Elif Didem Danacıoğlu

Elif Didem Danacıoğlu

elifdidemdanacioglu@gmail.com

Ar-Ge'ye 980 milyar TL harcadık! Peki, ne ürettik?

2026.11.04 21:52 - Son Güncellenme: 2026.11.04 22:52
A

Ekonomi Köşesi'nden merhaba...

Türkiye; Ar-Ge'ye daha fazla kaynak ayırıyor, Ar-Ge merkezlerinin sayısı artıyor, araştırmacı sayısı yükseliyor, tasarım ve marka başvurularında önemli başarılar elde ediliyor.

Fakat küresel inovasyon sıralamasında Türkiye, 45'inci sırada.

Demek ki mesele sadece ne kadar harcadığımız değil, harcadığımız kaynakla ne kadar teknoloji ve katma değer üretebildiğimiz...

***

Türkiye'nin Ar-Ge karnesine bakalım...

TÜİK, 2025 yılı Araştırma-Geliştirme (Ar-Ge) Faaliyetleri Araştırması sonuçlarını açıkladı.

Türkiye'nin gayrisafi yurt içi Ar-Ge harcaması, 2025 yılında bir önceki yıla göre 328,6 milyar TL artarak 980 milyar 428 milyon TL'ye ulaştı. 2024 yılında 651 milyar 821 milyon TL idi.

Ar-Ge harcamasının gayrisafi yurt içi hasıla (GSYH) içindeki payı da yüzde 1,46'dan yüzde 1,55'e yükseldi.

Harcamaların yüzde 65'i mali ve mali olmayan şirketler tarafından gerçekleştirildi. Yükseköğretimin payı yüzde 30,3, genel devlet ve kâr amacı olmayan kuruluşların payı ise yüzde 4,7 oldu.

Bir başka önemli gösterge de insan kaynağı...

2025 yılında tam zaman eşdeğeri cinsinden 317 bin 982 kişi Ar-Ge personeli olarak çalıştı. Bu personelin yüzde 67,9'u şirketlerde, yüzde 29'u yükseköğretimde, yüzde 3'ü ise genel devlet ve kâr amacı olmayan kuruluşlarda görev yaptı.

İmalat sanayisindeki Ar-Ge harcamaları ise 322 milyar 656 milyon TL'ye ulaştı. Bu harcamaların yüzde 47,7'si yüksek teknoloji, yüzde 40,7'si orta yüksek teknoloji faaliyetinde bulunan girişimler tarafından gerçekleştirildi.

Velhasıl...

Ar-Ge harcamalarımız artıyor. Şirketler daha fazla kaynak ayırıyor. Araştırmacı sayımız yükseliyor. Yüksek teknoloji faaliyetlerinin payı da dikkat çekiyor.

***

Peki, bütün bu gelişmeler Türkiye'nin inovasyon performansına ne kadar yansıyor?

Harcama artıyor, peki ya katma değer?

Sürdürülebilir Ar-Ge Tasarımcısı Doç. Dr. İsmail Durgun ile görüştüm.

Sürdürülebilir Ar-Ge, teknoloji yönetimi, prototip üretimi ve inovasyon alanlarında çalışan Makine Mühendisi Doç. Dr. İsmail Durgun'a TÜİK'in açıkladığı verileri sordum.

İsmail Durgun'un ilk uyarısı önemli:

Ar-Ge harcamalarındaki artışı yalnızca TL bazında değerlendirmek doğru değil. Enflasyonun etkisini dikkate almak, döviz bazındaki gelişmeleri ve Ar-Ge harcamalarının GSYH içindeki payını birlikte incelemek gerekiyor.

Nitekim 2025 yılında Ar-Ge harcamalarının GSYH içindeki payı yüzde 1,55'e yükselmiş olsa da yıllık artış yalnızca 0,09 puan.

Elbette artış olumlu. Ancak rakamların büyüklüğü kadar, bu büyüklüğün ekonomide nasıl bir karşılık bulduğuna da bakmak gerekiyor.

İsmail Durgun, özel sektörün Ar-Ge harcamalarındaki ağırlığına dikkat çekiyor.

Ancak bu harcamaların büyük şirketlerde ve sanayinin yoğunlaştığı Marmara, İstanbul ve Ankara gibi bölgelerde toplanmasının da üzerinde durulması gerektiğini belirtiyor.

Buradan önemli bir sonuç çıkıyor:

Ar-Ge kapasitesini yalnızca büyük şirketlerde değil, KOBİ'lerde ve ülkenin farklı bölgelerinde de yaygınlaştırmalıyız.

Çünkü Ar-Ge, birkaç büyük işletmenin rekabet gücünü artıran bir faaliyet olmaktan çıkıp ülke genelinde üretim ve teknoloji kültürüne dönüşmeli.

***

Tasarımda dünyada 6'ıncı, marka başvurularında 7'inci sıradayız. Ancak inovasyonda 45. sıradayız!

Doç. Dr. İsmail Durgun'un dikkat çektiği bir başka gösterge de Dünya Fikri Mülkiyet Örgütü'nün (WIPO) Küresel İnovasyon Endeksi 2026 (Global Innovation Index) raporu.

2026 değerlendirmesinde Türkiye, 139 ekonomi arasında 45'inci sırada yer alıyor. İnovasyon puanımız 100 üzerinden 37,5.

Üstelik Türkiye, üst-orta gelir grubundaki ekonomiler arasında dördüncü sırada.

Daha dikkat çekici olan ise alt göstergeler...

Türkiye; endüstriyel tasarımda dünyada 6'ncı, marka başvurularında 7'nci, araştırma yeteneğinde 8'inci sırada. Buna karşın genel inovasyon sıralamasında 45'inci sırada.

İşte üzerinde düşünmemiz gereken durum!

Tasarım yapabiliyoruz. Marka oluşturabiliyoruz. Sanayi altyapımız var ve araştırma kapasitemiz de küçümsenecek düzeyde değil.

Fakat bunları teknolojiye, küresel ölçekte rekabet edebilen ürünlere ve yüksek katma değerli ihracata dönüştürmekte aynı başarıyı gösteremiyoruz.

İsmail Durgun'un değerlendirmesi de bu noktada yoğunlaşıyor:

Ar-Ge'ye yapılan harcama tek başına başarı göstergesi değil. Önemli olan bu harcamaların ne kadarının yeni ürünlere, teknolojilere, patentlere ve ekonomik değere dönüştüğü.

Başka bir ifadeyle; araştırmadan ürüne, üründen pazara, pazardan ihracata uzanan zinciri kurabilmek...

Üniversitelerde yapılan araştırmaların ne kadarı sanayiye aktarılıyor?

Alınan patentlerin ne kadarı ticarileşiyor?

Geliştirilen prototiplerin ne kadarı seri üretime geçiyor?

Bu soruların yanıtları, Ar-Ge harcamalarının toplamından çok daha fazlasını anlatıyor.

İsmail Durgun'a göre, Türkiye'nin önemli ihtiyaçlarından biri de üniversite-sanayi işbirliğini güçlendirmek.

Çünkü üniversitelerde üretilen bilimsel bilginin sanayinin sorunlarına çözüm üreten, yeni ürün ve teknolojiler geliştiren bir yapıya dönüşmesi gerekiyor.

***

Bir de Ar-Ge ve tasarım merkezlerinin gelişimine bakalım.

2008 yılında yürürlüğe giren 5746 sayılı kanun, Ar-Ge merkezlerinin kurulmasına yönelik yasal altyapıyı oluşturdu. Tasarım merkezleri ise 2016 yılında yürürlüğe giren 6676 sayılı kanun ile destek kapsamına alındı.

Sonrasında merkez sayılarında önemli bir büyüme yaşandı.

Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı'nın Eylül 2026 verilerine göre, Türkiye'de 1.368 Ar-Ge Merkezi ve 349 Tasarım Merkezi olmak üzere toplam 1.717 faal merkez bulunuyor.

2016 yılında 440 olan Ar-Ge merkezi sayısı yaklaşık 3,1 katına çıktı.

Tasarım merkezlerinde ise daha çarpıcı bir artış yaşandı. 2016 yılında yalnızca 6 olan merkez sayısı 349'a ulaştı.Yaklaşık 58 katlık büyüme...

Özellikle 2017-2019 döneminde hızlanan bu gelişim, özel sektörün araştırma ve tasarım faaliyetlerinin kurumsallaşması açısından önemli.

Ancak burada da aynı soruyu sormamız gerekiyor.

Merkez sayısı arttı. Peki, Türkiye'nin teknoloji geliştirme kapasitesi aynı oranda arttı mı?

Ve Ar-Ge merkezinin başarısını yalnızca çalışan sayısı, proje sayısı veya harcama tutarıyla ölçebilir miyiz?

Elbette hayır!

Başarı; o merkezde geliştirilen özgün teknolojide, ticarileştirilen patentte, ortaya çıkarılan yeni üründe ve şirketin uluslararası rekabet gücüne yaptığı katkıda aranmalı.

***

Doç. Dr. İsmail Durgun, şöyle devam ediyor:

Ar-Ge merkezlerinde yeni dönem: Sayı değil, sonuç!

Bundan sonraki süreçte Ar-Ge ve tasarım merkezlerinin performansını daha kapsamlı ölçütlerle değerlendirmek gerekiyor.

Örneğin;

-Özgün teknoloji geliştirme... Merkezlerde yapılan çalışmaların ne kadarı mevcut ürünlerin iyileştirilmesine, ne kadarı yeni teknolojilerin geliştirilmesine yönelik?

-Patentlerin ekonomik değeri... Kaç patent alındığından çok, bunların ne kadarının uluslararası koruma sağladığı ve ticarileştiği önemli.

-Ticarileşme oranı... Ar-Ge projelerinin ne kadarı yeni ürüne, üretim yöntemine veya gelir yaratan teknolojiye dönüşüyor?

-Üniversite-sanayi işbirliği... Üniversitelerde geliştirilen bilimsel bilgi, sanayinin ihtiyaç duyduğu teknolojilere ne ölçüde aktarılıyor?

-Yüksek katma değerli ihracat... Ar-Ge faaliyetleri şirketlerin teknoloji yoğun ürün geliştirmesine ve küresel pazarlarda rekabet etmesine ne kadar katkı sağlıyor?

Bu göstergelerin düzenli olarak izlenmesi, merkezlerin performanslarının nitelik açısından dadeğerlendirilmesini sağlayabilir.

Üstelik başarılı uygulamaların şirketler arasındapaylaşılması, iyi örneklerin yaygınlaştırılması açısından önemli bir fırsat yaratabilir.

***

TÜİK verilerinde dikkat çeken bir başka başlık da teşvikler.

Dolaylı Ar-Ge teşviklerinin mali ve mali olmayan şirketlerin Ar-Ge harcamaları içindeki payı 2015 yılında yüzde 14,8 iken, 2025 yılında yüzde 26,5'e yükseldi.

Aynı dönemde şirketlerin Ar-Ge harcamaları 11,2 milyar TL'den 637,3 milyar TL'ye çıktı.

Bu rakamlar, kamu desteklerinin özel sektör Ar-Ge faaliyetlerinin gelişmesindeki rolünü ortaya koyuyor.

Ancak teşviklerin başarısını da yalnızca aktarılan kaynakla ölçmemeliyiz.

Teşvik alan şirketlerin hangi teknolojileri geliştirdiği, ne kadar katma değer oluşturduğu, kaç ürünü ticarileştirdiği ve ihracatına ne ölçüde katkı sağladığı da değerlendirilmelidir.

Dolayısıyla, teşvik mekanizmasının odağı giderek daha fazla sonuç ve etki üzerine kurulmalı.

***

Türkiye'nin yeni Ar-Ge stratejisi ne olmalı?

Doç. Dr. İsmail Durgun'un değerlendirmeleri ve açıklanan veriler birlikte ele alındığında Türkiye'nin önünde üç temel dönüşüm ihtiyacı bulunuyor.

-Ürün geliştirmekten teknoloji geliştirmeye geçmek.

Mevcut ürünleri iyileştirmek elbette önemli. Ancak geleceğin rekabetinde belirleyici olacak unsur, şirketlerin kendi özgün teknolojilerini geliştirebilmesi.

Yeni malzemeler, ileri üretim yöntemleri, yapay zekâ, enerji teknolojileri, biyoteknoloji ve dijital dönüşüm gibi alanlarda teknoloji geliştiren şirketlerin sayısının artırılması.

-Proje sayısından proje etkisine geçmek.

Çok sayıda Ar-Ge projesi yürütmek tek başına başarı değil. Projelerin ne kadarının yeni ürüne, teknolojiye, verimlilik artışına ve ekonomik değere dönüştüğü önemli.

-Bireysel çalışmalardan güçlü inovasyon ekosistemine geçmek.

Üniversiteler, sanayi kuruluşları, araştırma merkezleri, girişimler ve yatırımcılar birbirinden bağımsız hareket etmemeli.

Ortak teknoloji geliştirme hedefleri doğrultusunda daha güçlü işbirlikleri kurulmalı.

Bilim temelli girişimciliğin önü açılmalı. Araştırma sonuçlarının prototipe, prototiplerin ürüne, ürünlerin de küresel pazarlara ulaşması kolaylaştırılmalı.

***

Son söz...

980 milyar TL'lik Ar-Ge'nin karşılığı ne olacak?

Türkiye'nin son 10 yılda Ar-Ge ve tasarım altyapısında önemli bir mesafe aldığı açık.

1.717 faal merkez, 317 bin 982 Ar-Ge personeli ve 980,4 milyar TL'lik Ar-Ge harcaması küçümsenecek göstergeler değil!

Fakat küresel rekabetin kuralları değişiyor.

Artık ülkeler yalnızca ne kadar üretim yaptıklarıyla değil; hangi teknolojileri geliştirdikleriyle, ne kadar özgün bilgi ürettikleriyle ve bu bilgiyi ne ölçüde ekonomik değere dönüştürdükleriyle yarışıyor.

Türkiye'nin güçlü sanayi altyapısı, tasarım kabiliyeti ve markalaşma potansiyeli önemli bir avantaj.

Ancak bu avantajı teknoloji geliştirme, ticarileştirme ve yüksek katma değerli ihracatla tamamlamamız gerekiyor.

Çünkü tasarımda 6'ncı ve marka başvurularında 7'nci olmak önemli.

Ama bunları destekleyecek özgün teknolojiler geliştiremezsek eğer, küresel rekabette istediğimiz noktaya ulaşamayız.

Ar-Ge'ye daha fazla para ayırmak gerekiyor. Ancak asıl mesele, ayrılan paranın ülkeye ne kazandırdığı...

***

980 milyar TL harcadık. Şimdi bu harcamanın kaç yeni teknolojiye, kaç küresel ürüne, kaç ticarileşmiş patente ve ne kadar yüksek katma değerli ihracata dönüştüğünü konuşmalıyız.

Çünkü Ar-Ge'nin gerçek başarısı, harcama tablosunda değilekonomide yarattığı değerde gizli.

Ekonomi Köşesi'nden şimdilik bu kadar...


A

Yazarın diğer yazıları

Yazarın Tüm Yazıları