"Tarımsal Birlik Fonları Kurulmalı" (ÖZEL HABER)

"Tarımsal Birlik Fonları Kurulmalı" (ÖZEL HABER)

Global krizlerde buğdayın stratejik bir konumda yer aldığını ifade eden BTSO Dış Ticaret Konsey Başkanı Murat Bayizit, "Dünyada toplamda üretilen yaklaşık 778 milyon ton buğdayın çok büyük bir kısmı Rusya ve Ukrayna'da üretilmektedir. Rusya'nın tarımsal başarısının altında tarımsal fonlar yatıyor. Türkiye'de uygulanacak 'Tarımsal Birlik Fonları' kurarak büyük sermaye şirketlerinin tarıma yatırım yapması özendirilmelidir" diyor.

2022.03.04 14:52 - Son Güncellenme: 2022.03.04 14:54 - Ekonomi - HABER MERKEZİ
A
"Tarımsal Birlik Fonları Kurulmalı" (ÖZEL HABER)

ELİF DİDEM DANACIOĞLU / BURSADA BUGÜN

Rusya - Ukrayna krizi çok hızlı ilerlerken, gelişmeler batıda önemli ekonomik sorunlara yol açacağı yönünde.

Rusya - Ukrayna savaşının gıda ve tarım ürünlerine etkilerine göz atarsak;

Bursa Ticaret ve Sanayi Odası (BTSO) Dış Ticaret Konsey Başkanı Murat Bayizit ile tarım politikaları üzerine yapmış olduğumuz konuşmamızdan soğuk savaşın ekonomi boyutunu ve çözüm önerilerini aktarmak istiyorum.

Başkan Murat Bayizit, Rusya ve Ukrayna savaşı ile birlikte ortaya çıkan tablonun, gıda ve tarım ürünlerine ciddi etkilerinin olacağını söylüyor. Gelişmelerin batıda önemli ekonomik sorunlara yol açacağını ve ihracatımıza yansımalarının olacağının altını çizen Murat Bayizit, Ukrayna için 'Avrupa'nın ekmek sepeti' benzetmesi yaptı.

Murat Bayizit, "Türk tarımı hak ettiği bir noktada değildir. Hatta biraz daha ileri giderse  'varlık içinde yokluk' yaşayan bir durumdadır diyebiliriz" diyor.

"BÜYÜK PROBLEMLERE YOL AÇACAK"

"Dünyada 778 milyon ton buğday üretiliyor" diyen BTSO Dış Ticaret Konsey Başkanı Murat Bayizit, "Rusya ve Ukrayna, buğday üreten ülkeler içerisinde ilk 10'da yer alıyor. Dünyada ihraç edilen buğdayın 3'te 1'i Rusya ve Ukrayna'dan sağlanıyor. Bu noktaya Rusya, planlı politikalarla geldi. Tam anlamıyla Karadeniz Bölgesi, Avrupa'nın ekmek sepeti, 'Hububat Köprüsü' olarak da kabul edebiliriz. Buğdayın tonu Chicago borsasında işlem gören uzun vadeli satışlarda 350 doların üzerine çıktı. Dünyada çok ciddi bir gıda enflasyonu varken, savaşın etkisiyle buğday fiyatlarında yüzde 20- 25'lere varan bir artış meydana geldi. Bu artışlar büyük problemlere yol açacak. Son 10 yıldır Orta Doğu ve Kuzey Afrika Bölgeleri, siyasi ve politik olarak çok ciddi karışıklıklara sahne olan bölgelerdir. Özellikle Körfez BölgesiYemen, Libya, Mısır ve Tunus gibi birçok ülkenin buğday ihtiyacını Rusya karşılıyor. Buğday sevkiyatında problem olması ciddi şekilde kargaşalara sebebiyet verecektir" dedi.

"BUĞDAY STRATEJİK ÖNEMDE"

Murat Bayizit, şöyle devam ediyor: "Tabi ki dünyada, buğday üretimi en az petrol ve enerji kadar stratejik öneme sahip bir emtia haline geldi. Rusya -Ukrayna krizi ile ilgili birçok sebep sıralayabiliriz, ama en büyük sebep 'ekmek kavgası' diyebiliriz. Dolayısıyla bu kriz, dünya tedarik zincirini çok ciddi olumsuz etkileyecek. Maalesef, bu krizden etkilenecek ülkeler listesinin başında Türkiye geliyor. Global krizlerde buğday stratejik bir konumda yer alıyor. Rusya-Ukrayna ekseninde de buğday üretimi, kritik bir konumda bulunuyor. Dünyada toplamda üretilen yaklaşık 778 milyon ton buğdayın çok büyük bir kısmı Rusya ve Ukrayna'da üretilmektedir. İhraç edilen buğdayın yüzde 30'u bu iki bölgeden çıkmaktadır. Arpa, yulaf, çeltik ve yem sanayinin hammaddesi olarak baktığımızda da ciddi bir potansiyeli olan Ukrayna, Avrupa'nın adeta ekmek sepetidir. Dolayısıyla Ukrayna'da oluşabilecek herhangi bir aksaklık, Avrupa ülkelerini birçok sorunla karşı karşıya bırakabilir."

"ÜLKEMİZİN UN İHRACATINI DA ETKİLEYECEKTİR"

Murat Bayizit, "Türkiye tarım politikaları bundan sonraki süreçte nasıl ilerler?" soruma şöyle cevap veriyor:

"Bundan sonra kimse artık 'gıda ve tarımın önemini anladık' gibi içi boş ifadeler kullanmaktan vazgeçsin. Bir an önce aksiyon almamız gerekiyor. Yaşananlar, Türkiye gıda sanayi için arz ve tedarik zincirinde etkileri olurken, ihracatımıza da yansımaları olacaktır. Türkiye'de yıllık tüketilen kişi başı un miktarı, 250 kilo. Bu oran üzerinden verimlilik hesabı yaptığımızda, Türkiye nüfusunun ihtiyacı olan (turizm ve göçmeleri katmadan) buğday miktarı, 20 milyon ton. Türkiye'de 2021 yılında 15 buçuk milyon ton buğday hasadı yaptık. Bizim iç tüketimimizi tamamıyla karşılayabilmemiz için 5 milyon ton buğday ihtiyacımız var. 10 milyon ton kadar da ithalat yaptık. Çünkü dünyada un ihracatında birinci, İtalya'dan sonra makarnada ikinci sırada yer alıyoruz. Dünyada en çok un ihracatı gerçekleştiren ülke olsak da, ihracatın bir bölümünde ithal ettiğimiz buğdayları kullanıyoruz. Dolayısıyla Türkiye olarak; buğday, arpa, yulaf, çavdar, pamuk, mısır gibi ürünleri stratejik ürün olarak ilan etmemiz gerekiyor. Destekleme politikalarıyla daha fazla üretim alanları açarak, çiftçimizi bu ürünleri üretir hale teşvik etmeliyiz. Önümüzdeki yıllar özellikle temel gıda maddelerine olan ihtiyacın tavan yapacağı yıllardır. Bu sebeple başta buğday olmak üzere tahıl ve bakliyat ürünleri aynen savunma sanayinde olduğu gibi stratejik ürün olarak kabul edilmeli ve bu ürünler sıfır ithalat hedefi ile üretilmeli, özellikle yerli tohum uygulamaları zorunlu hale getirilmelidir. Dünyanın en verimli pamuk üreten ülkesi olarak pamuk üretimi stratejik bir üretim kabul edilmelidir. Pamuk ve buğday gelecekte ülkemiz açısından en stratejik tarım ürünleridir."

 

"BİZİM İÇİN TEHLİKE ARZ EDİYOR"

Murat Bayizit, "Aksi takdirde Türkiye, un ve makarna ihracatındaki pazarını da kaybedecek. Çünkü Rusya çok hızlı bir şekilde değirmenlerini kurarak geliyor. Dünyaya sadece buğday değil, un da satmak istiyor. Bu bizim için bir tehlike arz ediyor. Son gelişmeler, ülkemizin un ihracatını da etkileyecektir. 'Önümüzdeki yıl Türkiye'de 25 milyon ton buğdayı nasıl yetiştiririz?', 'Bu verimliliği nasıl sağlarız? ' gibi soruların cevaplarına yoğunlaşmalıyız. Verimlilik sulu tarımdan geçiyor. Susuz tarımla buğday üretimi yaptığımızda dekarda 300- 400 kilogram verim alırken, sulu tarımla 700 - 800 kilogram verim alıyoruz. İlk önce var olan 2 milyon hektarlık sulanabilir arazimizin su problemini çözmemiz ve nadasa bırakılan 4 milyon hektar araziyi de bir an önce buğday üretimine sokmamız gerekiyor. Bunlar öncelikli alınması gereken tedbirler" dedi.

"ÇİFTÇİNİN SERMAYEYE ERİŞİMİNİ KOLAYLAŞTIRMALIYIZ"

Yüksek enflasyon, gıda fiyatlarındaki artış, hammadde maliyetleri, akaryakıt zamları, navlun maliyet artışları ve emtia artışlarının etkilerini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Artık bizim; ekeriz, biçeriz ve üretiriz mantığından çıkmamız gerekiyor. Son 10 yılda Rusya'nın izlemiş olduğu tarım politikaları takdire şayan. Örneğin; 2002 yılında biz 20 milyon ton buğday üretirken, aynı tarihte Rusya 35 milyon ton buğday üretiyordu. Aradan geçen 20 yılda Türkiye 18'lere geriledi, geçen sene 15'i bulduk. Bugün Rusya 85 milyon ton buğday üretiyor. Sizce, bunu nasıl sağlıyor? Planlar dâhilinde verimlilik üzerine çalışarak; her şeyden önemlisi de çiftçinin sermayeye erişimini kolaylaştırarak ve bu işe fon yaratarak ulaştılar. Emtia artışları zorlaştırıcı unsur olurken; maliyet artacak ve kâr düşecek. Çözümü; verimlilikte, altın topraklarımızı tarımına nasıl tekrardan kazandıracağımızda, çiftçilerimizi stratejik ürünleri ekip biçmeleri üzerine nasıl ikna edeceğimizde ve katma değerli ürün üreterek pazarlamada aramalıyız.

"TÜRKİYE TARIM VE GIDA ÜRETİMİNDE FASONCU BİR ÜLKEDİR"

Türkiye tarım ve gıda üretiminde fasoncu bir ülke mi?

Maalesef, Türkiye tarım ve gıda üretiminde fasoncu bir ülkedir. Bunu değiştirmek kolay değil ama imkânsız da değildir. Planlama, süre ve bu süre boyunca istikrar, sabır gerektirir. Tüm kurguyu baştan planlamak gerekir. Örneğin, makarna da İtalya'dan sonra ikinci büyük ihracatçı ülkeyiz. Bizim sattığımız makarna üçüncü dünya ülkelerine yaklaşık 500- 600 dolar ton başına fiyatlarla giderken; İtalya, ABD ve Kore gibi ülkeler makarnayı 1000 - 1500 doların üzerinde satmaktalar. Üzülerek söylemek isterim ki; bu işten katma değer üreten değil de, zeytinyağı, dondurulmuş gıda ve birçok alanda da olmak üzere fason üreterek miktar bazında faydalanan bir ülke konumundayız. Tarıma dayalı bir ekosistem içerisinde entegrasyonu iyi sağlamalıyız. Üretim boyutunda pazar tarafında talep doğuran ve bu talebede katma değerli ürün sunabilme yetkisine sahip insanlara aktif rol verilmesi lazım. Şuanda bu ekosistemin 3'te 1'lik kısmında iyiyiz. Bu yüzden de fasoncu kimlik ile devam ediyoruz.

"TARIMSAL FONLAR KURULMALI"

Tarımsal Birlik Fonları kurulmalı mı?

Rusya'nın tarımsal başarısının altında tamamen tarımsal fonlar yatıyor. Rusya, sadece Çin ile 4 milyar dolarlık bir tarımsal fon kurdu. Bunun dışında 2,5 milyar dolarlık Suudi Arabistan'la kurduğu bir tarım fonu var. Bugüne kadar tarım ve tarıma dayalı gıda sanayi, hep çiftçinin insiyatifinde devam eden bir sektördü. O günkü şartlarda kârlılığı hangi üründe ise, çiftçi canının istediğini ekti. Maalesef bizi; plansızlığa, programsızlığa ve katma değerli üretimden yoksun bir üretim anlayışına soktu. Bununla ilgili bir anekdotumu anlatayım;

- Bir gün üreticilerden birine, 'Bu sene ne ektin?' dedim.

- 'Bu sene mısır ektim' dedi.

- 'Mısır ekmeni kim söyledi?' diye sordum.

- 'Keyfim, kahyam ve ben karar verdik' dedi.

Maalesef, özellikle küçük ölçekli çiftçiler için durum bundan ibaret... Bu sektör sadece tarımcıların ve gıdacıların planlayacağı bir sektör değildir. Endüstri mühendislerinin, yazılımcıların, matematikçilerin ve hatta sosyologların, felsefecilerin de planlamaya dâhil olması gereken multidisipliner bir sektör haline gelmiştir. En az savunma sanayi kadar desteklenmesi gereken bir endüstridir.

"TARIMA YATIRIM YAPILMASI ÖZENDİRİLMELİDİR"

Murat Bayizit, "Türkiye'de büyük sermaye grupları tarımın içerisinde değil. Çünkü tarımdaki öngörülemezlik ve doğası gereği içinde barındırdığı risklerden dolayı sermaye grupları tarıma yatırım yapmak istemiyor; tarım kendi mecrasında gelişemiyor. Artık romantik tarımcılığı bir kenara bırakıp, endüstriyel tarıma dönmemiz lazım. Profesyoneller tarafından yönetilen, sermayesi üreticinin gücünden ve bu işi yapmak isteyen yatırımcılardan gelen, gücünü birlikten ve ölçek avantajından alan 'Tarımsal Birlik Fonları' kurulmalıdır. Büyük sermaye şirketlerinin tarıma yatırım yapması özendirilmelidir. Bu sermaye şirketleri tarım arazilerini çiftçilerin mülkiyetinde birleştirerek onların kendi arazilerinde çalıştıkları ve kazandıkları bir modelle yönetmelidirler" dedi.

"SERMAYEYE İHTİYACIMIZ VAR"

Murat Bayizit, şöyle devam etti: "İşte;  Rusya, Çin ve ABD'nin geldiği nokta ortada... Biz Ege Bölgesi'nde enginar, Ayvalık'ta zeytinyağı üretelim ve marka olmaya çalışalım gibi romantizmden bir an evvel kurtulmamız lazım. Tarımsal fonlar kurarak ve yatırımcıları girişim sermaye fonları vasıtasıyla sermayenin tarıma girmesini desteklememiz lazım. Şu anda alt yapısı için mevzuat hazır, sadece çok iyi anlatılması gerekiyor. Eğer sermayeyi tarımın içerisine sokabilirsek; varlık içerisinde yokluk çeken ülke olmaktan çıkarak pırıl pırıl parlayan bir ülke konumuna geçeriz. Altyapısı, öz kaynakları ve bünyesinde barındırdığı doğal kaynaklarıyla birlikte eşi bulunmaz bir coğrafyada yaşıyoruz. Sadece durumu iyi yönetmemiz gerekiyor. Bunun için iyi bir sermayeye ihtiyacımız var. Tarım kendi mecrasında gelişecek diye beklersek, yerimizde sayarız. Burada çözüm, tarımsal ve girişimsel sermaye fonları kurarak tarıma ciddi bir sermaye aktarımına ön ayak olmalıyız. Ben gelecek adına umutluyum."

Diğer Ekonomi Haberleri için tıklayın


2022.03.04 14:52 - Son Güncellenme: 2022.03.04 14:54 - HABER MERKEZİ
A