Bursaspor'un Çek savunmacısı Sivok, samimi açıklamalarda bulundu
Beşiktaş'tan ayrılma sebebi, 315 kilometre hıza nasıl ulaştığı, Bursaspor'da neler yaptığı, Euro 2016'da neler olabileceği, gelecek planları... Tomas Sivok'la her şeyi konuştuk!
2016.06.21 11:12 - Son Güncellenme: 2016.06.21 11:15 - Spor - HABER MERKEZİ
Ailende her spor dalı için uzman bir sporcu varmış. Sen futbola nasıl karar verdin?
Aslında herkes her sporla ilgileniyordu desem daha doğru olur. Mesela babam motor sporlarıyla, basketbolla, hentbolla, buz hokeyiyle, aklınıza gelebilecek başka birçok sporla ilgilenen bir adamdı. Ben de topla oynanan oyunların tamamını çok severim, yeni sporlar denerim.
Doğa sporlarıyla da hiç ilgilendin mi?
Gençken ilgilenmiştim. Adrenalini seviyorum ama artık yaşım gereği daha güvenli şeylerle uğraşıyorum. Mesela bisikletle dağ tırmanışı yapıyorum.
Geçmişte yaptığın çılgınlıklar var mı?
Babam beni her gün antrenmanlara götürürken bir köprünün üzerinden geçerdik. Orada da sürekli olarak bungee jumping yapan bir grup olurdu. Her geçişimizde babama "Bir gün buradan atlayacağım!" derdim. Her gün! Bir gün gerçekten sinirlenip arabayı durdurdu. Oradaki görevlilere gidip "Her türlü sorumluluğu alıyorum, hazırlıklarını yapın, atlasın" dedi. Beni atlamam gereken yere koyduklarında ağlamaya başladım. Bir daha da böyle şeylere burnumu sokmadım!

Futbolla ilgili de kendine hedefler koyup geri çekildiğin oldu mu?
Futbolda limitlerim yok ama bir kırılma noktam var. Sakatlığım için geçirdiğim operasyondan sonra doktorlar bana dikkatli oynamam gerektiğini söyledi ama kendimi tutamadım.
Hız konusunda da limitlerinin olmadığını biliyorum. İbre en son kaçı gösterdi?
Trafiğe kapalı bir pistte 315'i gördüm. Dünya Ralli Şampiyonası pilotlarından biriyle bir deneme sürüşüne katılmıştım. Hayatımda öyle bir doyuma bir daha ulaşmadım! En keskin virajlara bile 170'le girmek aklın alacağı bir şey değil. PlayStation gibi ama başarısız olduğun oyunun sonunda "Game over" yazmıyor, cenazeni kaldırıyorlar!
Euro 2008'deki Türkiye-Çek Cumhuriyeti maçı da buna benzer bir şey miydi? O maçı nasıl hatırlıyorsun?
O maçı hatırlamak bile istemiyorum! Etkisinden kurtulmak için günlerce uğraştım. O turnuvadan hemen sonra Beşiktaş'ın teklifi geldi. Fenerbahçe'nin, Beşiktaş'ın ve Galatasaray'ın birçok maçı nasıl çevirdiğini gördükçe o gün başımıza gelen şeyi daha iyi anladım. Bu Süper Lig'le mi alakalı, yoksa Türk insanıyla mı emin değilim ama Türkiye'de futbol kaybedilecek hiçbir şey yokmuş gibi oynanıyor. Gerçekten çok cesurlar. Çek Cumhuriyeti'nde bunu göremezsiniz. Biz daha disiplinli, daha tekdüze oynarız ama Türkiye'de bazen taraftar bile işleri değiştirebiliyor.

Euro 2016'da da bunun işleyeceğini düşünüyor musun?
Umarım olaylar aynı şekilde gelişir ama bu sefer kazanan taraf biz oluruz. Türkiye-Çek Cumhuriyeti maçı yine üçüncü maç olacak. O zamana kadar ikimiz de garantilemiş olsak çok iyi olur.
Yine risk almak istemiyorsun yani...
Bütün takımlar için zor bir grup ama Türkiye ve Çek Cumhuriyeti için ayrıca zor. İspanya zaten bir futbol kültürü, Hırvatistan çok iyi durumda ve altın bir kuşak yakaladılar. En az şans verilen takım yine Çek Cumhuriyeti!
Totem yapmıyorsun değil mi?
Hayır (gülüyor)!

Savunma oyuncularının çoğu sert görünmeyi, maça çıkmadan rakiplerini ürkütmeyi tercih eder. Sen nasıl yıllardan beri böyle olmadan işini yapabiliyorsun?
Birisine saha içinde tekme atmak kolay değildir çünkü bir bedeli var. Takımınız için iyi bir şeyler yapmaya çalışırken onları eksik bırakabilirsiniz. Özellikle bu yüzden temiz oynamaya çalışıyorum ama yapmam gerekirse ben de çirkinleşebilirim. Herkesin bir varoluş tarzı var. Bazıları kendisini sert göstererek rakiplerini daha sahaya çıkmadan sindirmeye çalışıyor. Ben her zaman futbolun güzel oynanması gerektiğine inanan birisiyim. Sert bir ifadeden, şişkin kaslardan veya dövmelerden medet ummam.
Savunmada arkadaşlarının açıklarını kapatmaya çalışırken kendini parlatmaktan vazgeçiyorsun. Böyle olmasa farklı bir kariyerin olur muydu?
Kendi pozisyonuma düşen toplara sahip çıkmak benim için hiçbir zaman yük olmadı. Yeter ki o hatta iyi bir iş bölümü yapılmış olsun. Milli takımda bunu çok iyi yapıyoruz ama Bursaspor'da henüz iyi bir seviyede değiliz. Takımdaki herkes ülkelerinin milli takımlarında oynuyor ama iş sadece savunmayla bitmiyor. İkinci yarıda her şey çok daha güzel olacak. Savunmada ve hücumda da daha uyumlu olacağımıza inanıyorum.
Bu inancında Hamza Hamzaoğlu'nun payı ne kadar?
Hamza hoca göreve geldikten sonra rakibe daha az pozisyon veren bir takım hüviyetine bürünmeye başladık. En önemli konulardan biri de hocamızın iletişim ve disiplin sağlama yeteneği. Eğer bir şey düşünüyorsa bunu muhattabının yüzüne doğrudan söylüyor. Futbolcularına "Şunu yaparsan daha iyi olur" değil, "Şunu yapmalısın" diyor. Bu çok önemli. Ben de bir gün teknik direktör olursam en genç oyuncumdan en yaşlısına kadar bu şekilde doğrudan konuşacağım. Dürüstlük gerçekten çok önemli. Hamza hocanın da işini kolaylaştıran şey çok dürüst olması.
Beşiktaş'ta bu kadar çok teknik direktörle çalışıp nasıl her seferinde seçilen adam oluyordun? En zoru hangisiyle çalışmaktı?
Beşiktaş'ta herkesle çalışmak zordu çünkü her yeni teknik direktöre kendimi yeniden kanıtlamak zorunda kaldım. Hepsi yeni birer maceraydı. Bu tüm takım için böyledir. Yeni teknik direktörünüzün sizi oynatması için içini rahatlatmak görevlerinizden biridir. Ben de tam olarak bunu yaptım çünkü görev adamıyım. Bir teknik direktör bana "Şuraya koş!" dediği zaman oraya koşarım. Yeter ki bana net bir şekilde ne istendiği söylensin.

Beşiktaş'taki takım arkadaşlarından hangileriyle görüşüyorsun? Sence İbrahim Üzülmez nasıl bir teknik direktör olacak?
İbo gerçek bir kaptan, gerçek bir liderdi. Türk, yabancı herkesin saygısını kazanmış bir oyuncuydu. İngilizce bilmese de duruşuyla saygı duyduğumuz bir adamdı. Kulüp ona hak ettiği şekilde veda etmedi, bence çok daha iyi şeyler yapılabilirdi. Ben bile hatırladığımda üzülüyorum. Teknik direktör olarak çok başarılı olacağına inanıyorum. Bence futbolculuk ve teknik direktörlük arasında doğrudan bir bağlantı yok. Her şeye sıfırdan başlayacak ve belki de Türkiye'nin Guardiola'sı olacak!
Yedi yıl oynadığın Beşiktaş'ta taraftar seni nadiren eleştirdi ve hakkında hâlâ çok iyi yorumlar yapıyorlar. Beşiktaş taraftarı, senin aklında hangi sahneyle kaldı?
Beşiktaş taraftarı çılgın aşıklardan oluşan fedakar ve büyük bir aile. Bugün Bursaspor'un futbolcusuyum ve sana futbol kariyerimin en büyük kazancını anlatacağım: Beşiktaş'tan sonra aralarında çok büyük bir rekabet olan Bursaspor'a gelme kararı vermek kolay değildi. Yıllar sonra birinden diğerine geçmiş olmama rağmen iki tarafın taraftarları da bana çok büyük saygı gösteriyor. Demek ki doğru bir şeyler yapabilmişim. Bahsettiğim şey onlarca gol atmaktan çok daha değerli. "Futbolda kazanmak nedir?" diye bir soru sorulsa tam da bunu anlatırım.
Onlara dair aklında hangi anılar kaldı?
Şampiyon olduğumuzda İnönü Stadı'nda harika bir kutlama töreni düzenlenmişti. Kurulan podyuma oyuncular tek tek çıkıyor, taraftarlar da o oyuncuya tezahürat yapıyordu. Ben de podyumdan tribünleri izleyip herkese el sallıyordum. Derken önce bir taraftar sahaya atladı, sonra diğerleri de onu takip etti. Tam takım arkadaşlarıma bu olayı gösterecekken bir de baktım ki bütün oyuncular kaçmaya başlamış! Sağıma baktım, soluma baktım, hiç kimse yok! Şaşkınlıktan ne yapacağımı bilemedim, olduğum yerde öylece kaldım. Yanıma gelen taraftarlardan biri elimi sıktı, diğeri boynuma sarıldı, öbürü kafamı öptü... Sonra koluma girip beni tribüne götürmeye çalıştılar. Bir yandan da üzerimdeki Beşiktaş tişörtünü ve şortunu çıkarmaya uğraşıyorlardı. Çaresizlikten "Help!" diye bağırmaya başladım. Beni o halde gören polisler hemen yardıma koştu ve taraftarların elinden kurtarıp çıkış tüneline götürdü. Takımdakiler koridorda çay içiyordu!
Seni yalnız bıraktıkları için onlara kızmadın mı?
Herkes kendi derdine düşmüştü. Bu da bana ders oldu. Beş yıl sonra Olimpiyat Stadı'nda Galatasaray'la karşılaştık. Felipe Melo son dakikalarda kırmızı kart gördü ve bizim taraftarlar sahaya indi. Takım kaptanıydım ama sahadan ilk kaçan ben oldum! Soyunma odasına gittiğimde hiç kimse yoktu. Sonra beni bulup "Sen kaptansın, nasıl kaçarsın?" dediler. Doğru zamanı bulamıyorum (gülüyor)!

Kariyerinin devamı için aklında bir senaryo var mı? Futbolu Türkiye'de mi bırakacaksın?
Daha önce kariyerimi Beşiktaş'ta bırakmak istediğimi söylemiştim ama böyle bir ihtimal kalmadı gibi görünüyor. Bu yüzden daha fazla öngörüde bulunmak istemiyorum. Uzun süre Bursaspor'a hizmet etmek istiyorum ama Türk futbolunda her şey çok hızlı değişiyor.
Beşiktaş'tan doğru zamanda mı ayrıldığını düşünüyorsun?
Tanrı böyle olmasını istediğine göre doğru zamandı. Bursaspor'da Beşiktaş'taki dönemime göre daha sağlıklıyım. Kendimi fiziksel açıdan çok daha iyi hissediyorum. Durup düşününce bazen "Kalsam daha kesintisiz oynardım" diyorum ama hiçbir zaman bilemezsin. Bana ayrılmamı istediklerini söylediklerinde büyük bir tepki vermedim, yaşadığım harika yedi yıl için herkese teşekkür ettim. Bu hikaye de bu şekilde bitmiş oldu.

Ayrılman aslında tamamen sakatlıklarınla ilgili görünüyordu. Bir türlü düzenli olarak oynayamıyordun. Seni sahadan bu kadar uzun süre uzak tutan şey neydi?
Sadece beni değil, takımdaki birçok arkadaşıma sahayı unutturan uzun süreli sakatlıklar yaşıyorduk. Bunun sadece şanssızlık olduğunu düşünmüyorum. Hayatımda bugüne kadar kimse için kötü bir düşünce belirtmedim, bunu hayatımda ilk defa yapacağım ama inan çok canım yandı. Beşiktaş'ın son dönemde birçok sakatlık sorununun altında kulüp doktoru Ertuğrul Karanlık vardı. Kulüp sonunda bunun farkına vardı ve kendisiyle yollarını ayırdı. Beşiktaş'tan ayrılma sebebim oydu çünkü başkan onun sözünü benimkinden daha fazla önemsedi. Bana sorunun ne olduğunu anlayamadığını söylediği halde sorunlu bölgeye 15 kez iğne yapmıştı. Onun aylarca yapamadığı tedaviyi Çek Cumhuriyeti'ndeki arkadaşım iki haftada yaptı ve sahalara geri döndüm. Oysa başkan benim oynamak istemediğimi düşünüyordu.
Sana tek inanan Slaven Bilic miydi? Onunla yeniden düzenli olarak oynamaya başlamıştın...
Ligin son sekiz maçında Bilic'ten çok büyük destek aldım. Belki de beni oradaki herkesten daha iyi tanıyordu. Nasıl çalıştığımı gördü ve forma şansı verdi. Şu an başkana, kulüp personeline, takım arkadaşlarıma, kimseye karşı kötü duygular beslemiyorum. Herkesi çok seviyorum ama bu adam yüzünden kariyerim bitme noktasına gelmişti. Geçen sezon futbolu bırakmayı düşünüyordum. Bilic ve milli takımdaki arkadaşlarım sayesinde buradayım, futboldan yeniden zevk alıyorum. Bursa'da kendimi çok iyi hissediyorum. Herkes çok iyi niyetli. Tabii ki yaşımdan dolayı bazı sıkıntılarım oluyor; mesela antrenmanlardan sonra sırtım ağrıyor ama kendime iyi bakıyorum. Bursaspor bana hayatım için büyük bir fırsat verdi. Herkese çok teşekkür ederim.