Ortadoğu'ya AGİT benzeri yapı önerisi

Ortadoğu'ya AGİT benzeri yapı önerisi

Orta Doğu'nun nükleer dahil kitle imha silahlarından arındırılmasını sağlayacak AGİT benzeri bir yapı öneren Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, ABD-İran arasında başlayan diyalogun da uzun süredir arzulandığını söyledi.

2013.11.01 15:14 - Son Güncellenme: 2013.11.01 15:14 - Dünya - HABER MERKEZİ
A
Ortadoğu'ya AGİT benzeri yapı önerisi


 

Türkiye'nin ilk kez ev sahipliği yaptığı, "Diyalog, silahsızlanma, bölgesel ve küresel güvenlik" başlığıyla toplanan 60. Pugwash Bilim ve Uluslararası Konferansı, İstanbul'da Adile Sultan Sarayı'nda başladı. Silahsızlanma alanında dünyanın önde gelen platformlarından biri olan Pugwash, 1955'te Albert Einstein ve Bernard Russell'ın öncülüğünde 8 bilim insanının yayınladığı "Russell-Einstein Manifestosu" ile beraber Kanada'nın Pugwash kasabasında başlayan konferanslar dizisiyle doğdu ve 1995'te Nobel Barış Ödülü verildi.

Nükleer faaliyetleri gündemde olan İran Dışişleri Bakanı Cevad Zarifi'nin de katıldığı konferansın açılışında Cumhurbaşkanı Abdullah Gül konuştu. Türkiye'nin kitle imha silahlarının yayılmasının önlenmesi konusunda, bulunduğu kritik coğrafyada yaptığı aktif katkıları anlatan Gül, bu alandaki tüm temel uluslararası belgelere ve ihracat kontrol düzenlemesine taraf olan bir ülke olduğunu anlattı.

"Kitle imha silahlarına iten güvensizlik hissi"

Güvensizlik hissinin devletleri kitle imha silahlarına sahip olmaya iten temel faktör olduğunu söyleyen Gül, öngörülebilirliğin giderek azaldığı yeni stratejik tehdit ortamında bazı ülkelerin nükleer silahlardan medet umduğunu anlattı. Gül, nükleer silahlar başta olmak üzere sofistike silahlara sahip olmak meşru görülürken, bazı ülkelerin edinmeye çalıştığı kimyasal, biyolojik ya da radyolojik silahların gayrımeşru görülmesinin çelişkisine dikkat çekti. Gül, nükleer dahil kitle imha silahlarıyla ilgili meseleye ilkeli yaklaşmak gerektiğini söyledi. Gül şunları söyledi:

"Nükleerin meşru, kimyasalın gayrımeşru olması çelişki"

"Kitle imha silahlarını bir şekilde meşru gösteren tüm hesaplama ve değerlendirmeler eksik ve hatalıdır. Kitle imha silahlarına sahip olmanın güvenlik ve uluslararası hukuk bakımından da herhangi bir temeli yoktur. İnsanoğlunun geçen asırdaki tecrübesi bizlere kitle imha silahlarına sahip olmanın hiçbir ülkeye güvenlik sağlamadığını, bilakis ilave istikrarsızlıkları ve sorunları beraberinde getirdiğini de göstermiştir."

Konuşmasında bölgeleşme eğiliminin giderek arttığı bir dönemden geçildiğini vurgulayan Gül, artık sorunların herşeyden önce bölgesel aktörler tarafından sahiplenildiğini ve kalıcı çözümlerin öncelikle bölgesel düzeyde arandığını dile getirdi. Bu gelişmenin kitle imha silahlarının nihai tasfiyesiyle ilgili çalışmaların da bölgesel düzeyde güvenlik mimarileri oluşturulmasıyla başarılı olunabileceğini işaret ettiğini anlatan Gül, konuşmasını şöyle devam ettirdi:

"Türkiye olarak parçası olduğumuz coğrafyada her türlü kitle imha silahının mevcudiyetine karşıyız ve mevcutların imhasından yanayız. Bu tür silahlara sahip olunmasının ve yeni silah geliştirme çabalarının bölgesel bir yarışa sebebiyet vereceğine böylelikle uluslararası barışı ve güvenliği tehdit edeceğine de inanıyoruz. Zira bölge ülkelerinden herhangi biri kitle imha silahlarına sahip olmayı başardığında komşuları da yemezler, içmezler refahlarından ayrılırlar ve neticede gelişmişlik seviyeleri ne olursa olsun bu silahı yapmak için uğraşırlar. Bunun aslında örnekleri de vardır."

"AGİT benzeri bir güvenlik mimarisinin oluşturulması"

Kitle imha silahlarının mevcudiyetinin bölgesel manada "güvenlik dilemması"nın en şiddetli haliyle yaşanmasına sebep olabileceğine vurgu yapan Gül, 1980'li yıllardaki İran-Irak savaşını, Halepçe katliamını ve Suriye'de kimyasal silah kullanılmasını örnek gösterdi. Gül, bu bakımdan Orta Doğu'nun nükleer dahil kitle imha silahlarından arındırılmasını sağlayacak AGİT benzeri yeni bir güvenlik mimarisi oluşturulması gerektiğini uzun süredir birçok platformda savunduğunu ve takibini yaptığını ifade etti. Gül, BM Güvenlik Konseyi'nin 1991'de Irak'ın işgali sırasında aldığı 687 sayılı kararın ve Suriye ile ilgili alınan 2118 sayılı kararın, böyle bir bölgesel rejimin oluşturulması için uluslararası hukuki temeli oluşturduğu kanaatinde olduğunu dile getirdi.

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Suriye'de kimyasal silahların imhasıyla başlayan sürecin, Orta Doğu'daki tüm kitle imha silahlarının tasfiyesini sağlayacak ilk adımı olmasını temenni etti. Gül, kitle imha silahlarının bölge ülkelerinin genel tehdit algılamasından ve Arap-İsrail ihtilafından bağımsız düşünülemeyeceğini kaydetti.

"ABD-İran diyalogu uzun süredir arzulanan bir gelişme"

Cumhurbaşkanı Gül, İran'ın nükleer programına diyalog yoluyla çözüm bulunmasına yönelik çalışmalar için de şartların elverişli olduğunu söyledi. Bu bağlamda, son dönemde ABD yönetimi ile İran arasında başlayan diyalog ortamının, uzun süredir görmeyi arzuladıkları bir gelişme olduğunu dile getiren Gül, konuşmasını şöyle sürdürdü:

"Başkan Obama ile Cumhurbaşkanı Ruhani arasında geçtiğimiz eylül ayında gerçekleştirilen telefon görüşmesini memnuniyetle karşıladığımı ve daha o gün tüm dünyaya duyurduğumu da biliyorsunuz. ABD-İran diyaloğunun, başta İran'ın nükleer programına barışçıl yöntemlerle çözüm bulunması olmak üzere, Orta Doğu'daki tüm diğer bölgesel sorunların çözümü bakımından da uygun bir iklim yaratmasını temenni ediyorum. Konferans vesilesiyle bugün aramızda bulunan İran Dışişleri Bakanı Sayın Zarif'in mevcudiyetini, esasen bu yeni diyalog ikliminin bir tezahürü olarak da görüyorum."

Davutoğlu: "Ortadoğu'nun nükleer silahlardan arınması önemli"

Konferansta konuşan Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu da Orta Doğu'nun nükleer silahlardan arındırılmış bölge haline getirilmesinin çok önemli olduğunu belirterek, "Bütün bölge ülkeleri bu kavramı benimsemeli ve artık geciktirmemeli. Bizler radyoaktif, kimyasal, nükleer silahların bu bölgede yer almasını istemiyoruz. Hiçbir şekilde Orta Doğu'da kimyasal silahların varlığına göz yummamalıyız" dedi.

Davutoğlu, Suriye ile eskiden iyi ilişkiler içinde olunduğunu hatırlatarak, ülkede kullanılan kimyasal silahlarla insanların öldüğünü, bu silahların kullanılmaması noktasında kararlı olduklarını anlattı. Komşuların birbirini anlaması gerektiğini söyleyen Davutoğlu, "İran ve Türkiye birbirini anlıyor. 1639 yılından bu yana sınırlarımız hiç değişmedi. Türkiye ile İran çok iyi komşularız" diye konuştu.
 

Diğer Dünyadan Haberler için tıklayın


2013.11.01 15:14 - Son Güncellenme: 2013.11.01 15:14 - HABER MERKEZİ
A