"Kadınların değiştirebilme potansiyelinden korkuyorlar"

"Kadınların değiştirebilme potansiyelinden korkuyorlar"

"Antabus"ta üçüncü sayfa haberlerinde denk geldiğimiz kadınlardan birini canlandıran Nihal Yalçın: "Bu ülkede herkes kadınsılaşmaktan, kadının inceliğinden, onun değiştirme potansiyelinden korkuyor"

2015.05.03 10:06 - Son Güncellenme: 2015.05.03 10:08 - Yaşam - HABER MERKEZİ
A
"Kadınların değiştirebilme potansiyelinden korkuyorlar"

Seray Şahiner'in, Serap Uluyol'un "... Kızı" adlı hikayesinden esinlenerek kaleme aldığı "Antabus",  Erdal Beşikçioğlu'nun genel sanat yönetmenliğinde, Tatbikat Sahnesi'nde seyirciyle buluşuyor. İlham Yazar'ın yönettiği oyunda çocukluğundan itibaren etrafındaki erkekler tarafından hayatı yaşanmaz hale getirilen Leyla Taşçı karakterini Nihal Yalçın canlandırıyor. Ece Saruhan, Milliyet Sanat dergisinin mayıs sayısı için Yalçın'la konuştu.

"Bu tablonun içinde kendimi çaresiz hissediyorum"

Leyla'nın hikayesinin benzerlerine hayatın içinde sık sık rastlıyoruz. Bu ülkede kadın olmak size ne hissettiriyor?

Bu ülkede doğduğumuz andan itibaren korumamız gereken bir şeyle büyüyoruz. Üstelik kimse bize neyi, kimden ve nasıl koruyacağımızı öğretmiyor. Koruyamayıp başımıza bir şey geldiğinde de tıpkı Leyla gibi en yakınlarımıza bile anlatamıyoruz. Bekaret olmasaydı kadın-erkek ilişkileri nasıl konumlanırdı acaba? Cinsellik hep tabu, yasaklar evin içinde başlıyor. "Kadınlar gülmesin" diyorlar, hamile kadın sokağa çıkmasın istiyorlar çünkü hamile birini gördüklerinde akıllarına gelen tek şey o kadının cinsel münasebette bulunduğu! Bütün konuşmalar kadını cinsel obje olarak konumlandırıyor. Özgecan Aslan cinayetinin altında bile "Kadın tek başına minibüse binerse olacağı bu!" mesajı vardı.
Ne yapalım, kutularda mı yaşayalım? Bu tablonun içinde kendimi çaresiz hissediyorum, tıkanıyorum. Sürekli "Ben tek başıma ne yapabilirim?" diye düşünüyorum.

Erkeklere de doğdukları andan itibaren saçma sapan şeyler kodlanıyor. "Göster pipini" diye büyütülüyorlar, "Erkekler ağlamaz"ı duyup duygularını gösteremiyorlar. Romanda da geçiyor, "Eline erkek eli değmemiş" diye bir tabir var. Erkek eli o kadar pis ve kötü ki kadına değmemesi gerekiyor...

Bence asıl kurban erkekler zaten. Dediğiniz gibi doğdukları andan itibaren saçma sapan cümlelerle tanımlanıyor ve bunun acısını kadından çıkarıyorlar. Bütün kan bir organlarına pompalanınca kafaları çalışmıyor. Kadın ne kadar güçlüyse, erkek o kadar güçsüz. Erkeğin, kadının kaldırdığı acıyı kaldırması mümkün değil. Ben üçüncü sayfa haberlerini okurken en çok "Bir adamı karısına, kızına, etrafındaki herhangi birine şiddet uygulamaya götüren şey nedir?" diye düşünüyorum. Nasıl bu hale gelebildiklerini anlayamıyorum.

"Doğdukları andan itibaren erkekliklerini ispat çabasındalar"

Erkeklerin bu hale gelişini de kadına bağlıyorlar, "Erkekleri kadınlar yetiştiriyor" diye sıyrılıyorlar işin içinden...

Ben bu cümleden çok sıkıldım. Yeter artık! Bir anne tek başına çocuk yetiştirmiyor. Çocuk sokakla temas halinde, okulda gördükleriyle de şekilleniyor. Ayrıca devlet hiçbir zaman kadının kendi istediği gibi çocuk yetiştirmesine izin vermiyor. Kadını da devlet, sistem yetiştiriyor. Bu ülkede herkes kadınsılaşmaktan çok korkuyor. Kadının inceliğinden, değiştirme potansiyelinden korkuluyor. Kadın isterse dünyayı değiştirir ama bunu yapması için sevmesi gerekir. Leyla kocası için "tecavüzcüm" diyor, böyle çok kadın var bu ülkede. Sevmediğiniz bir yaratık üzerinize çullanıyor. Sevişmek yok! Bu erkek olma ve iktidar hali hepimizin hayatına sirayet etmiş durumda. En entelektüel erkek bile bir kadın gördüğünde önce poposuna bakıyor! En çok da kadına şiddet uygulayan hemcinslerine lanet okuyan erkekler yapıyor bunu. Doğdukları andan itibaren erkekliklerini ispat çabasındalar, bu yüzden de kurbanlar. Elbette bunu halledebilmiş erkekler de var ama çoğunluk böyle.

"Acıya katlanabilmenin başlıca yolu gülmek"

Kitabı okurken dilindeki mizaha rağmen çok ağladım. Sizin prova süreciniz sancılı geçti mi?

Çok sancılı geçmese de zorlandığım yerler oldu. Romandaki bazı hikayeleri kullanmadık. Erkek karakterleri Leyla'dan dinliyoruz. Benim için dramatik yanı daha ağır basıyordu. Yönetmenimin erkek olması büyük avantaj sağladı. Bazı sahnelerde
İlham gözleri dolarak bana "Onu öyle yapma" dedi. Zaten herkes dolu, öyle oynasaydım insanlar oyunu seyredemezdi. Seyircinin dayanabilmesi için gülmesi gerekiyordu. Zaten Seray da romanda mizahtan yararlanmış. Gülmek, acıya katlanabilmenin başlıca yoludur. Sevmek
ve gülmek sirayet eden şeylerdir.
Bunlardan vazgeçmemeliyiz.

"Hangi adamdan çocuk yapayım?"

Leyla ilk öpüşmesini bir heykelle yaşıyor. Günümüzde de çoğumuz bu durumdayız bence. İlişkilerimiz duygudan yoksun...

Duygulardan çok eylemlerle ilgilenmeye başladık. Hayatımızda sadece eylemler ve imajlar var. Kimse kendini açık etmiyor. Hal böyleyken de kimse kimseye ulaşamıyor. Duygularımızı göstermiyoruz. 20'li yaşlarımızda sevdiğimiz insanı kıskandığımızda söylerdik. Şimdi kıskansak da "Kıskanmıyorum" diyoruz. Biri karşımıza geçip "İlişki istemiyorum" dediğinde, içimiz aksini söylese de "Ben de istemiyorum zaten" diye yanıt veriyoruz. Geçenlerde çok sevdiğim bir kız arkadaşım "Erkek avcı sen avsın. Sürekli kaçacaksın, bir de adama kendini kahraman gibi hissettireceksin" diye akıl verdi bana. Otobanda giderken otomobilinin yağ sinyali yanmış, hemen sevgilisini aramış. "Ben zaten yağ sinyalimin yandığını biliyordum ama gelip beni kurtarmak ona kendini iyi hissettirdi" dedi.

Leyla "Bırakın, olmuyorsa olmuyor. İlla doğurup ne diye sabinin de hayatını karartıyorsunuz?" diyor. Siz anne olmaya sıcak bakıyor musunuz?

Merak ediyorum ama hangi adamdan çocuk yapayım? Artık "Bir adamla hayatımın sonuna kadar birlikte olayım, birlikte çocuklar büyütelim" gibi bir hayalim kalmadı. Bana imkansız geliyor bu. O yüzden olursa ayrılsak da saygı duyacağım, evladıyla ilgilenecek bir adamdan çocuğum olsun isterim.

Diğer Yaşam Haberleri için tıklayın


2015.05.03 10:06 - Son Güncellenme: 2015.05.03 10:08 - HABER MERKEZİ
A