Ekonomiye Merkez kriterleri
Merkez Bankası Başkanı Erdem Başçı, ekonomideki yeni yol haritasının 'dengeli büyüme' olması gerektiğini vurguladı.
2013.04.09 09:27 - Son Güncellenme: 2013.04.09 09:27 - Ekonomi - HABER MERKEZİ
Aksiyon Dergisinden Zafer Özcan'a açıklamalarda bulunan Başçı, Enflasyon ve cari açığın büyümenin önünde önemli bir engel olduğunusöyledi.
Başçı yüzde 5 büyümenin, yapısal reformlarla desteklendiği takdirde, 2023'te Türkiye'yi 25 bin dolar kişi başı millî gelirin üzerine çıkaracağını söyledi.
Merkez Bankası Başkanı, Bu konjonktürde Türkiye için doğru ekonomik politika bileşimi düşük faiz, dengeli büyüme olduğunu belirtti.
Yılı ekonomide hız ve fren tartışmalarıyla geçirdik. Bu yıl nasıl bir yol izlenecek? 2013'te nasıl bir tablo görünüyor?
Amerika'da Lehman kriziyle başlayan ve Avrupa'da çevre ülkelerin borç kriziyle derinleşen küresel finansal kriz, özellikle gelişmiş ülkelerde düşük büyüme ve düşük faiz ortamı oluşturdu. Bu konjonktürde Türkiye için doğru ekonomik politika bileşimi düşük faiz, dengeli büyümedir. Dengeli büyüme derken kastettiğimiz iç denge (fiyat istikrarı) ve dış dengenin (ödemeler dengesi) birlikte gözetildiği bir büyüme. Bunların yanı sıra, finansal istikrar da dengeli büyümenin önemli bir unsuru. 2012 Türkiye için dengelenme yılı oldu ve ilk defa Türkiye bunu politika araçlarını kullanarak gerçekleştirdi. İç talep ve dış talep arasında hızla açılmakta olan makas kapanmaya başladı. Bundan sonra artık ikisi birlikte sağlıklı ve sürdürülebilir büyüme trendine girebilir. Önümüzdeki dönemde de Merkez Bankası, elindeki politika araçları ile dengeli büyümeyi desteklemeye devam edecek. Aynı zamanda, Orta Vadeli Program'da yer alan yapısal reformlar tamamlandıkça Türkiye'nin dengeli büyüme hızı daha artabilecektir.
-MB, 2010 yılından itibaren faiz sisteminde, sizin 'Türk icadı' dediğiniz uygulamayı devreye soktu. Banka bir süredir de faizlerde genişlemeci yönde hareket ediyor. Faizleri düşük tutarak yatırım maliyetlerini aşağıya çekiyor ve piyasayı canlandırıyor. Diğer yandansa bankaların zorunlu karşılıklarını artırarak daraltıcı politika izliyor. Ortaya çıkacak enflasyon tehlikesini bertaraf etme adına başarılı bir uygulama. Para politikaları artık Türkiye'de bu yöntemle mi devam edecek?
Para politikasıyla ilgili tek aracın sadece kısa vadeli faiz oranları olması, gelişmekte olan ülkeler için yeterli gelmiyor. Çünkü yukarıda da bahsettiğim gibi kısa vadeli sermaye akımlarının oynaklığı giderek artıyor. Bu oynaklıktan kaynaklanabilecek yan etkileri azaltmak amacıyla dünyada iki türlü yaklaşım var. Bunların ilki sermaye akımlarına karşı alınan önlemler. Bunlar sermaye kontrolleri veya sermaye akışı vergileri olabilir. İkinci yaklaşım ise makro ihtiyati politika araçlarını kullanmak. Bunların örnekleri var ve bu konuda yeni arayışlar söz konusu. Türkiye sermaye kontrollerini kullanmaktansa daha ziyade makro ihtiyati tedbirleri kullanmayı tercih ediyor. Sermaye hesabını açık tutarak, faiz farklarını düşük tutmak ve kredilerde hızlanma, aşırı ivmelenme gözlendiği zaman makro ihtiyati tedbirler alarak bu aşırılığı yumuşatmak yönünde politika belirliyor. Bu politikalar başarılı oldu. Eğer sermaye hareketleri tersine dönerse bu iki politika aracını aksi istikamette kullanarak oynaklığı yumuşatabiliyoruz. Yaşadığımız iki büyük krizi bu politika araçlarıyla başarılı bir şekilde atlattık.
-Sizin hedef olarak ortaya koyduğunuz yüzde 5 ekonomik büyüme, yüzde 5 cari açık ve yüzde 5 enflasyon, Türkiye'yi 2023 hedeflerine taşıyabilir mi? (25 bin dolar millî gelir ve 2 trilyon dolarlık ekonomik büyüklük)
Enflasyon ve cari açık büyümenin önünde önemli bir engel. Bu gayet iyi bilinen bir konu. Bir yıl saman alevi gibi hızlı bir büyüme yaşansa bile geçici oluyor ve hemen bir düzeltme gelerek eksi büyüme gerçekleşiyor. İdeal olan enflasyonu olabildiğince düşük seviyelerde tutmak, dış dengeyi olabildiğince olumlu hâle getirmek ve sürdürebilir bir seviyeye indirmek. Böylece büyüme potansiyel hızına gelecektir. Ayrıca ülkemiz potansiyel büyüme hızını artırıcı yapısal reformları da yapabilirse daha hızlı büyüme trendine girilebilir. Yüzde 5'lik bir reel büyüme, 2023'teki kişi başı gelir hedefiyle uyumlu. Ayrıca yapısal reformlar sayesinde bu hedefin üzerindeki seviyelere de ulaşabiliriz. Bu reformlar sayesinde, kişi başı gelirde 25 bin doların ötesine dahi geçebiliriz.
-2001 krizinde bankacılık sistemindeki toplam mevduatın yüzde 79'u yabancı paraydı. Zaten bu dolarizasyon, devamında yıkıcı bir krizi tetikledi. Bu oranın şimdi daha düşük seviyelerde olduğunu biliyoruz ancak yine de devam ediyor. Hâlâ enflasyon korkusu mu var mevduat sahiplerinde?
Dolarizasyon konusunu iki farklı şekilde ele almak gerekir. İlk olarak varlık dolarizasyonunu ele alalım. Bunu mevduatın ne kadarının yerli para, ne kadarının döviz cinsinden tutulduğu olarak anlayabiliriz. İkinci olarak ise borç dolarizasyonu geliyor, bu ise borçların ne kadarının yerli para, ne kadarının döviz cinsinden olduğuyla alakalıdır. Biz ikinci problemi daha çok önemsiyoruz. Borç dolarizasyonunun bizim gibi gelişmekte olan ülkelerde aşırı bir istikrarsızlık unsuru olduğunu biliyoruz. Geçmişte Türkiye'de ve yakın zamanda Doğu Avrupa ülkelerinde bu durum yaşandı. Aşırı döviz borcu olduğu dönemde döviz kuru oynaklığı da artıyor. Kademeli olarak Türkiye'de borç dolarizasyonunun azalıyor olması güzel bir gelişme. Buna mukabil bir miktar varlık dolarizasyonunun olması normal karşılanmalı çünkü bu bir yatırım tercihi ve çeşitlendirme aracı olarak düşünülebilir. Bu durumun finansal istikrar açısından bir risk oluşturmadığını söyleyebiliriz. TL mevduatta bir artış görüyoruz. TL'de faizlerin düşmesine rağmen vatandaşlarımızın TL mevduata öncelik vermeye devam etmesi olumlu.
-Ekonomide döviz rezervleri meselesi çok konuşuluyor. MB döviz rezervlerinin yüklü miktarda olması neden önemli?
Döviz rezervleri neden tutulur bir ülkede? Bu bir finansal istikrar unsuru, bir nevi döviz kurundaki oynaklıkları azaltan bir unsurdur. Genellikle gelişmekte olan ülkelerde döviz rezervleri daha yüksektir. Bu ülkeler, dış borçlanmaları yüksekse rezerv tutmaları gerekir. Genellikle ölçü alınan kriter bir yıla kadarki dış borçları hiç yeni borçlanma yapmadan ödeyebilme yeteneğidir. Bu amaçla kullanılan Greenspan-Guidotti kriterine göre ülke vadesi bir yıla kadarki borçlarını elindeki rezervlerle ödeyebilir mi sorusu soruluyor. Türkiye'de bu oranda bir yükselme var, bununla birlikte hâlâ yüzde 100 seviyesinin hafif altındayız, yüzde 95 seviyesindeyiz. Bu yüzden rezervlerimizde bir miktar daha artış finansal istikrar açısından faydalı olabilir.
-MB'nin döviz rezervlerinin bir bölümü, bankaların merkezde tutmak zorunda oldukları zorunlu karşılıklardan geliyor. Bu şekilde biriken döviz rezervinin ekonomi ve reel sektörün finansmanı açısından çok mu gerekli?
Bankaların zorunlu karşılıkları da bankamız rezervlerini artırıyor. Hazinenin dış borcu oldukça düşük. Dolayısıyla Merkez Bankası'nın rezervleri bu borçları, hatta uzun vadeli borçların tamamını da ödemek için yeterli. Fakat Türkiye'de dış dengede açık veren temel faktör özel sektörün borçlanması. Mali disiplin sayesinde kamunun borçlanması oldukça düşük seviyelere geldi. Dış borçlanması da düştü. Özel kesim ve bankalar aracılığıyla borçlanma yüzünden cari açık oluşuyor. Özel kesimin bu borçları için rezervinin olması faydalı. Bankalar Merkez Bankası'na rezervlerini getirip koyuyor. Acil bir ihtiyaçları da olursa bankalar gelip bu rezervlerini kullanabilir. Bu bir güvence ve finansal istikrar unsuru olarak değerlendirilebilir.
-Kredi genişlemesinin yüzde 15'i geçmemesi konusunda bankaları sürekli uyarıyorsunuz. Riskli mi görüyorsunuz?
Burada bir sınırdan bahsetmiyoruz. Sadece sürdürülebilir, finansal derinleşmeye, büyümeye imkân verecek ve enflasyonu da yüzde 5 seviyesinde sağlayacak referans kredi büyüme hızı nedir sorusuna cevap arıyoruz. Gerek Türkiye'nin gerekse diğer gelişmekte olan ülkelerin verilerine baktığımızda, yüzde 15'lik kredi büyüme hızının aşağı yukarı yüzde 2'lik bir finansal derinleşmeye izin verdiğini görüyoruz. Dolayısıyla kredi stokunun GSYH'ye oranı şu an yüzde 55 seviyelerinde ve bu oran yüzde 57, sonra yüzde 59 olacak şekilde kademeli artacak. Burada yüzde 5'lik enflasyon ve yüzde 5'lik büyüme de dikkate alınmış durumda. Bu çok katı bir hedef olarak değil, Merkez Bankası'nın döviz rezervini artırıcı yönde adım atmasının bir nedeni olarak değerlendirilmeli. Eğer kredi büyüme hızı bu referansı geçiyorsa, Merkez Bankası burada zorunlu karşılık adımları atabilir ve böylece döviz rezervlerini artırabilir. Bu oranı iletişim politikasının bir parçası olarak görmek gerekir. Eğer kötü zaman gelirse, bu rezervleri uygun şekilde kullanıp istikrarı sağlamaya çalışırız. Yumuşatıcı bir etki olarak değerlendirilebilir.