Had ve dedikodu

27 Mayıs 2021 Perşembe, 10:41
A

Olgunlaştıkça haddini bilmeyen insanların bende aşırı negatif duygular uyandırdığını fark ettim. Çoğunuz için de öyledir eminim.
Aslında had bilmeyen diye sıfatlandırırken de kendimi hadsiz hissediyorum o ayrı.
Nedir bu had bilmeme mevzusu?
Şöyle ki, en dayanamadığım sanıyorum sormaya hakkı olmadığı soruları soran, yapmaya hakkı olmadığı yorumları yapan insanlar. Bizim kültürümüzde 'E sevdiğimiz için soruyoruz, aman iyiliğini düşündük' gibi nedenlerle yapılıyor da aslı o değil o işin.
Özellikle anne olduktan sonra çok maruz kaldım buna. Çocuk onu yemez, çocuk buraya getirilmez, çocuk onu giymez. Ve çoğu gerçekten ya çok az tanıdığım ya da hiç tanımadığım insanlar tarafından geldi bu yorumların.
Biz insana maaşını, ailevi sorunlarını, ne zaman evleneceğini, kaç çocuk yapacağını, ne giydiğini, ne içtiğini sormayı çok seven bir milletiz. Ben artık buna katlanamıyorum mesela. 
Beni tanımayan veya tanıdığını sanan birinin ne düşündüğümü sormadan, bilmeden sadece davranışlara bakarak yorum yapması, fikir sahibi olması çok can sıkıcı.
Davranışlar sadece kendi arzularımıza göre şekillenmiyor ki!
Toplum, şartlar, ilişkiler... ooooohooo...
Hayatımda bir başkasının eşyasını, mülkünü, yatak ve özel hayatını, satın aldıklarını soramayacak aile terbiyesi aldığım için kendimi şanslı hissediyorum. İnsan sorduğu sorulardan ibaret bence çünkü.
Gelelim şu dedikodu işine...
İnsanları oturdukları eve, bindiği arabaya, hangi marka giydiğine, mobilyasına kaç lira verdiğine bakan insanların diplomaları benim için sümüklü mendilden öteye gitmez. Bir başkasının hayatıyla ilgilenen birinin hayatının ne kadar boş vakitlerle donandığını bir düşünsenize! Buna zamanı var inanamıyorum!
Aslında bu had ve dedikodu tamamen iç içe. Dedikodu yapmak, kafada kıyaslamak için sorulur o yersiz sorular. 
Eşya yarışı yapanlar merak ederler kimin hangi marka koltuğun üzerinde oturduğunu.
Yine aynı çiğ insanlar diğer insanları evleriyle pantolonlarıyla, telefon markalarıyla anımsarlar. Madde daha önemli çünkü.
Ah dediğim gibi, insan sorduğu sorulardan ibaret.
Gerçek, samimi bir nasılsın duymak ne zormuş aslında.
Gerçekten dinlemek, dinleyeni bulabilmek, insanları formla değil de bilgi ve içtenliğiyle değer biçebilecek insanlar bulabilmek. 
Özetle,
Konuşurken diken üstünde olmak değil dediğim, merak ettiklerimize çekidüzen vermek, kişisel alana ve bilgiye saygılı olabilmek, danışmadan akıl vermemeyi öğrenmek, hatta akıl vermek yerine öncülük, yoldaşlık etmek. Her kişinin deneyimlerinin başka başka olduğunu akıl edebilmek, deneyimin yaşla alakası olmadığını çözebilmek, yapılan dedikodunun mutlaka duyulacağını fark edebilmek ve o dedikoduların aslında sizi bitireceğini keşfedebilmek.
Her gün gündeminden yorulduğumuz canım memleketimde daha da yorucu hale gelmemek asıl olan. Sevgi ve güzellikle kalın.


A

Yazarın diğer yazıları

Yazarın Tüm Yazıları