Huzursuzluğun adı ne?

2026.07.23 13:03 - Son Güncellenme: 2026.07.23 13:03
A

Son günlerde etrafıma baktığımda ortak bir ruh hâli görüyorum. İnsanlar daha gergin, daha tahammülsüz, daha kaygılı. Kimisi bunu ekonomik sıkıntılara bağlıyor, kimisi mevsim değişikliklerine, kimisi ise geleceğe dair belirsizliğin oluşturduğu baskıya. Sebebi ne olursa olsun, toplumun üzerinde görünmez bir ağırlık dolaşıyor.

Bu huzursuzluk yalnızca psikolojik değil; fiziksel olarak da kendini hissettiriyor. Baş dönmesi, mide rahatsızlıkları, uykusuzluk, sinirlilik ve sürekli bir endişe hâli... Günlük hayatın temposu içerisinde birçok insanın benzer şikâyetlerden yakındığını duymak artık şaşırtıcı gelmiyor.

Geçmişte yaşadığımız büyük depremleri düşündüğümde aklıma ilginç bir ayrıntı geldi. Bazı araştırmalarda, büyük depremler öncesinde insanların kaygı düzeylerinde artış yaşadığına dair gözlemlerden söz ediliyor. Aynı şekilde, tarih boyunca hayvanların olağan dışı davranışlar sergilediğine ilişkin pek çok anlatı da bulunuyor. Ancak bugün bilim dünyası, insanların sağlık belirtilerinin ya da hayvan davranışlarının depremleri güvenilir biçimde önceden haber verdiğini doğrulamış değil. Bu nedenle bu tür gözlemleri kesin bir işaret olarak görmek yerine, dikkatle değerlendirmek gerekiyor.

Son günlerde bir başka dikkat çekici gelişme ise çekirgelerin yoğun şekilde görülmesi oldu. Haberlerde bunun Balkanlar üzerinden gelen göç hareketlerinden kaynaklandığı ifade ediliyor. Buna rağmen insan zihni bazen doğadaki olağan dışı gördüğü her olayı yaklaşan başka felaketlerle ilişkilendirme eğilimine giriyor. Belki de bunun nedeni, yaşadığımız acı tecrübelerin hafızamızda bıraktığı derin izlerdir.

Aslında burada üzerinde durmamız gereken asıl mesele, korkularımızın kaynağından çok onlara nasıl yaklaştığımızdır. Endişe etmek insani bir duygudur. Ancak endişeyi bilgiyle desteklemediğimizde, söylentiler gerçeklerin önüne geçebilir. Hele ki deprem gibi hayati bir konuda, kulaktan dolma bilgiler yerine bilim insanlarının uyarılarını dikkate almak zorundayız.

Gerçek şu ki, depremi bugün için kesin olarak önceden tahmin etmek mümkün değildir. Fakat depreme hazırlanmak mümkündür. Sağlam binalar inşa etmek, afet bilincini artırmak, acil durum planları oluşturmak ve bireysel hazırlıkları tamamlamak elimizdedir. Bizi güvende tutacak olan şey, korkularımız değil; hazırlığımızdır. Ve görüyorum ki deprem gibi bir doğal afet söz konusu iken hala depreme dayanıksız binalarda oturumlar var öncelikle önlemi burada almak ile başlayabiliriz.

Belki de bugün hissettiğimiz huzursuzluk, yaklaşan bir felaketin değil; içinde yaşadığımız belirsizliklerin, ekonomik sıkıntıların ve geleceğe dair kaygılarımızın ortak yansımasıdır. Doğanın işaretlerini merak etmek elbette doğaldır. Fakat hayatımızı yönlendirecek olanın varsayımlar değil, akıl ve bilim olması gerektiğini unutmamalıyız.


A

Yazarın diğer yazıları

Yazarın Tüm Yazıları