19 Temmuz 2019 Cuma, 09:32

Arkadaşıma gönder
Favorilerime ekle
Bu yazıyı yazdır
Yazı boyutu
Ekin Kopal

Montessori bu mu gerçekten?

Ekin Kopal

ekinkopal@bursadabugun.com

2000 li yılların en popüler eğitim metodu olsa da yeni bir akım değil Montessori.
Hikayemiz 1900'lü yılların başına uzanıyor. Montessori Eğitim Sisteminin kurucusu Maria Montessori; Matematiğe yeteneği olmasına rağmen insanlara daha fazla yardım etmek istediği için Tıp eğitimi almış merhametli, şefkatli, enerjisi yüksek, zeki bir kadın .

O dönemlerde şimdiki zamanın tersine çocukların doğasının kötü olduğuna ve iyiye yöneltilmesi gerektiğine inanılıyor ve buna uygun çocuk eğitim metodları benimseniyormuş. Genç bir doktor olan Maria ise genel yargıdan farklı olarak çocuklara karşı nötr bir tutum sergiliyor ve onlara yardımcı olmak için gözlemlemeye başlıyor. 
Roma'da sağlık kontrollerinden sorumlu olduğu bir engelli çocuk bakım evinde çocukları gözlemlerken yerdeki ekmek kırıntılarını parmaklarıyla tutup bıraktıklarını, ağızlarına görülmediklerini, sadece çevrelerinde başka nesne olmadığı için tutma içgüdüsüyle hareket ettiklerini fark ediyor. 
Burdan yola çıkarak insanların zekalarını beş duyu organıyla, özellikle de elleriyle geliştirdiklerini düşünüyor. Zekanın el ve beyin arasındaki ilişkiyle geliştiğini kabul ederek bir şeyi çocuğun beynine vermeden önce somutlaştırılmış bir şekilde eline vermek gerektiği kanısına varıyor ve günümüzde kullanılan Montessori materyalleri bu şekilde ortaya çıkıyor.

Montessori, çalışmalarına devam ederek, çocuğun doğumundan itibaren başlayan ve çocuğa hizmet etmeyi değil, çocuğun kendi işlerini yapabilen bir yetişkine dönüşmesini sağlamayı hedefleyen kendi çağının ötesinde bir eğitim sistemi geliştiriyor.
Yaşamın ilk 6 yılında tamamen bencil ve kendine dönük olan çocukların bu doğal dürtüsünün kendi gelişimleri için enerji sağladığını fark ediyor ve çocukların kınanıp düzeltilmek yerine bağımsız hareket etmesi gerektiği sonucuna varıyor.
6-12 yaş arasındaki çocukların ise ilk 6 yılın tersine dışa döndüklerini, kendilerinden farklı kişilerin duygularını düşüncelerini önemsemeye başladıklarını, arkadaşlarıyla zaman geçirmeye yöneldiklerini fark ediyor.
12-18 yaş arasındaki dönemde ilk 6 yılda olduğu gibi gelişim hızının artışa geçtiğini ve çocukların yine bencil, kendine odaklı, hassas ve kırılgan olduklarını gözlemliyor.
Entelektüel dönem adını verdiği 18-24 yaş arasında ise, gençlerin 6-12 yaş arasında olduğu gibi yine çevreye daha açık hale geldiklerini ve bu dönem sonucunda tamamen yetişkin insanlara dönüştüklerini düşünüyor.

Montessori eğitim sisteminin temelinde çocuğun kendi kendine yetebilmesi yatıyor.
Maria Montessori, çocukların özgür bırakılmasını ve belli bir mesafeden izlenilmesini tavsiye ediyor.
Çocuk yardım istemediği sürece, çocuğun kendi başına yapabileceği şeyler için yetişkinlerin yardım etmemesini öneriyor.
Örneğin Montessori'ye göre 1,5 yaşında bir çocuk muz dilimleyebilir, bardağına sütünü doldurabilir, çatalıyla kendisi yemek yiyebilir, ayakkabısını kendi giyebilir; 5 yaşında kendine bir sandviç hazırlayabilir, yeter ki çocuklar bu konularda eğitilsin ve özgür bırakılsın.

Montessori, çocukların zihinlerinin adeta çevreyi emdiğini düşünüyor.
Burdan yola çıkarak çocukların dikkatlerini nesnelere verebilmesi için çocuk odalarında sakinleştirici yumuşak renkler ve sade desenler kullanılmasını öneriyor.
Çocuğun yatağının kendi kendine yatıp kalkabilmesi için yerde olmasını ve odayı daha iyi görebilmesi, kendini keşfedebilmesi için yatağın yanındaki duvarda bir ayna olmasını tavsiye ediyor.
Çocuğun kitaplığının, oyuncak dolabının, kıyafet dolabının eşyalarını karşıdan baktığında görebileceği ve kendi kendine alıp, kullandıktan sonra tekrar yerine koyabileceği şekilde olmasının çocuğun bağımsız hareket etme ve keşfetme süreçlerini olumlu etkileyeceğini söylüyor.
Yani oda dizaynının amacı görsellik değil, sadelik, basitlik ve ergonomi. Her şey çocukların ulaşabileceği şekilde tasarlandığında çocuklar kendilerini devler ülkesindeki cüceler gibi hissetmiyorlar.

Ne yazık ki günümüzde sadece görsel olarak estetik bulunduğu için Montessori'nin mantığı içselleştirilmeden üretilmiş mobilyalar revaçta. Montessori yatakları, çocuklar inemesin diye çevresi kapalı ve yerden yüksek yapılıyor, kitaplıklar çocukların ulaşamayacağı yerlere asılıyor, oyuncak dolaplarının altına lükens ayaklar monte ediliyor.
Bazı Montessori anaokullarının duvarları kocaman rengarenk çizgifilm kahramanlarıyla bezeli, çocukların ulaşabileceği, özgürce inceleyebilecekleri, ellerini kullanacakları tahta oyuncaklar yerine plastik oyuncaklar var.

Montessori , çocuğa saygı duyan, çocuğu özgürleştiren ve çocuğun zeka gelişimini desteklemeyi amaçlayan bir eğitim sistemi.
Maria Montessori şöyle açıklamış hizmet etmekle eğitmek arasındaki farkı ;
"Devlerin cücelere korumacı bir yaklaşımla sunduğu yardım, kısa bir süre sonra cücelerin kendilerini yetersiz ve aciz görmelerine sebep olur. Devlerin nezaketi cücelerin felaketi olur. Çocuklara gelişimlerini destekleyici bir şekilde yardım etmemiz gerekir, önleyici bir şekilde değil."

Çocuklarımıza hizmet ederek, kendileri yapmak istediklerinde engelleyerek, işlevselliği değil görselliği düşünerek bu sistemi uygulamış olmuyoruz ne yazık ki.
Bence bir şeyleri uygulamadan önce tam olarak ne olduğunu, mantığını anlamamız ve kendimize göre baştan şekillendirmemiz gerek, özellikle de çocuklarımız söz konusu olduğunda...