Yazarlar
Ramazan Başan
ramazan.basan@hotmail.comZeytinde Bolluk Bereket Getirir mi?
2026.10.18 14:19 - Son Güncellenme: 2026.10.18 14:22Zeytin ağacı bereketin simgesidir.
Barışın, sabrın, umudun ve binlerce yıllık Anadolu kültürünün sessiz tanığıdır.
Bir zeytin ağacının gölgesinde yalnızca dinlenmez insan. Geçmişini hatırlar, geleceğini düşünür.
Ama bu yıl zeytin ağaçlarının altında başka bir hikâye konuşuluyor.
Ürün bol.
Ağaçlar bereketli.
Rekolte beklentileri yüksek.
Peki, üreticinin yüzü gülüyor mu?
İşte asıl mesele burada başlıyor.

Çünkü Türkiye'nin dört bir yanında zeytin üreticileri bu yıl aynı soruyu soruyor:
"Zeytin çok ama biz bu işten para kazanabilecek miyiz?"
Bana göre Türkiye'nin tarım ekonomisindeki en büyük çelişkilerinden biri de tam olarak bu.
Bereketli hasat yıllarında bile üreticinin kazancından emin olamaması.
Türkiye zeytinde yeni bir rekora hazırlanıyor
Rakamlarla başlayalım.
Türkiye'nin 2021 yılında yaklaşık 1 milyon 739 bin ton olan zeytin üretimi, 2022 yılında 2 milyon 977 bin tona yükseldi.
2023 yılında 1 milyon 520 bin tona geriledi.
2024 yılında ise 3 milyon 750 bin tonla Cumhuriyet tarihinin en yüksek üretim seviyesine ulaştı.
2025 yılında üretim yaklaşık 2 milyon 450 bin tona düştü.
Son beş yılda Türkiye yaklaşık 12,4 milyon ton zeytin üretti.
Şimdi 2026 yılına bakalım.
TÜİK'in ilk bitkisel üretim tahminine göre Türkiye'de zeytin üretiminin bu yıl 3 milyon 814 bin tona ulaşması bekleniyor.
Bu, 2025 yılına göre yaklaşık yüzde 55,7 artış anlamına geliyor.
Tahmin gerçekleşirse 2024 yılındaki rekor da aşılmış olacak.
Ancak altını özellikle çizmek istiyorum: Bu rakam henüz kesinleşmiş hasat sonucu değil, üretim tahmini.
Yine de tablo bize önemli bir şey söylüyor.
Türkiye zeytin üretiminde artık çok büyük bir kapasiteye sahip.
Peki, bu üretim gücünü ekonomik refaha dönüştürebiliyor muyuz?
Bursa'da zeytin ağaçları bereketli, üretici endişeli
Bursa yalnızca sanayinin, otomotivin ve tekstilin şehri değil.
Bursa aynı zamanda önemli bir tarım ve zeytincilik merkezi.
Gemlik, Mudanya, Orhangazi ve İznik...
Bu dört ilçemizin zeytinlikleri yalnızca tarımsal üretim alanları değil, Bursa'nın ekonomik ve kültürel hafızasıdır.
Gemlik'in dünyaca tanınan sofralık zeytini, Tirilye'nin zeytinyağı, İznik ve Orhangazi'nin üretim kültürü bu şehrin gastronomik kimliğinin ayrılmaz parçaları.
Ancak 2026 hasadı öncesinde Bursa'daki üreticilerin de önemli endişeleri var.
Bursada Bugün'de 12 Ekim'de yayımlanan haberde, yüksek rekolte beklentisinin özellikle yağlık zeytin fiyatları üzerinde baskı yaratabileceği belirtiliyor.
Geçen sezon Marmarabirlik'in açıkladığı yağlık zeytin alım fiyatı kilogram başına 53 TL idi.
Sofralık zeytinde ise kalite ve kalibreye göre 55 TL ile 160 TL arasında değişen fiyatlar söz konusuydu.
Yeni sezonda üreticinin beklentisi yalnızca daha yüksek bir fiyat değil.
Artan maliyetleri karşılayabilecek ve üretimin devamını sağlayabilecek bir gelir.
Çünkü üreticinin hesabı bizim sofradaki hesabımıza benzemiyor.
Biz markette bir kilogram zeytinin fiyatına bakıyoruz.
O ise budamanın, gübrenin, ilacın, mazotun, işçinin, nakliyenin ve hasadın toplam maliyetini hesaplıyor.
Üstelik bütün bu giderler daha ürün satılmadan ortaya çıkıyor.

Zeytin çok olunca üretici neden sevinemiyor?
Geçtiğimiz günlerde değerli gastronomi yazarı Nedim Atilla'nın zeytin üreticilerinin yaşadığı sorunları anlattığı yazısını okudum.
Yazıda dikkatimi çeken temel mesele, ürün bolluğunun küçük üretici için her zaman ekonomik kazanca dönüşmemesi oldu.
Gerçekten de çok önemli bir çelişkiyle karşı karşıyayız.
Zeytin bol olduğunda alım fiyatları düşebiliyor.
Ama mazotun fiyatı aynı oranda düşmüyor.
İşçilik ucuzlamıyor.
Gübre, elektrik, ambalaj ve nakliye giderleri gerilemiyor.
Bir başka ifadeyle ürünün fiyatı piyasanın koşullarına göre değişirken, üreticinin maliyetleri yüksek kalmaya devam ediyor.
İşte böyle bir ortamda küçük üretici, büyük bir ekonomik baskıyla karşı karşıya kalıyor.
Bir de finansman meselesi var.
Büyük işletmeler ürününü depolayabiliyor, fiyatların değişmesini bekleyebiliyor.
Ancak küçük üreticinin çoğu zaman böyle bir imkânı bulunmuyor.
İşçisine ödeme yapacak.
Bankaya borcunu ödeyecek.
Gelecek yılın bakım masraflarını karşılayacak.
Bu nedenle ürününü hasat sonrasında kısa sürede satmak zorunda kalabiliyor.
Böylece aynı piyasada herkes eşit pazarlık gücüne sahip olmuyor.
Zeytin ağacının bereketi artarken üreticinin pazarlık gücü azalabiliyor.
Bana göre asıl tartışmamız gereken mesele budur.
Zeytin dalında kalırsa hepimiz kaybederiz
Bu yıl sektörden gelen en dikkat çekici uyarılardan biri de yüksek maliyetler nedeniyle bazı zeytinlerin toplanmadan dalında kalabileceği yönünde.
Tariş Zeytin ve Zeytinyağı Birliği Yönetim Kurulu Üyesi Hilmi Sürek'in yüksek rekolteyle birlikte işleme kapasitesi ve maliyetlere dikkat çeken açıklamaları da bu tartışmayı gündeme taşıdı.
Düşünebiliyor musunuz?
Bir üretici aylarca ağacına bakıyor.
Buduyor.
Gübreliyor.
Suluyor.
Hastalıklarla mücadele ediyor.
Sonra hasat zamanı geldiğinde hesap yapıyor.
Ve belki de zeytinini toplamanın maliyeti, satacağı ürünün gelirinden fazla çıkıyor.
Böyle bir durumda zeytinin dalında kalması yalnızca ürün kaybı değildir.
Bir ailenin gelir kaybıdır.
Bir köyün ekonomik kaybıdır.
Gelecek yılın üretimine yönelik bir umudun azalmasıdır.
Çünkü zeytin ağacını korumak kadar, o ağaca bakan insanı da korumak zorundayız.
İspanya ve İtalya zeytinden nasıl değer yaratıyor?
Zeytinyağı denildiğinde Akdeniz havzasında üç önemli ülke öne çıkıyor.
İspanya, İtalya ve Türkiye.
İspanya büyük üretim kapasitesi, kooperatifleri, modern işleme tesisleri ve uluslararası ticaret ağıyla dikkat çekiyor.
İtalya ise zeytinyağını gastronomi, turizm ve bölgesel marka kimliğiyle birlikte değerlendirmekte önemli deneyime sahip.
Toskana'da bir zeytinlik yalnızca tarımsal üretim alanı değildir.
Aynı zamanda bir turizm deneyimidir.
Turist zeytinliği gezer.
Üreticiyle tanışır.
Zeytinyağı tadımı yapar.
Yerel yemekleri deneyimler.
Sonra satın aldığı zeytinyağını yalnızca bir gıda ürünü olarak değil, yaşadığı deneyimin hatırası olarak ülkesine götürür.
Bizim de bu anlayışı daha fazla geliştirmemiz gerekiyor.
Özellikle Bursa için büyük fırsatlar görüyorum.
Gemlik'te zeytin hasadı deneyimleri, Mudanya ve Tirilye'de zeytinyağı tadım rotaları, İznik ve Orhangazi'de üretici ziyaretleri, tarihi zeytinyağı işletmelerinin tanıtılması...
Bunların tamamı gastronomi turizmine dönüştürülebilir.
Ancak burada önemli bir şart var.
Turizmden doğacak ekonomik değerin bir bölümü doğrudan üreticiye ulaşmalı.
Yoksa zeytinin hikâyesini turiste anlatırken o hikâyenin gerçek kahramanı olan çiftçiyi unutmuş oluruz.
Marmarabirlik ve kooperatifçilik neden önemli?
Bursa'nın zeytincilik ekonomisinde Marmarabirlik'in ayrı bir yeri var.
Kooperatifçilik, özellikle küçük üreticinin pazarlık gücünü artırmak, ürününü değerlendirmek ve pazara daha güçlü ulaşmasını sağlamak açısından önemli.
Ancak günümüz koşullarında kooperatiflerin de yalnızca ürün alıp satan kurumlar olarak düşünülmemesi gerekiyor.
Üretim maliyetlerini azaltacak ortak alım modelleri, depolama, finansman, markalaşma, ihracat ve doğrudan tüketiciye ulaşma kanalları da güçlendirilmeli.
Ben Bursa'da zeytinciliğin geleceğini konuşmak için üreticilerin, kooperatiflerin, üniversitelerin, ticaret odalarının, yerel yönetimlerin ve ilgili kamu kurumlarının aynı masada buluşması gerektiğini düşünüyorum.
Üstelik bu toplantılar yalnızca hasat döneminde yapılmamalı.
Yıl boyunca üretim maliyetleri, verimlilik, iklim değişikliği, su kaynakları, fiyatlar ve pazar fırsatları düzenli olarak değerlendirilmeli.
Bursa'nın zeytincilikteki gücü, yalnızca ağaç sayısından değil, birlikte hareket edebilme becerisinden de gelmeli.
Rekor rekolte tek başına başarı değildir
Türkiye'nin 2026 yılında 3,8 milyon tonun üzerinde zeytin üretmesi elbette sevindirici bir gelişme olabilir.
Ama ben yalnızca bu rakama bakarak başarı hikâyesi yazmak istemiyorum.
Çünkü asıl başarıyı başka göstergelerde aramamız gerektiğine inanıyorum.
Üretici kilogram başına ne kadar kazanıyor?
Bir dekar zeytinliğin yıllık bakım maliyeti ne kadar?
Küçük üreticinin net kârı artıyor mu?
Türkiye zeytinyağını ne ölçüde markalı ve yüksek katma değerli ürün olarak ihraç edebiliyor?
Tüketici kaliteli zeytinyağına ulaşabiliyor mu?
Bunların cevabını bilmeden yalnızca rekolteyle övünmek eksik kalır.
Bence Türkiye'nin bir Ulusal Zeytin ve Zeytinyağı Ekonomisi Stratejisi'ne ihtiyacı var.
Bu stratejinin merkezinde küçük üreticinin korunması, üretim maliyetlerinin azaltılması, kooperatifçiliğin güçlendirilmesi, kaliteli üretimin ödüllendirilmesi ve uzun vadeli ihracat politikaları bulunmalı.
Ayrıca Bursa gibi güçlü üretim merkezleri için bölgesel eylem planları hazırlanmalı.
Zeytin üretimini yalnızca tarımın değil, gıda sanayisinin, ihracatın, gastronominin ve turizmin ortak meselesi olarak görmeliyiz.
Zeytin ağacı bin yıl yaşar, peki üretici?
Zeytin ağacının uzun ömürlü olduğunu hepimiz biliyoruz.
Kimi ağaçlar yüzlerce yıl boyunca aynı toprakta yaşamaya devam ediyor.
Nice kuşaklar görüyor.
Nice savaşlara, göçlere, değişimlere tanıklık ediyor.
Ama bir zeytin ağacının bin yıl yaşayabilmesi, o ağacın altında yaşayan insanların da ekonomik olarak ayakta kalabildiği anlamına gelmiyor.
İşte benim asıl kaygım burada.
Bugün zeytincilikten yeterli gelir elde edemeyen bir üretici, yarın çocuğuna bu işi sürdürmesini nasıl önerecek?
Gençler zeytinliklerden uzaklaşırsa bu toprakların geleceği ne olacak?
Bursa'nın, Ege'nin, Marmara'nın ve Anadolu'nun zeytin kültürünü kim yaşatacak?
Unutmayalım.
Zeytin yalnızca kahvaltı soframızdaki bir lezzet değildir.
Topraktır.
Emektir.
Kültürdür.
Bir ailenin geçimidir.
Bir kentin hafızasıdır.
Ve gelecek kuşaklara bırakacağımız çok değerli bir mirastır.
Bu nedenle bu yıl hasat mevsiminde yalnızca zeytin ağaçlarının ne kadar ürün verdiğini konuşmayalım.
Biraz da o ağaçların altında çalışan insanların ne kadar kazandığını soralım.
Çünkü gerçek bereket, yalnızca dalın zeytinle dolması değildir.
Gerçek bereket, o zeytini yetiştiren üreticinin de evine huzurla dönebilmesidir.
Zeytin dalda kalmasın. Üretici darda kalmasın
Yazarın diğer yazıları
- Zeytinde Bolluk Bereket Getirir mi? 18 Ekim 2026 Pazar, 14:19
- Mudanya'da barış masası, gastronomiyle yeniden kurulabilir mi? 11 Ekim 2026 Pazar, 10:23
- Sanayi Aklı ile Gastronomi Aklını Birleştirmeliyiz 24 Eylül 2026 Perşembe, 08:25
- Cağ Kebabı mı? Bursa Kebabı mı? 21 Eylül 2026 Pazartesi, 15:37
- 'Çok konuşulan' festival sona ererken... 20 Eylül 2026 Pazar, 09:30
- Siyah incir neden para etmiyor? Çare: Üniversite 11 Eylül 2026 Cuma, 08:30
- Festival üç gün, gastronomi 365 gün 02 Eylül 2026 Çarşamba, 01:25
- Nilüfer'in yeni yıldızı gastronomi 30 Ağustos 2026 Pazar, 17:08
- Ömür Akkor: "Hayatımı mutfağa ve yemeğe adadım" 17 Ağustos 2026 Pazartesi, 09:47
- Soğanın gözyaşları 11 Ağustos 2026 Salı, 10:53
Yazarlar
- İş dünyası seçim havasından çıkmalı! Hasan Boztürk
- Bursa'nın o mahallesinde toplam 23 kişi yaşıyor Hasan Yalçın
- Bursa'da otomobil alıcısı neden bekliyor? Elif Didem Danacıoğlu
- Bursa havada irtifa kaybediyor! İsmail Arslan
- Bursa'nın 2050 tarım vizyonu: Sanayi büyürke... E. Pınar Turan Kahraman
- Yatay mı dikey mi? Yatay mı mimari? Prof. Dr. Murat Taş
- Eller yukarı. Golcü böyle istedi! Çetin Sabırlı
- Bursaspor ve Mustafa Hoca için kritik galibi... Cevdet Altınel
- Eski geleneklerden 'baby shower'a... Aylin Tekir
- Hollanda'nın tarım mucizesinin şifresi ne? Binay Kazan
- Bursa'da S Kapsülü Prof. Dr. Celalettin Yanık
- Emekli aylıkları neden düşüyor? Ferdi Sönmez
- Zeytinde Bolluk Bereket Getirir mi? Ramazan Başan
- Sel felaketinin geleceği belli değil miydi? Yeşim Mutlu
- PISA 2025 verilerine göre ülkemiz için eğiti... Tolga Bahadır Şimşek
- Boşanmada çocuğun velayeti kime verilir? Av. Ezgi Ay Sayma
- Kabine değişikliği ve Mehmet Şimşek'in durumu Metehan Demir
- Kazanan yine kasa! Emre Özpeynirci
- Yarın faiz kararı ne yönde olacak? Levent Yılmaz
- Zeynep Sönmez Türk tenisinde bir ilke imza attı Engin Aksöz