Deprem öncesi de sonrası gibi duyarlı olsak!

2023.02.06 17:23 - Son Güncellenme: 2023.02.06 17:39
A

Önemli bir özelliğimiz var.

Şüphesiz bu özellik bizim açımızdan belki de hayati önemde.

Daha doğrusu gerekli zamanlarda hayati önemde.

Yoksa bu özelliğimiz bizleri çokça olumsuzluklarla karşı karşıya bırakmaya aday.

Hafıza-i beşer nisyan ile maluldur.

Yani insan aklı unutmakla sakattır.

Bu bizlerin geçmiş acıları unutmamıza yarayan önemli özelliğimiz.

Ancak kimi zaman da önlem almamız gereken konularda bizleri rehavete sürükleyen bir konumda olmakta.

Aslında genelde 1999 depremlerini hatırladığınız 17 Ağustoslarda bu duruma ne derece önem vermemiz gerektiğini ve yeniden anlıyoruz. 

Ancak ne zamana kadar?

Birkaç gün sonra normal hayata dönüp yaşanan acıların yıldönümünü hatırlayacağımız bir yıl sonraki 17 Ağustos'a kadar...

Haksız mıyız?

Ne yazık ki öyle.

Unutma özelliğimiz büyük bir nimetken maalesef deprem konusunda bizi rehavete sürüklemekte.

Acılarımızı unutmalıyız ama önlem alma konusunu asla.

Hadi vatandaş unutma hastalığına ya da unutma özelliğine sahip.

Peki ya kurumlarımız?

Kurumların bu tarz bir özelliği yok.

Olmasa gerek.

Olmamalı.

Başlığımızdaki cümleye odaklanacak olursak...

Ülkemiz tüm dünyaya örnek olacak şekilde deprem başta olmak üzere doğal afetler sonrasında başarılı bir izlenim vermekte.

Arama kurtarma faaliyetleri, AFAD ve Kızılay gibi kurumlar başta olmak üzere sivil toplum kuruluşları çok kısa sürede organize olabilmekte.

İlgili kurumlar ve sivil toplum kuruluşları ivedilikle olay mahaline ulaşmakta Türkiye'nin hemen her vilayetinden yardım gönderilmekte.

Valilikler, belediyeler, sivil toplum kuruluşları yardım kampanyaları ile yaraların sarılması için seferber olmakta.

Bu özelliğimiz dünyaya örnek olsa gerek.

Olağanüstü düzeyde dayanışma içersinde hareket edilmekte.

Toplumumuzun her bireyi ama elindeki imkanlar ama duasıyla afet sonrası destek olmaya çalışmakta. 

Ancak bu duyarlılığımızı, tüm olumsuz hatıralara rağmen afet/deprem öncesinde gösteremiyoruz.

Şüphesiz 99 depreminden sonra binaların yapımında çok önemli yasal düzenlemeler getirilerek adımlar atıldı.

Fakat gerek ekonomik ömrünü doldurmuş binalar gerekse depreme dayanıklılığı şüpheli binalar konusunda gerekli yaklaşım sergileyebilmiş değiliz.

Kentsel dönüşüm konusunu da maalesef doğru yorumlamak yerine kârların maksimize edileceği alanlar üzerinde ele alma yolunu seçmişiz.

Bursa'dan örnek verecek olursak; kentsel dönüşümü depreme dayanıksız binalar özelinde değil de daha fazla para kazanılacak yerlerde yapmaya çalıştık.

Bina sahipleri de müteahhit firmalar da yaklaşımlarını ne yazık ki, bu yönde ortaya koydu.

Oysa depreme dayanıklı binalarda oturmak her türlü lüksün ve parasal argümanın önünde olmalıydı. 

Sonuç olarak doğu ve güney illerimizde yaşanan deprem Türkiye'nin hemen her yerinde iz bırakacak bir hatırlatma yaptı bizlere.

Ama yine çok acı bir şekilde.

Hayatını kaybeden vatandaşların sayısının zaman geçtikçe arttığı haberlerini alıyoruz.

Ülke olarak seferber olduk ve yardım etmeye çalışıyoruz.

Yaraların sarılması için gayret ediyoruz.

Bu konuda çok başarılıyız şüphesiz. 

Aynı başarıyı depremler ve doğal afetler öncesinde göstermeyi de başarmalıyız.


A

Yazarın diğer yazıları

Yazarın Tüm Yazıları