Levent Yılmaz

Levent Yılmaz

Bankaların kredi politikası ve zorlukları

2022.07.05 09:57 - Son Güncellenme: 2022.07.05 10:04
A

Türkiye ekonomisinin en önemli sorunlarının başında finansmana erişim ve finasman maliyeti geliyor. Elbette böyle bir konunun temelinde Türkiye'deki yerleşik bankacılık anlayışının etkileri var. Ben Türkiye'deki bankacılık anlayışını "yüksek faiz, kısa vade ve orantısız teminat" olarak tanımlıyorum.

Yüksek faizden kastım mevduat faizleri ile kredi faizleri arasındaki yüksek fark. Kısa vade ile ifade ettiğim de verilen kredilerin  geri ödeme sürelerinin görece olarak daha kısa olması. Orantısız teminat ise herhangi bir müşteriye kredi tahsis etmek için müşteriden alınan teminatın ipotek değeri ile kullandırılan kredi arasındaki dev fark. Örneğin çoğu zaman 10 milyon TL'lik teminata karşılık kullandırılan kredi miktarı 1 milyon TL civarında oluyor.

Tablo yukarıdaki gibi olunca da kredi talep edenlerin hem finansmana erişimi zorlaşıyor hem de maliyetleri artıyor. Elbette bankacılık sektörü temsilcileri kendilerince bu konuda izahta bulunabilirler. Ancak geldiğimiz noktada sektörün ulaştığı kârlılık rakamları bu alanda düşünülmesi gereken bir çok konu olduğunu bize gösteriyor.

Örneğin sektördeki gelişmeleri takip etmek için izlediğimiz BDDK'nın "Türk Bankacılık Sektörünün Konsolide Olmayan Ana Göstergeleri" raporuna göre sektörün yılın ilk beş ayında elde ettiği kâr geçen yılın aynı dönemine göre %400'ün üzerinde artarak 132,1 milyar TL'ye ulaştı. Yine Mayıs ayında net kâr yıllık %742 artışla 33,9 milyar TL'ye çıktı.

Oranları ve rakamları yanlış yazmadım. Siz de yanlış anlamadınız. Dönemine göre %400 ve %742 gibi kâr artışlarından bahsediyoruz. Başka hangi legal sektörde böyle artışlar var? Hatta biraz ağır olacak ama sanırım illegal sektörlerde bile bu tarz kârlılık rakamlarını yakalamak çok mümkün değildir.

Türkiye'deki bankacılık anlayışı ile ilgili bir diğer sorun da teminata dayalı kredilendirme politikası. Bu modelde yatırımınızın herhangi bir değeri yok. Önemli olan teminat. Diyelim ki çok yüksek getirisi olan bir sektörde yatırım yapıp ciddi bir nakit akışı sağlayacaksınız. Banka açısından bunun bir anlamı yok. Teminat veremiyorsanız hatta kullanmak istediğiniz kredi miktarının çok çok üstünde bir teminat veremiyorsanız krediye erişmeniz mümkün değil. Model ve işleyiş yukarıdaki gibi olunca elbette finansmana erişim zorlaşıyor ve erişim maliyeti de artıyor.

Türkiye'deki işletmelerin tamamına yakını KOBİ niteliğinde. Son verilere göre Türkiye'deki işletmelerin %99,8'i KOBİ. Bu işletmelerin de en temel sorunu işletme sermayesinde bile krediye ihtiyaç duyuyor olmaları. KOBİ'ler aynı zamanda istihdam ve ihracatta da stratejik bir öneme sahip. Ancak bankaların politikaları bu denli önemli olan KOBİ'leri zorlar nitelikte.

Elbette serbest piyasa mekanizması içinde bankaların dilediği gibi hareket etmeleri konusu savunulabilir. Ancak söz konusu bankacılık olunca durum biraz farklı. Zira bankacılık kamusal bir görev. Yani bankanın sermayesinin özel sektöre ait olması o bankanın kamusal bir görevi yerine getirmediği anlamı taşınmaz. Kamu otoritesi bankalara mevduat toplama imtiyazını kamusal bir görevi yerine getirmeleri için veriyor. Dolaysıyla bu imtiyazın kamunun lehine kullanılıp kullanılmadığını kontrol etmek üzere düzenleyici ve denetleyici bir otoritenin adım atmasından daha doğal bir şey olamaz.

Tabi ki bu adımların ne olacağı ve ne kadar süre geçerli olacağı da piyasadaki gelişmelere göre belirlenmeli. Dahası bu tarz kararların ilanı döneminde iletişim de güçlü olmalı ve olası sonuçlarına ilişkin analizler de muhataplarla paylaşılmalı.


A

Yazarın diğer yazıları

Yazarın Tüm Yazıları