Yazarlar
Peki şimdi ne olacak?
2026.04.19 18:58 - Son Güncellenme: 2026.04.19 18:58Bursamızda son dönemlerde özellikle imar fazlalıkları nedeniyle başlatılan birçok hukuki işleme hepimiz şahitlik ediyoruz.
Tabi bunların kimlerin, neden ve nasıl oldukları gibi sorulara cevap aranmasının yanı sıra hayata geçen bu imar uygulamalarının akıbetinin ne olacağının da ayrı bir tartışma konusu olduğuna dikkat çekmek istiyorum. Zira şehir planlamasında özellikle yapı yoğunlukları ile barınacak nüfusun ihtiyaçları dikkate alınarak yol/ulaşım, otopark, altyapı, yeşil alan, okul, hastane, pazar alanı, gibi ortak kentsel donatı alanları belirlenir. Bursamızda zaten mevcutta yeterince sorun olan başta yol kesitlerinin yetersizliği ile öne çıkan ulaşım sorunları başta olmak üzere, planların öngördüğü yapı yoğunluğunun üzerinde gerçekleşen uygulamalar nedeniyle durum daha da içinden çıkılmaz bir hale gelecek gibi görünüyor. Tabi bunların yasal uygulama olup olmadığına hukuki işlemler sonucunda elbette karar verilecektir. Fakat bu uygulamaların yasal olduğuna karar verilse bile şehir yaşamına özellikle ulaşım, siluet altyapı, çevre kirliliği, konularında ilave yük getirecekleri ve yaşamı zorlaştıracakları kesindir. Peki bu olması gerektiğinden fazla yapıldığı iddia edilen bu uygulamalara ne olacak? Sonuçta ortada tamamlanmış birçok iyi yada kötü örnek var. Hatta bunların bir kısmının malesef kamu eli ile sorunlara çözüm olarak yapıldığını da gözlemleyebiliriz. Önemli deprem riski altında bulunan Bursamızın birçok yerinde kentsel dönüşüm projelerinde ekonomik olarak özendirici olması için planın öngördüğü imar hakkının üzerinde bina yapılmasına izin verildiğine hepimiz malesef şahitlik ettik.
Şehir yerleşiminde iki katlı ev yaparken bile henüz şimdiki gibi yazılı imar kanunu, yönetmelikleri gibi düzenlemeler yokken dahi komşusunun ışığını, yolunu, toprağını, manzarasını, sokağa bakış açısını, hava sirkülasyonunu, suyunu engellememeye dikkat eder halden bu kadar şehir yaşamını ve insanların duygularını yok sayan bir imar düzeni ortamına nasıl geldik, bunun üzerinde düşünmeye ihtiyacımız var. Asıl dikkatinizi çekmek istediğim konu tam da bu. Maddi imkanlarımızın refah düzeyi artışı/milli gelir artışı gibi sözlerle ifade edilmesine rağmen milli ve manevi-insani değerlerimizin ciddi bir erozyona uğrayarak dibe vurduğunu söyleyebiliriz. Mimar büyüğümüzün sözlerini burada tekrar hatırlayalım, 'şehri imar ederken nesli ihmal etmek'...
Yazımın başında imar fazlalığı diye sözünü ettiğim plan/proje dışı uygulamanın az yada çok, büyük yada küçük neredeyse hemen her tür binanın inşasında olduğu da artık neredeyse normalleşmiş durumda. Bu bakış açısını hızla terk etmemiz gerekiyor. Her zaman çok yapmanın iyi yada değerli olmadığını anlamakta yarar var. Zira bu çok yapma durumu niteliksiz bir yığın şeklinde şehir yaşamını giderek içinden çıkılmaz bir hale getirmektedir. Gerektiği kadar ve gerektiği nitelikte şehir ve yerleşme anlayışına hızla dönmeliyiz. Bu içinde yaşadığımız doğal ve beşerî coğrafyaya, kültüre, tarihe, doğaya, insana saygılı olmamız ve değer vermemiz için de gereklidir. Bugün 'ne kadar tüketirsen o kadar bireysin' anlayışından 'yaşamak için ne kadar az şeye ihtiyaç duyarsak o kadar insanız' bakış açısına dönmeliyiz. Evlatlarımıza, gelecek nesillere iyi bir yaşam şekli, yaşam alanı ve şehir bırakmak zorundayız.
Tam da mimarlık burada devreye giriyor. Çünkü mimarlık sadece bir fiziksel mekan üretimi işi değildir. Aynı zamanda uzmanlığı ile fiziksel mekandaki insan yaşamına anlam kazandırır.Mimarın yaşama kattığı bu anlam, aynı zamanda kendisinden beklenen ekonomik değer yaratma beklentilerine de doğrudan katkı sağlar. Bu konuda mimarlık disiplini ile birlikte çalışan tüm paydaşların mimarlara ne yapacaklarını dayatmak yerine bunu anlaması ve kendilerini nitelikli uzman mimarlara teslim etmesi yeterlidir.
Belki yapılan bu yanlışlara hiçbir şey yapılmadan aynen kalmaya devam edecek, ancak bunlardan ders çıkarıp yeni yanlışlar yapılmamasını diliyorum. Yanlış uygulamalar diyorum zira alanımız itibari ile gözlemlediğimiz, incelediğimiz insan yaşamını merkezine alan nitelikli yaşam alanlarında, şehirlerde bu tür başka uygulama örneği yok. Bize yakışan; bilime, tekniğe, sanatın kurallarına uygun, daha sağlıklı, daha nitelikli, daha yaşanabilir, insanca, mutlu, huzurlu yaşayabileceğimiz bir şehir yerleşimi düzeni ve mimari mekan üretimi geliştirmektir. Şehri de en iyi şekilde imar ve ihya edelim; neslin ihyasını, insani değerlerini yükseltmeyi de ıskalamayalım. Aksi takdirde ilerleyen zamanlarda bunun bizlere olan zararı tahminimizden çok fazla olabilir. Malesef yakın zamanda yaşadığımız üzücü hadiseler bunun bir örneği, vefat edenlere Allah'tan rahmet, ailelerine sabırlar diliyorum. Mekân kalitesinin insan yaşamına kattığı paradan daha değerli olan sağlık, mutluluk ve huzurun önemini kavrayalım artık... Mutlu mekan, mutlu insan... İlerleyen dönemlerde 'mekanın mutlu olması ne demek', bu insan yaşamına nasıl yansır, onu da sizlere aktarmaya çalışacağım.
Kültürel mirasın korunması ve farkındalık yaratılması amacı ile UNESCO ve ICOMOS iş birliğiyle düzenlenen '18 Nisan Uluslararası Anıtlar ve Siteler Günü' (Dünya Miras Günü) ile başta kültürel mirasımız olmak üzere ülkemizin turizm potansiyelini tanıtmak ve turizmin ekonomiye, kültürel etkileşime ve özellikle yerel ekonomilere katkısını vurgulayan '15-22 Nisan Turizm Haftası' kutlu olsun.
Uzun aradan sonra Bursaspor'umuzun yeniden 1.Lige yükselmesinde emeği geçen herkesi kutluyorum.
Bir sonraki yazımda buluşmak dileğiyle sağlıcakla kalın, sevgiyle kalın, güvenle kalın, Allah'a emanet olun.
Yazarın diğer yazıları
- Bursamız miras mı emanet mi? 19 Ekim 2026 Pazartesi, 10:51
- Yatay mı dikey mi? Yatay mı mimari? 11 Ekim 2026 Pazar, 22:56
- Mimarlık herkes için önemli ve gereklidir 04 Ekim 2026 Pazar, 21:16
- Mimari estetikten daha fazlasıdır... 27 Eylül 2026 Pazar, 21:21
- Zengin gecekondusu... 20 Eylül 2026 Pazar, 22:48
- Bursa'nın emsal hesabı... 13 Eylül 2026 Pazar, 22:30
- Bursamızın huzur dolu mekanları 06 Eylül 2026 Pazar, 21:36
- Bursa'mızda masada kalan projeler... 31 Ağustos 2026 Pazartesi, 12:20
- Bursamızda KOBİ'ler gerçekten taşınabilecek mi? 16 Ağustos 2026 Pazar, 21:52
- Herkes zirvelerde geziyor 10 Ağustos 2026 Pazartesi, 09:08
Yazarlar
- İş dünyası seçim havasından çıkmalı! Hasan Boztürk
- Bursa'dan doğan bir sanayi başarısı Hasan Yalçın
- Enerjinin geleceği elektrifikasyonda mı? Elif Didem Danacıoğlu
- Bursa havada irtifa kaybediyor! İsmail Arslan
- 2016, 2020, 2024, 2026 derken... Hızlı tren ... E. Pınar Turan Kahraman
- Bursamız miras mı emanet mi? Prof. Dr. Murat Taş
- Sorunsuz akşamda güzel galibiyet! Çetin Sabırlı
- Geçmişin hatıraları, geleceğin rehberidir Cevdet Altınel
- Bursa'da mutlu bir gelecek için "Ana Baba Ok... Aylin Tekir
- İlk yardım eğitimi zorunlu olmalı artık Binay Kazan
- Bir Bursa klasiği: Gelenek ve modernlik aras... Prof. Dr. Celalettin Yanık
- Emekli aylıkları neden düşüyor? Ferdi Sönmez
- Zeytinde Bolluk Bereket Getirir mi? Ramazan Başan
- Koca bir devir kapandı Yeşim Mutlu
- PISA 2025 verilerine göre ülkemiz için eğiti... Tolga Bahadır Şimşek
- Boşanmada çocuğun velayeti kime verilir? Av. Ezgi Ay Sayma
- Kabine değişikliği ve Mehmet Şimşek'in durumu Metehan Demir
- Kazanan yine kasa! Emre Özpeynirci
- Yarın faiz kararı ne yönde olacak? Levent Yılmaz
- Zeynep Sönmez Türk tenisinde bir ilke imza attı Engin Aksöz