabağı güzel ve doyurucuydu. Özellikle köy usulü hazırlanan gözleme ve köy reçellerini beğendim.
Ama küçük bir itirazım da var!
Fadıllı'dayız...
Bu tabağa Fadıllı'nın inciri ve yanı başımızdaki Karacabey coğrafyasının en karakteristik lezzetlerinden Mihaliç peyniri de eklenseydi, benden tam not alırdı.
Çünkü belediye tesislerini yalnızca insanların yemek yediği sosyal tesisler olarak görmemek gerekiyor.
Bu tesisler aynı zamanda bulundukları coğrafyanın vitrini olmalı.
Öğrendiğim kadarıyla NİLBEL'in benzer şekilde işlettiği başka tesisleri de bulunuyor.
Bence şimdi bu tesislerin menülerine başka bir gözle bakmanın zamanı geldi.
Menülerde kaç yerel ürün var?
Kaç coğrafi işaretli ürün var?
Bu ürünler nasıl sunuluyor?
Menüde ürünün hikâyesi anlatılıyor mu?
Ve en önemlisi; Nilüfer'e gelen bir ziyaretçi, belediyenin tesisinden kalkarken bu coğrafyanın hangi lezzetini öğrenmiş oluyor?
HASANAĞA ENGİNARI BİR MENÜ ÜRÜNÜNDEN FAZLASI OLABİLİR
Nilüfer'in elinde çok önemli bir gastronomik değer var:
Coğrafi işaret tescilli Hasanağa Enginarı.
Üstelik Bursa'da enginar üretimi son beş yılda yaklaşık yüzde 68 artmış durumda ve Bursa Türkiye enginar üretiminin yaklaşık yüzde 23,7'sini karşılıyor.
Hasanağa Enginarı iri yapısı, kalın ve etli çanağı, kılçıksız ve yumuşak yapraklarıyla karakteristik bir ürün.
Peki biz bu ürünü ne kadar değerlendiriyoruz?
Enginarın zeytinyağlısı var.
Yapraklarıyla hazırlanan enginar dolması var.
Enginar çayı var.
Enginar suyu var.
Enginar sirkesi var.
Enginar kreması var.
Konservesi, salamurası, dondurulmuş ürünü yapılabiliyor.
Dolayısıyla Hasanağa Enginarı'nı yılda birkaç hafta hatırlanan tarımsal bir ürün olmaktan çıkarıp 365 gün yaşayan bir Nilüfer markasına dönüştürmek mümkün.
Belediye enginar, incir gibi ürünleri üreticiden alıp kendi tesislerinde sattığını görüyorum.
Tarım ile gastronomiyi buluşturmanın yolu tam da buradan geçiyor.
KOPENHAG'DA GÖRDÜĞÜM BİR DÜKKÂN BANA BUNU DÜŞÜNDÜRDÜ
Geçtiğimiz günlerde yaptığım Kopenhag seyahatinde kentin bahçelerini ve botanik alanlarını ziyaret ettim.
Danimarkalıların "have" dedikleri bahçe kültürü son derece gelişmiş.
Bursa'nın yaşayan efsane belediye başkanlarından Erdem Saker'in de Botanik Park fikrinde bu kültürden esinlendiğini biliyoruz.
Benim dikkatimi çeken ise yalnızca bahçeler değildi.
Ziyaret ettiğim yerlerden birinin girişindeki dükkanda, içeride bulunan kelebek bölümünden hareketle kelebeği adeta bir markaya dönüştürmüşlerdi.
Peçeteden tişörte, kitap ayracından mutfak önlüğüne, duvar süsünden hediyelik eşyaya kadar onlarca farklı ürün...
Turizm ekonomisi biraz da böyle yaratılıyor.
Bir değeriniz varsa onu yalnızca göstermiyorsunuz; hikayeleştiriyor, tasarlıyor, ürüne dönüştürüyor ve ekonomiye katıyorsunuz.
Aynısını biz neden yapmayalım?
Enginar olur...
İncir olur...
Şeftali olur...
Zeytin olur...
Önemli olan ürüne 360 derece bakabilmek.
Hasanağa Enginarı'nın reçete kitabından mutfak önlüğüne, bez çantasından seramik enginar tabağına kadar neden onlarca ürünü olmasın?
Bu yaklaşım sadece Nilüfer Belediyesi için değil, Bursa'daki bütün belediye tesisleri için düşünülmeli.
NİLÜFER'İN TURİZM HARİTASINA BİR DE BÖYLE BAKALIM
Başkan Şadi Özdemir'in anlattığı projelerden beni en fazla heyecanlandıran noktalardan biri, Fadıllı-Akçalar-Gölyazı-Ayvaköy hattının tek bir turizm destinasyonu olarak düşünülmesi.
Aslında Nilüfer'in elinde tahmin edilenden çok daha büyük bir turizm envanteri bulunuyor.
Misi'den Gölyazı'ya uzanan Mysia Yolları yaklaşık 310 kilometrelik yürüyüş ve doğa rotası sunuyor. Yürüyüş, bisiklet, kamp, kuş gözlemciliği, doğa fotoğrafçılığı ve sportif olta balıkçılığı gibi pek çok aktivite aynı coğrafyada yapılabiliyor.
Fadıllı'da havacılık ve doğa sporları...
Ayvaköy'de Ayvaini Mağarası...
Gölyazı'da Uluabat Gölü ve Apollonia...
Misi'de tarih, doğa ve kırsal kültür...
Hasanağa'da tarım ve enginar...
Bunların yanına gastronomiyi koyduğunuzda Nilüfer'in önünde bambaşka bir turizm hikâyesi beliriyor.
Nitekim Başkan Özdemir'in açıkladığı vizyonda Fadıllı ile Gölyazı arasında göl ulaşımı, seyir noktaları, bisiklet yolları, kamp alanları, Ayvaini Mağarası ve dijital göçebe projeleri gibi başlıklar bulunuyor.
Yani artık mesele tek tek turistik noktalar yaratmak değil.
Bir destinasyon yaratmak.
GÖLYAZI SADECE FOTOĞRAF ÇEKİLECEK BİR YER DEĞİL
Bu noktada Gölyazı'ya ayrı bir parantez açmak gerekiyor.
Ben Gölyazı'yı dünyanın en güzel doğal açık hava fotoğraf stüdyolarından biri olarak görüyorum.
Ama Gölyazı yalnızca gün batımında fotoğraf çekilecek güzel bir balıkçı köyü değil.
Bugünkü Gölyazı, antik Apollonia ad Rhyndacum kentinin üzerinde yaşıyor.
Yaklaşık 2 bin 500 yıllık bir tarihten söz ediyoruz.
Apollon Tapınağı'nın bulunduğu Kız Ada, antik tiyatro, stadyum, nekropol, kutsal alan ve antik su yolları bu coğrafyanın altında ve üzerinde yaşamaya devam ediyor.
Üstelik Apollonia Antik Kenti'nin ören yeri statüsü kazanarak ziyarete açılması yönünde çalışmalar yürütülüyor.
Şimdi düşünelim:
Bir tarafta 2 bin 500 yıllık tarih...
Bir tarafta Uluabat Gölü...
Balıkçılık kültürü...
Zeytincilik...
Leylekler...
Gün batımı...
Kadın üreticiler...
Ve göl mutfağı.
Bunların hepsini bir araya getirdiğinizde Gölyazı'nın önünde olağanüstü bir gastronomi ve kültür turizmi potansiyeli bulunuyor.
Başkan Şadi Özdemir'in Gölyazı ile ilgili yeni projeleri olduğunu öğrendim.
Bence bu projelerin gastronomi ayağı mutlaka olmalı.
Gölyazı'da nitelikli balık restoranları, göl ürünlerini doğru sunan lokantalar, iyi tasarlanmış balık-ekmek noktaları bulunmalı.
Ama daha önemlisi:
Gölyazı'nın gastronomik kimliği tanımlanmalı.
Burada hangi balık yenir?
Hangi mevsimde yenir?
Nasıl pişirilir?
Yanında hangi yerel ürün sunulur?
Hangi reçete Gölyazı'ya aittir?
Bunları belirlemek gerekiyor.
Uzmanlar, akademisyenler, şefler, balıkçılar, üreticiler ve bölge halkıyla birlikte bir "Nilüfer ve Gölyazı Gastronomisi Çalıştayı" yapılmasını ve ardından somut bir gastronomi eylem planı hazırlanmasını çok değerli buluyorum.
TARİHİ HANIN HAMAMIN OLMADAN DA TURİST ÇEKEBİLİRSİNİZ
Başkan Şadi Özdemir toplantıda önemli bir gözlemde bulundu.
Osmangazi'den, Yıldırım'dan ve Bursa'nın birçok ilçesinden insanlar yemek yemek, misafirlerini ağırlamak ve eğlenmek için Nilüfer'e geliyor.
İşte gastronomi turizminin en yalın tanımı bu.
Bir insan bir yemeği yemek, bir restoranı görmek, bir şefin tabağını denemek veya belirli bir eğlence deneyimini yaşamak amacıyla bulunduğu yerden başka bir yere gidiyorsa gastronomik hareketlilik yaratıyor.
Nilüfer'in tarihi hanları, hamamları, büyük külliyeleri olmayabilir.
Ama restoranları var.
Kafeleri var.
Yeni nesil şefleri var.
Eğlence hayatı var.
Kırsal alanları var.
Üreticileri var.
Ve en önemlisi, insanları bulunduğu yerden kaldırıp Nilüfer'e getiren bir yeme-içme ekosistemi var.
Bunu küçümsememek gerekiyor.
Çünkü gastronomi turistinin ekonomiye katkısı yalnızca restoran hesabından ibaret değil.
Kasap kazanıyor.
Manav kazanıyor.
Üretici kazanıyor.
Taksici kazanıyor.
Otel kazanıyor.
Esnaf kazanıyor.
Şehir kazanıyor.
NEDEN "NİLÜFER YILDIZI" OLMASIN?
Nilüfer'deki cazibe alanlarının çokluğu nedeniyle Bursa'nın birçok tanınmış restoranı ve şef lokantası da bu bölgede yer alıyor.
Bence Nilüfer Belediyesi bu avantajı gastronomi turizmi açısından kullanabilir.
Ve buradan belki Bursa'ya örnek olacak yepyeni bir proje çıkabilir:
NİLÜFER YILDIZI.
Dünyada restoranları değerlendiren sistemlerin en bilineni Michelin.
Ancak tek model Michelin değil.
Gault&Millau restoranları 20 puan üzerinden değerlendiriyor ve başarılı restoranları "toque", yani şef şapkalarıyla sınıflandırıyor.
Michelin ise yıldızların yanında daha ulaşılabilir fiyatlarla iyi yemek sunan işletmeler için Bib Gourmand gibi kategoriler de kullanıyor.
Yani dünyadaki başarılı örneklerin bize söylediği şu:
Her iyi restoranın fine dining olması gerekmiyor.
İyi bir esnaf lokantası da ödüllendirilebilir.
İyi bir balıkçı da...
İyi bir kahvaltıcı da...
Yerel ürün kullanan küçük bir aile işletmesi de...
Nilüfer Belediyesi, üniversiteler, gastronomi profesyonelleri, meslek örgütleri ve bağımsız uzmanlarla bilimsel kriterleri olan bir Nilüfer Yıldızı Restoran Derecelendirme Sistemi geliştirebilir.
Örneğin 100 puan üzerinden;
30 puan lezzet ve ürün kalitesi,
15 puan yerel ve coğrafi işaretli ürün kullanımı,
15 puan hijyen ve gıda güvenliği,
10 puan servis ve misafirperverlik,
10 puan sürdürülebilirlik ve atık yönetimi,
10 puan fiyat-performans,
5 puan yerel üretici ve kadın istihdamına katkı,
5 puan Bursa ve Nilüfer gastronomi kültürünü tanıtma
gibi kriterler oluşturulabilir.
Ve değerlendirmeler yılda bir kez değil, habersiz ziyaretlerle ve sürdürülebilirlik kriterleriyle devam ettirilebilir.
Ama burada çok önemli bir nokta var:
Nilüfer Yıldızı para ile satın alınamamalı.
Reklam veren restoranın değil, kriterleri karşılayan restoranın kapısında bulunmalı.
İşte o zaman o küçük yıldız gerçek bir marka değerine dönüşür.
BURSA'NIN GASTRONOMİ ELÇİLERİNE İHTİYACI VAR
Nilüfer'e gelen Nilüferli, Bursalı, yerli veya yabancı ziyaretçinin yüzündeki memnuniyeti sürdürülebilir hale getirecek işletmelere ihtiyacımız var.
Coğrafi işaretli ürünleri öne çıkaran...
Yerel üreticiyi destekleyen...
Kadın istihdamını artıran...
Çevreye saygı duyan...
Yerel mutfağı yaşatan...
Atığını azaltan, mümkün olduğunca değerlendiren...
Bursa'nın yüzyıllardan gelen esnaflık geleneğini koruyan...
Misafir dostu olan...
Şehrini tanıtan...
Personel eğitimine yatırım yapan...
Komşularıyla iyi geçinen...
Güler yüzlü hizmet veren...
Ve tabağıyla, sunumuyla, hikâyesiyle adından söz ettiren işletmeler...
Ben bu insanlara "Bursa'nın gastronomi elçileri" diyorum.
Çünkü bir turist Bursa'dan ayrıldığında bazen Ulu Cami'nin kaç kubbesi olduğunu unutabilir.
Ama kendisine içtenlikle ikram edilen bir yemeğin lezzetini, masasına gelen ustanın anlattığı hikâyeyi ve gördüğü misafirperverliği yıllarca unutmaz.
Bütün bunların projelendirilerek hayata geçirilmesi için bilimsel bilgiye, sektör deneyimine ve ortak akla ihtiyaç var.
Gördüğüm kadarıyla Şadi Başkan'ın vizyonu ve liderliği böyle bir ekosistemin kurulmasına oldukça müsait.
Şimdi mesele Nilüfer'in elindeki parçaları birleştirmek:
Tarımı gastronomiyle, gastronomiyi turizmle, turizmi kültürle, kültürü de ekonomik kalkınmayla buluşturmak.
Gölyazı'da gün batımını izleyen turistin akşam ne yiyeceğini;
Hasanağa'daki enginarı hangi restoranda tadacağını;
Fadıllı'da kahvaltı yapan ziyaretçinin hangi yerel ürünü evine götüreceğini;
Misi'ye gelen turistin hangi Bursa lezzetiyle karşılaşacağını
şimdiden düşünmeye başlamalıyız.
Çünkü günümüzde şehirler yalnızca tarihiyle ve mimarisiyle değil, tadıyla da hatırlanıyor.
Nilüfer'in de dünyaya anlatabileceği çok güzel tatları ve hikâyeleri var.
Yeter ki onları doğru anlatalım, doğru sunalım ve Nilüfer'e özgü bir gastronomi markasına dönüştürelim.
Yazarın diğer yazıları
- Nilüfer'in yeni yıldızı gastronomi 30 Ağustos 2026 Pazar, 17:08
- Ömür Akkor: "Hayatımı mutfağa ve yemeğe adadım" 17 Ağustos 2026 Pazartesi, 09:47
- Soğanın gözyaşları 11 Ağustos 2026 Salı, 10:53
- Sizin Tercihiniz Nedir? Kavun mu? Karpuz mu? 26 Temmuz 2026 Pazar, 19:31
- İklim değişirse tabağımız ne olur? 19 Temmuz 2026 Pazar, 11:03
- Bursa'nın hafızası çarşısında, ruhu esnaf lokantalarında saklı 04 Temmuz 2026 Cumartesi, 13:41
- Boşnakların soframıza bıraktığı miras 02 Temmuz 2026 Perşembe, 16:10
- Kültür Yolu Gastronomi yoluna dönüşür mü? 28 Haziran 2026 Pazar, 14:03
- Kalitenin izinde atların gözlerinde 18 Haziran 2026 Perşembe, 19:28
- Otelcilerin bir yanı bahar bahçe bir yanı yaprak dökümü 07 Haziran 2026 Pazar, 15:51
Yazarlar
- NATO zirvesinde Bursa detayı Hasan Boztürk
- Bursa'da yakılan meşale sönmüyor! Gençlere d... Hasan Yalçın
- Ar-Ge'ye bütçe var da, peki eğitim? Elif Didem Danacıoğlu
- Bursa'yı yakından ilgilendiren kabine kulisi! İsmail Arslan
- Ya Yenişehir Havalimanı'nın asıl hikayesi yo... E. Pınar Turan Kahraman
- Bursamızda KOBİ'ler gerçekten taşınabilecek mi? Prof. Dr. Murat Taş
- Hastasıyız böyle geri dönüşlerin! Çetin Sabırlı
- 3 puanın ötesindeki geri dönüş... Cevdet Altınel
- Bursa'da son perde Çalı'da açılıyor... Aylin Tekir
- Borcu olmayan kimse kaldı mı çevrenizde? Binay Kazan
- Yeşil Bursa'dan dönüşen akıllı sanayi şehre Prof. Dr. Celalettin Yanık
- Yıllardır gözden kaçıyordu! Yargıtay'dan Alm... Ferdi Sönmez
- Nilüfer'in yeni yıldızı gastronomi Ramazan Başan
- Hakaret suçu Av. Ezgi Ay Sayma
- Kreşler küçük yaş almıyor, peki çalışan anne... Yeşim Mutlu
- KPSS Lisans Sınavı için geri sayım başladı..... Tolga Bahadır Şimşek
- Kabine değişikliği ve Mehmet Şimşek'in durumu Metehan Demir
- Kazanan yine kasa! Emre Özpeynirci
- Yarın faiz kararı ne yönde olacak? Levent Yılmaz
- Zeynep Sönmez Türk tenisinde bir ilke imza attı Engin Aksöz