Karadeniz için 30 yıl önce imzalar atıldı, Avrupa'nın en kirli denizi oldu!
Karadeniz'i korumak amacıyla hazırlanan uluslararası eylem planının kabul edilmesinin üzerinden 30 yıl geçmesine rağmen kirlilik tehdidi büyüyor. Avrupa Çevre Ajansı'nın verilerinde Karadeniz, kıyı çöpü kirliliğinin en yüksek olduğu deniz bölgesi olarak öne çıkarken, Doku Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Göksal Çidem, denizi besleyen doğal alanların da bütüncül biçimde korunması gerektiğini vurguladı.
2026.10.31 15:25 - Son Güncellenme: 2026.10.31 15:27 - Güncel - HABER MERKEZİ
Karadeniz'in korunması için yıllar önce atılan uluslararası adımlar, bölgedeki çevre sorunlarının önüne geçmeye yetmedi. Türkiye'nin de aralarında bulunduğu altı ülkenin taraf olduğu anlaşmalarla deniz kirliliğinin azaltılması ve ekosistemin korunması hedeflense de kıyılardaki atıklar ve mikroplastikler tehdit oluşturmayı sürdürüyor. Uluslararası Karadeniz Günü'nde yapılan açıklamalar, deniz kirliliğiyle mücadelenin yalnızca su yüzeyindeki atıklarla sınırlı kalamayacağını bir kez daha gündeme taşıdı.
Avrupa Çevre Ajansı'nın 2024 yılında yayımladığı kıyı çöpü değerlendirmesinde Karadeniz, incelenen Avrupa deniz bölgeleri arasında en yüksek kirlilik düzeyine sahip alan olarak gösterildi. Avrupa genelindeki kıyı araştırmalarında kaydedilen yaklaşık 1,5 milyon çöp parçasının yüzde 86'sının plastik olması da deniz ekosistemleri üzerindeki baskının boyutunu ortaya koydu.
Karadeniz'i korumak için imzalanan anlaşmalar neden önemli?
Karadeniz'in korunmasına yönelik uluslararası iş birliğinin temel adımlarından biri, 21 Nisan 1992'de imzalanan Bükreş Sözleşmesi oldu. Türkiye, Bulgaristan, Romanya, Ukrayna, Rusya ve Gürcistan'ın taraf olduğu sözleşme, Karadeniz'in deniz ortamını kirliliğe karşı korumayı amaçlıyor.
31 Ekim 1996'da İstanbul'da kabul edilen Karadeniz Stratejik Eylem Planı ise bölgedeki çevre sorunlarına yönelik ortak mücadele çerçevesini güçlendirdi. Aradan geçen yıllara rağmen kıyılarda biriken atıklar ve deniz suyunda tespit edilen mikroplastikler, koruma çalışmalarının önemini koruduğunu gösteriyor.

Karadeniz'de mikroplastik tehdidi büyüyor
Karadeniz'deki kirlilik yalnızca gözle görülebilen plastik atıklarla sınırlı değil. Aralık 2025'te yayımlanan bir bilimsel araştırmada, Giresun kıyılarındaki altı farklı istasyondan alınan örnekler incelendi. Araştırmada deniz suyunun litresinde ortalama 0,12, sahil kumunun kilogramında ise 72,22 mikroplastik parçacığı belirlendi.
Tespit edilen parçacıkların yüzde 89'unun 50 mikrometreden küçük olması dikkat çekti. Mikroplastiklerin bu denli küçük boyutlarda bulunması, kirliliğin yalnızca kıyı temizliğiyle çözülemeyecek boyutlara ulaşabildiğini ortaya koyuyor.
Istranca Dağları'nın korunması neden gündemde?
Karadeniz'in ekolojik geleceği açısından önem taşıyan alanlardan biri de Türkiye ile Bulgaristan arasında uzanan Istranca Dağları. Ormanları, akarsuları, sulak alanları ve biyolojik çeşitliliğiyle öne çıkan bölge, deniz ekosistemini besleyen doğal sistemlerin korunması bakımından da önem taşıyor.
Bulgaristan, Istrancaların kendi sınırları içerisindeki bölümünde 1995 yılında Strandzha Tabiat Parkı'nı ilan ederek 116 bin 54 hektarlık alanı koruma altına aldı. Ülkenin en büyük korunan doğal alanı olarak belirtilen park, Veleka ve Rezve nehirlerinin havzaları başta olmak üzere geniş bir doğal çevreyi kapsıyor.
Türkiye tarafında ise İğneada Longoz Ormanları Milli Parkı gibi önemli koruma alanları bulunuyor. Ancak çevreciler, Istrancaların yalnızca belirli bölümlerinin değil, ekolojik bütünlüğünün dikkate alındığı daha kapsamlı bir koruma yaklaşımının benimsenmesini istiyor.
Göksal Çidem: "Karadeniz'i korumak yalnızca denizi korumak değildir"
Uluslararası Karadeniz Günü dolayısıyla açıklama yapan Doku Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Göksal Çidem, denizin korunmasının onu besleyen doğal alanların geleceğinden ayrı düşünülemeyeceğini belirtti. Çidem, Istranca Ormanları'ndaki doğal alanlara yönelik müdahalelerin dereleri, nehirleri ve kıyı ekosistemlerini de etkileyebileceğine dikkat çekti.
Çidem, bölgenin korunmasının önemini şu sözlerle dile getirdi:
"Karadeniz'i korumak yalnızca denizi korumak değildir. Onu besleyen dereleri, nehirleri, ormanları, sulak alanları ve kıyı ekosistemlerini de korumaktır. Istrancalar'da yükselttiğimiz itiraz yalnızca ağaçlar için değil; Rezve Deresi'nin, Veleka Nehri'nin, kuş göç yollarının, toprağın ve geleceğin korunması içindir."

Istrancalar için biyosfer rezervi çağrısı
Bükreş Sözleşmesi'nin kara kökenli kirliliğin önlenmesine yönelik hükümlerine işaret eden Çidem, Karadeniz'i koruma çalışmalarının yalnızca denizde yürütülen faaliyetlerle sınırlı tutulmaması gerektiğini vurguladı. Çidem'e göre denize ulaşan kirliliğin önlenmesi için akarsu havzalarının ve doğal alanların da korunması gerekiyor.
Bulgaristan tarafındaki koruma uygulamasını örnek gösteren Çidem, Türkiye'deki Istranca Ormanları'nın da biyosfer rezervi statüsü hedefiyle değerlendirilmesini istedi.
Çidem, "Istranca Ormanları, Bulgaristan tarafındaki koruma yaklaşımı örnek alınarak biyosfer rezerv alanı ilan edilip güvence altına alınmalıdır. Istrancaların bir bütün olarak korunması, Karadeniz'in korunmasının temel şartıdır" ifadelerini kullandı.
Karadeniz'de kirlilikle mücadele tartışmaları sürerken yapılan çağrı, denizlerin geleceği için ormanlardan akarsu havzalarına kadar uzanan doğal sistemlerin birlikte korunması gerektiğini bir kez daha gündeme getirdi.