Prof. Dr. Murat Taş

Prof. Dr. Murat Taş

Yaşamdan mimariye Bursamızdan Cumhuriyete giden yol...

2026.11.01 22:32 - Son Güncellenme: 2026.11.01 22:32
A

Bursamızın Osmanlı Devletinin ilk başkenti olması nedeniyle bir Osmanlı şehri olarak anıldığını hepimiz biliriz. Hatta Osmanlı erken dönem mimari anıtsal eserlerinin ilk örneklerinin neredeyse tamamı Bursamızda yer alır. Osmanlı şehir yaşamına sahne olan topoğrafya ile uyumlu organik yerleşim kurgusunun ilk örneğinin de Bursa'da olduğunu söyleyebiliriz. Bu şehir yerleşiminin külliye adını verdiğimiz anıtsal kamusal merkezleri etrafında şekillendiği de bilinir. Osmanlı şehir yerleşimi deyip geçmemek gerekir. Bugünkü anlamda imar sistemi ile ilgili yazılı çizili yasal düzenlemelerin neredeyse hiç olmadığı bir ortamda birbirinin rahatsız etmeyen insan odaklı bir yapısal düzen içerisinde yapılan sivil yapılar ve bu yapıların oluşturduğu sokak düzenleri ile oluşan yerleşimler insana yaşama huzuru verirdi. Hatta bu yapılar içindeki işlevsel mekansal kurgu, doğal malzemelerle inşa edilen yapısal detaylar, mimari süslemeler bugün bile hepimizi şaşırtmaya ve kendisine hayran bırakmaya yetmektedir. Tabi burada şu konuya dikkat çekmek isterim. Bu yapıların, yerleşimlerin hepsi insanlar ihtiyaç duysun diye para kazanma odaklı yapılan uygulamalar olmayıp aksine doğrudan insanların mekansal ihtiyaçlarını karşılamak amacı ile yapılan adeta yaşamın kültürel bir yansıması olan mimari eserlerdi.

O dönemlerde neredeyse tüm Osmanlı şehirlerinin en tipik özelliği şehrin merkezi konumundaki Ulucami'i etrafında şekillenen ticari şehir merkez ile bu merkezin çevresinde büyüyen mahalleler şeklindeydi.

Bugün bu Osmanlı şehir yapısı ve mimari özelliklerinin önemli örneklerini hala gözlemleyebilmek mümkündür. Tabi geçmiş ile bugün arasındaki en önemli fark Osmanlıda adeta şehir merkezi niteliğindeki bu eserlerin bugün günümüz şehir yerleşiminin arasında neredeyse kaybolmuş gibi kalmasıdır. O dönemlerde bu önemli antsal mimari eserlerin yüksekliklerini geçmeyen bina yapılmasına özen gösterilirken bugün günümüzde yapılan sıradan yüksek apartmanlar ve iş merkezlerinin arasında zar zor algılanabilir hale gelmiştir. Hatta yakın geçmişte Bursamız için Ulucami'den Yeşil'e giden önemli bir aks üzerinde yürürken Yeşil Türbe'nin izlenebilir olması, hatta onun da arkasında Emir Sultan Camii'nin görülmesi şehrin en simgesel algısını oluştururdu.

Şimdi gelelim 1923 yılında cumhuriyetin ilanı ile başlayan yeni Türkiye'nin oluşumu çabalarına... Yeni Türkiye oluşumu aslında her alanda modern bir ulusun inşası şeklinde gelişme göstermiştir. Bu bağlamda modern Türkiye'nin yine modern insan yaşamına konu olacak fiziksel mekanlarının, şehirlerinin, binalarının da yeniden düzenlenmesi şeklinde gelişmeler yaşanmıştır. Bundan mevcut şehirlerimizdeki yerleşim anlayışları ile mimarimiz de nasibini almıştır. Cumhuriyetimizin mimarı, büyük önderimiz Gazi Mustafa Kemal Atatürk, başkent Ankara'nın en iyi şekilde imar edilmesi konusundaki başarıyı, genç cumhuriyetin başarısı ile özdeş kabul eden çok önemli bir hedef ortaya koymuştur. Gerçekten cumhuriyetin ilk yıllarında başta başkent Ankara olmak üzere ülkemizin hemen her köşesinde büyük bir imar hareketi başlamıştır. Birçok şehrimizde olduğu gibi Bursamızda da şehir merkezi, yeni kurulan devletin yönetim anlayışı ve özelliklerini ortaya koyan yeni şehirleşme anlayışı ile vilayet binası, adliye binası gibi kamusal binaların bulunduğu bir meydana evrilmiştir. Sonraları bu merkeze bir Atatürk heykelinin konulması kararı ile şehrin merkezinin tanımlanmaları gelişme göstermiştir. Bugün birçok şehrimizde şehir merkezi aynı anlayışla yapılmıştır. Osmanlı Devletinin ilk başkentliğini yapmış bir şehirdeki bu dönüşümler bazı yenilikleri de beraberinde getirmiştir. Bugün modern bir ulusun inşasının göstergesi olarak gelişen şehirlerimizde gelinen noktada devletin yönetiminde halkın söz sahibi olduğunu ortaya koyan yeni fiziksel mekan oluşumları gözlemlenebilse de şehirlerimizin çoğunun artık belki olgunluk dönemini yaşayan cumhuriyetimizin kuruluş döneminde ortaya konan hedeften uzaklaştığını söyleyebiliriz. Bu uğurda geçmişten gelen geleneksel mimari birçok değerimizin önemini kaybettiğimizi de düşünecek olursak modern bir yaşam alanı söylemi olarak ortaya çıkan şehirlerimizin gelişiminde ve mimarimizde birçok sorunlar olduğu çok açıktır. Geçmişimizden getirdiğimiz geleneksel yerleşim ve mimari değerlerimizi tamamen bir kenara bırakarak modern bir yeni oluşumun ortaya konması yerine bu değerlerimizi koruyarak modern ve evrenselin beklentilerine doğru bir eklemlenme gerçekleştirebilmiş olsaydık belki daha başarılı bir şehirleşme ve mimarlık anlayışı inşaa edebilirdik. Gerçek çağdaşlık ve modernleşme ile gelişme de ancak bu şekilde sağlanabilirdi diye düşünüyorum. Gelenekseli red ederek yeni modernin oluşumunun bir dayatma olduğu toplumların hiçbirinde gerçek bir çağdaşlaşma ve gelişme ortaya konamamıştır. Bu mimari ve şehirleşmede böyle olduğu gibi toplumsal yaşamımızın sosyal ve kültür ortamında da aynı şekildedir. Şimdi yeniden şu tespiti hatırlatmakta yarar var. Bir fiziksel büyüme ve ekonomik iyileşme ile refahın yükselmesi, ancak manevi, insani ve toplumsal değerlerin birlikte yükselmesi ile anlamlıdır.

Peki öyleyse hem toplum yaşamımızı şekillendiren değerler sistemimizin hem de mimari ve şehirleşme anlayışımızın adeta fabrika ayarlarına geri döndürecek bir iyileşme için yeniden yapılanmaya ihtiyacımız olduğunu söyleyebiliriz. Toplumsal yaşamımızdaki bir çok sorunu ve mimari ile şehirleşme sorunlarımızı parçacıl-noktasal-günübirlik işlerle değil ancak insan odaklı yenilikçi bir anlayışla bütüncül ele alarak çözebileceğimizi belirtmek isterim.

Bir sonraki yazımda buluşmak dileğiyle sağlıcakla kalın, sevgiyle kalın, güvenle kalın, Allah'a emanet olun.


A

Yazarın diğer yazıları

Yazarın Tüm Yazıları