Pandemi ve normalleşme sürecinde çevre kirliliği (ÖZEL HABER)

Pandemi ve normalleşme sürecinde çevre kirliliği (ÖZEL HABER)

Tüm dünyayı ve ülkemizi etkisi altına alan koronavirüs, vatandaşın uzun süre evde kalmasına sebep oldu. Bu sosyal izolasyon, doğada gözle görülen olumlu sonuçlar doğururken, normalleşme adımlarıyla birlikte iyiye giden bu tablo, çok geçmeden eski haline döndü.

2020.06.19 08:24 - Son Güncellenme: 2020.06.19 09:06 - Bursa Bölge - HABER MERKEZİ
A
Pandemi ve normalleşme sürecinde çevre kirliliği (ÖZEL HABER)
10:11 Pandemi ve normalleşme sürecinde çevre kirliliği  (ÖZEL HABER)

İLGİLİ VİDEO

Pandemi ve normalleşme sürecinde çevre kirliliği (ÖZEL HABER)

EZGİ KAYI / BURSADA BUGÜN

Uludağ Üniversitesi Çevre Bilimleri Fakültesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Efsun Dindar "Çevre kirliliğinin insanların faaliyeti durduğunda nasıl olumlu yönde değiştiğini gördük, ancak şu anki verilere baktığımızda, normalleşmeyle birlikte çevre kirliliği tekrar aynı seviyelere gelmeye başladı. Evdeyken suyu da, atığı da, enerjiyi de doğru ve bilinçli kullanmanın yöntemleri var. Evde otururken bile doğaya katkı sağlayabiliriz" diyerek dünyamızı kurtarmak için tavsiyelerde bulundu.

"İNSANOĞLU DOĞAYA SAYGI DUYARSA DOĞA KENDİ KENDİNİ İYİLEŞTİRİR"

Efsun Dindar, insanların eve çekilmesiyle doğada oluşan olumlu gelişmeleri şöyle yorumladı: "Yaşadığımız süreç çok zorlu bir süreç, yalnızca Türkiye değil tüm dünya ilgilendiren salgın bir hastalıktan mücadele ediyoruz. Bu süreç içerisinde hepimiz sosyal izolasyonu sağlamak adına evlerimizde zaman geçirdik. Şu an yeni normal hayatımıza dönmemizle birlikte çevre ve ilgili daha önce konuştuğumuz konuları ve pandemiden sonraki görüş açımızı değerlendirecek olursak, aslında farkındalığımızın değiştiğini söylemek mümkün. Çevre kirliliğinin insanların faaliyeti durduğunda nasıl değiştiğini gördük. Hava kirliliği yüzde 30'lara varan rakamlarda düzeldi, trafik hareketliliği azalınca trafikten kaynaklanan emisyonların azalmasıyla birlikte hava kalitesi iyileşti, birçok sanayi tesisinin durmasıyla derelerimizin, göllerimizin, atık su deşarjı yaptığımız alıcı ortamlarımızın daha iyi duruma geldiğini gördük. Bu bize insanoğlu durması gerektiği yeri bilip doğaya karşı saygısını korursa, doğa kendi kendini iyileştirmek için bu mekanizmayı işletiyor."

"SANAYİ DEVRİMİNDEN SONRA, DOĞAYI EKOLOJİK YIKIMA MAHKUM ETTİK"

"Doğayı kirletmek çok kolay ama kirlendikten sonra onu hiç kirlenmemiş hale çevirmek çok zor, hatta bazı ortamlar için imkansız ya da çok ciddi yatırımlar gerektiriyor" diyen Dindar, "İnsanoğlunun doğal kaynaklarımızı nasıl korumamız gerektiği konusunda hemfikir olması gerek. Kirlettikten sonra değil kirlenmeden önce bunun öngörüsünü yapabilmek gerekli. Şu zamana kadar olan sürece bakacak olursak sanayi devriminden bu yana, hem sanayinin ilerlemesi hem de nüfus artışının çok hızlı ve kontrolsüz artmasıyla birlikte biz doğayı ekolojik yıkıma mecbur etmişiz. Bu pandemi sürecinde çok kısa bir sürede, insan doğayı doğaya bıraktığında verdiğimiz zararın ne kadar hızlı şekilde tersine dönebileceğini gördük. Şu anki verilere baktığımızda normalleşmeyle birlikte tekrar aynı seviyelere gelmeye başladık. Tabii ki durup hiçbir şey yapmamız mümkün değil. Buradaki durmak alınması gereken önlemleri almak, doğanın sesine kulak vermek, farkındalık oluşturmak demek. Bizim bu farkındalıkları oluşturmada uyum ve mevzuat açısından hiçbir sıkıntımız yok, bizim sorun yaşadığımız kısım uygulamaya dönmekte ve uygulamanın denetlenme kısmında. Hepimiz hava nasıl kirlenir, su nasıl kirlenir biliyoruz, doğaya attığımız plastiklerin çok uzun süre yok olmadan orada kalacağını biliyoruz ama çevre bilinci kültürünü oluşturmak bir mesela. Pandemi sürecinde kullandığımız maske, eldiven gibi atıkların sıradan çöpler olmadığını ısrarla dile getiriyoruz. Bakanlıklar genelgeler yayınlıyor ama görüyoruz ki sokaklarda, denizlerde maskeler, eldivenler var. Biz hızla normalleşmek istiyoruz ama normalleşirken her şeyi darmadağın ederek, kontrolsüzce hareket ederek bunu yapamayız" ifadelerini kullandı.

"ÇOK DETERJAN ÇOK TEMİZLİK DEMEK DEĞİL!"

Pandemi sürecinde evde geçirdiğimiz zamanla birlikte, su, enerji kullanımımızın da arttığını, aynı zamanda daha fazla atık ürettiğimizi belirten Dindar, "Evlerimizde zaman geçirdiğimiz süreç içinde hepimizi sıkıldık. Bir ormanda olmanın, deniz kenarında olmanın, temiz bir hava almanın hayalini kurduk ve oraların bizim için ne kadar kıymetli olduğunu görmüş olduk. Evde geçirdiğimiz süre içinde çevreyle ilgili algımız özlemle birlikte değişirken aslında evde de yapabileceğimiz bir sürü şey vardı. Bu süreçte hijyen ön plana çıktı, en az 20 saniye elimizi yıkama kuralı sıkça dile getirildi, evimizi temizlerken hijyenik hale getirmeye çalışırken yine su tüketimimizi artırdık. Enerji tüketimimiz de aynı şekilde arttı, sürekli evdeyiz, telefonumuzu şarj ediyoruz, çamaşır yıkıyoruz, bulaşık yıkıyoruz. Çok fazla enerji harcadık. Hal böyle olunca bizim enerji kullanımımıza yönelik bir programlama yapmamız gerekiyor. Mesela ellerimizi 20 saniye yıkarken o süre boyunca musluğumuzu açık bırakmamak, bulaşıkları elde değil de makinede yıkamak gibi. Çok deterjan çok temizlik demek değildir. Bu süreçte dezenfekte amacıyla çok fazla çamaşır suyu kullanılıyor ve bu maddeleri temizlemek için daha fazla su kullanıyoruz ve temizleyemediğiniz durumda eskisinden daha kötü kimyasal olarak kirlenmiş bir ortam yaratıyorsunuz. Bulunmadığımız ortamlarda enerjinin kullanılmasına fırsat vermeyecek şekilde enerji kullanımımızı minimalize etmeliyiz" şeklinde konuştu.

"EVDE OTURURKEN BİLE DOĞAYA KATKI SAĞLAYABİLİRİZ"

Efsun Dindar, evde kaldığımız zamanlarda da doğaya katkı sağlamanın mümkün olduğunu şu sözlerle ifade etti: "Bu süreçte tüketimlerimiz de arttı, marketteki sıraları ve boş kalan reyonları gördük, insanlar adeta bir kıtlık ortamı varmış bilincine girdi. Aşırı derecede tüketim demek arka planda doğal kaynakları tüketmemiz demek, çünkü o ürünün rafa gelmesi için arka planda harcanan enerji, su, hava, toprak var. Bu tüketim sonucunda evde bir sürü atığımız oluşmaya başladı, bu atıkları geri dönüştürülebilir ve dönüştürülemez olarak ayırmamız da evde doğa için yapabileceğimiz güzel işlerden.  Evdeyken suyu da, atığı da, enerjiyi de doğru ve bilinçli kullanmanın yöntemleri var. Evde otururken bile doğaya katkı sağlayabiliriz."

DOĞANIN BİZDEN İNTİKAM ALMASINI İSTEMİYORSAK KURAKLIĞA DİKKAT!

Doç. Dr. Efsun Dindar, Birleşmiş Milletler tarafından ilan edilen, 17 Haziran Dünya Kuraklık ve Çölleşmeyle Mücadele günü hakkında şunları söyledi: "Bugüne kadar, farkındalık yaratma amacıyla ülkemizde de çeşitli etkinliklerle kutlanan bir gündü ancak bu dönemde pandemi süreciyle birlikte ön plana çıkmadı. Kuraklık ve çölleşme, işsizlik, ekonomi ve iç göç konularında bizi önemli ölçüde tehdit eden bir faktör. Bunların oluşmasının altındaysa aslında çevre kirliliği yatıyor. Tarım arazilerini konut ya da sanayiye çevirmek, arazilerimizi vasfının dışında kullanmak, doğal kaynakları amacının dışında kullanmak gibi ekolojik yıkımı tetikleyen her şey kuraklığı ve çölleşmeyi de tetikliyor. Su fakiri olacağımız ve su kıtlığı yaşayacağımız günlere yavaş yavaş yaklaşıyoruz çünkü kaynaklarımız sonsuz değil. Şu an temiz suya ulaşma konusunda sıkıntı çekmiyoruz, böyle bir salgınla boğuşurken temiz suya ulaşamadığımızı düşünelim, nasıl hijyen sağlayacaktık? Aslında temiz suya ulaşmanın önemini bir kez daha anlamış olduk. Aynı şekilde hava kirliliğinin yüksek olduğu yerlerde bu hastalığın çok daha hızlı yayıldığını bilimsel verilerle kanıtlandı. Demek ki havamızı ve suyumuzu temiz tutmamız gerekiyor ki bu tarz salgın durumlarında kendimizi koruyabilecek bir kalkanımız olsun. Kuraklık ve çölleşme açısından su çok önemli, suyumuzun doğal kaynak olarak kısıtlı olduğunu farkına varmalı ve onu hiç bitmeyecekmiş gibi kullanmamalıyız. İklim değişikliğine bağlı olarak değişecek olan su kaynaklarımızın yönetimi de bizim için öne çıkacak, temiz suya erişimimiz azaldıkça bizim soframıza gelen ürün de değişecek çünkü suya ihtiyaç duyan ürünleri belki de üretemeyeceğiz. Suyumuzu harcarken lütfen bir kez daha düşünün, çocuklarımız, torunlarımız suya bizim kadar kolay ulaşamayacak. Eskiden su savaşları çok ütopik bir durummuş gibi gelirken şimdi çok yakın bir ihtimal. Kaynaklarımızı tüketirken gelecek nesilleri düşünmeliyiz. Çevre ve doğaya olan saygı insanın önce kendisine olan saygıdır. Kendimize olan saygımızı doğaya entegre edelim ki, zamanı geldiğinde o da bizden intikamını almasın."

Diğer Bursa Haberleri - Bölge Haberleri için tıklayın


2020.06.19 08:24 - Son Güncellenme: 2020.06.19 09:06 - HABER MERKEZİ
A