Beyinsel hastalıklarda ölüm sayısı yükseliyor

Beyinsel hastalıklarda ölüm sayısı yükseliyor

Yapılan incelemeler sonucunda birçok hastalığın ölüm ile sonuçlandığı belli oldu. Ancak bu hastalıklar arasından en çok beyinsel olanların ölüm sayısında artış olduğu göze çarptı.

2015.12.01 09:20 - Son Güncellenme: 2015.12.01 09:20 - Sağlık - HABER MERKEZİ
A
Beyinsel hastalıklarda ölüm sayısı yükseliyor

Türk Nöroloji Derneği (TND) Yönetim Kurulu Başkanı Prof. Dr. Şerefnur Öztürk, nörolojik hastalıkların dünyada yaşlanan nüfusla yaygınlığı giderek artan, kişilerin yaşam kalitelerini çok önemli ölçülerde etkileyen hastalık grubu olduğunu belirterek, "Ayrıca nörolojik hastalıklardan ölüm, tüm dünyadaki ölümlerin yüzde 12'sini oluşturmaktadır ve bu ölümlerin büyük kısmı önlenebilir durumdadır" dedi.

TND tarafından bu yıl 51'incisi düzenlenen "Ulusal Nöroloji Kongresi", yurt içinden ve dışından bin 500 sağlık çalışanının katılımıyla Maritim Pine Beach Otel'de başladı.

Kongre kapsamında düzenlenen basın toplantısında konuşan Öztürk, kongrenin bu yılki ana temasının nöroloji pratiği içinde nadir görülen ancak büyük çoğunluğu genetik olmakla, son yıllarda tedavi seçeneklerinin de giderek arttığı, "nöromüsküler hastalıklar" (kas ve sinir ucu hastalıkları) olarak belirlendiğini ifade etti.

Öztürk, bu hastalıkların panel ve oturumlarla kapsamlı şekilde ele alınacağı kongrede, çocukluktan başlayarak yaşam boyu süren nöroloji hastalıklarında tanı konulduktan sonra tedavi ve takip süreçlerine de geniş çapta yer verileceğini kaydetti.

Kongrede, beyin damar hastalıkları, Multipl Skleroz, hareket ve yürüme-denge bozuklukları, nörolojik yoğun bakım, baş ağrısı, epilepsi, nöroimmünoloji, çocuk nörolojisi, nöropatik ağrı gibi konularda dünyadaki son gelişmelerin de anlatılacağı dile getiren Öztürk, konuşmasını şöyle sürdürdü:

"Nöromüsküler hastalıkların genel nörolojik sorunları içinde önemli oranlarda ortaya çıkması ve ülkemizde nöromüsküler hastalıkların tanınması, önlenmesi, tedavi ve takipleri başlıca kongre konusunu oluşturmaktadır. Nörolojik hastalıklar dünyada yaşlanan nüfusla yaygınlığı giderek artan, kişilerin yaşam kalitelerini çok önemli ölçülerde etkilemenin yanı sıra, toplumsal sağlığı ve verimliliği de en fazla etkileyen hastalık grubudur. Ayrıca nörolojik hastalıklardan ölüm, tüm dünyadaki ölümlerin yüzde 12'sini oluşturmaktadır ve bu ölümlerin büyük kısmı önlenebilir durumdadır."

- "Dünyada bir yılda 17 milyon kişi inme geçiriyor"

Prof. Dr. Öztürk, ilerleyen yaşla beyin damar hastalıklarının, sistemik sorunlarla ortaya çıkan nöropatiler ve dejeneratif hastalıklarla artış gösterdiğini anlatarak, "Beyin damar hastalıkları dünyada en fazla fonksiyon kaybına neden olan, yaşam kalitesini en fazla etkileyen ve ölüm nedeni olarak da ikinci sırada yer alan hastalık grubudur. Dünyada bir yılda 17 milyon kişi inme geçirmekte ve 6 milyon kişi inme nedeniyle hayatını kaybetmektedir yani her 40 saniyede bir kişi inme geçirmektedir. Son açıklanan TÜİK raporlarına göre Türkiye'de beyin damar hastalıkları nedeniyle hayatını kaybeden kişilerin sayısı tüm kazalar dikkate alındığında dahi kazalar nedeniyle hayatını kaybedenlerin yaklaşık iki katı kadardır" şeklinde konuştu.

Toplum sağlığı açısından günümüz koşullarında salgın hastalıklara yaklaşımda olduğu gibi hastaların yanı sıra, sağlıklı ve risk altındaki toplumu da korumaya yönelik güçlü stratejilerin önemine işaret eden Öztürk, "İnme hastalarının risk faktörlerini azaltacak yaşam tarzı değişiklikleri konusunda aydınlatılmaları ve bu konuda toplumun bütün organlarının uygun ortamı hazırlaması ve sürdürmesinin ilaç tedavileri kadar etkili olduğu kanıtlanmıştır" dedi.

Bu anlamdaki stratejilerin bütün olarak ele alınması gerektiğini aktaran Öztürk, şunları kaydetti:

"İnme beyin damar hastalıklarının ani olarak ortaya çıkan ve çok hızlı tedavi gerektiren bir durumdur. İnme tedavisinde en önemli faktör tedaviye çabuk ulaşabilmektir ki biz bunu 'zaman beyindir' şeklinde ifade ederiz. Yani kaybedilen her dakika beyinde milyonlarca hücrenin ölümü demektir. İnme belirtilerinin toplum tarafından tanınması, hastaların tedavi olanaklarına vakit kaybetmeden ulaşmasında en önemli faktördür. İnme tedavisi günümüzde uygulanabilmektedir. Ancak bu tedavi imkanlarının daha yaygın olarak uygulanabilmesi için inme konusunda özelleşmiş ünitelerin sayısı ve olanakları artırılmalı, yeterli insan gücü sağlanabilmesi için eğitimler sürdürülmelidir. İnme sonrası da hastaların uygun ve yeterli rehabilitasyon tedavisi alabilmesi ve inme tekrarından korunması için önlemler ve altyapı olanaklarının iyileştirilmesi ve sürdürülmesi için ülke çapında etkin program ve projeler yürütülmelidir."

Multipl Skleroz, akıl hastalığı değildir.

Kongre kapsamında düzenlenen basın toplantısında konuşan Boz, MS'de merkezi sinir sisteminin etkilenmesi sonucu duyusal, görme, yürüme, konuşma ve denge gibi işlevlerde bazı bozulmalar olabildiğini ifade ederek, "MS akıl hastalığı değildir. Ancak, hastalığın gidişinde bazı kişilerde depresyon ve bilişsel bozulmalar görülebilmektedir" ifadesini kullandı.

Prof. Dr. Boz, Türkiye'de yaklaşık 40 bin MS hastası olduğunun tahmin edildiğini vurgulayarak, konuşmasını şöyle sürdürdü:

"Multipl Skleroz (MS), kadınlarda 2 kat daha sıktır, yani dünyada MS'lilerin yüzde 70 kadarı kadındır. MS'in başlangıcı çoğu hastada 20 ile 40 yaşlar arasındadır. Yani hastalık gençlerin hastalığıdır. Daha erken ve geç yaşlarda da hastalığın başlaması olasıdır. Ancak, başlangıcın 15 yaşından küçüklerde ve 60 yaşından büyüklerde olması oldukça nadirdir. MS çoğu hastada atak ve iyileşmelerle seyreder. Ataklarda düzelme bazen tamdır. Ancak, bu atakların yüzde 40 kadarında sekeller ortaya çıkabilir. Bu sekellerin bir çoğu günlük yaşamı etkilemezken bazıları da yaşam kalitesini bozabilir. MS hastalarının çoğunluğu önemli bir sakatlığı olmadan, işlerini aksamadan yapabilen, yürüyen gezen kişilerdir. Hastaların yüzde 30 kadarında yürüme bozulmuş, koltuk değneği veya tekerlekli sandalye bağımlılığı bulunmaktadır. Ancak şu bilinmeli ki MS öldürücü bir hastalık değildir."

Son yıllarda D vitaminiyle MS riski arasındaki ilişkiyi gösteren kanıtların arttığını ve bu değerin düşük seviyede seyrettiği kişilerde atakların daha sık görülebildiğini anlatan Boz, "Bu nedenle doğal D vitamini kaynağı olan gün ışığında zaman geçirilmesini öneriyoruz. Doğal beslenmek, sigara ve tuzdan uzak durmak MS riskini azaltmaktadır" şeklinde konuştu.

Boz, hastalığın tedavisinde son yıllarda önemli gelişmeler olduğuna işaret ederek, konuşmasını şöyle tamamladı:

"MS artık hastalık kontrol altına alınabilen bir hastalık haline geldi. Tedaviye erken başlamak uzun yıllar sonra gelişebilecek özürlülüğün önlenmesinde çok önemlidir. Pek çok hasta kapari, keçi sütü, çuha otu, sülük tedavisi, arı sokması gibi pek çok farklı alternatif yöntemlerini denemektedir. Bu yöntemlerin hastalığın iyileşmesine hiçbir katkısı yoktur. Hastaların bilimsel tedavileri kullanmaları ileride sakatlık gelişimini engellemek açısından dikkate alınmalıdır."

- "Parkinson yaşlılık hastalığı değildir"

Konuşmasında önemli nörolojik sorunlar arasında yer alan parkinsonu ele alan TND Yönetim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Bülent Elibol da hastalığın sadece yaşlılıkta görülmediğine dikkati çekerek, Türkiye genelinde yaklaşık 100 bin kişinin bu sorunla mücadele ettiğini söyledi.

Elibol, ancak bu hastaların tamamının tedavi görmediğini, reçete alan veya saptanabilen hasta sayısının 60 bin olduğunu kaydetti.

Hastaların kimi zaman sorunu fark edemediği için, kimi zaman da hastalığın tedavisiz olduğu düşünerek hekime gitmediklerini aktararak, şu değerlendirmede bulundu:

"Hekime gidilmeme nedeni de bu hastalığın yaşlılık emaresi olarak düşünülmesidir ve hastalığın yüzde 5-10'u kalıtsaldır. Kalıtsal parkinson çok genç yaşlarda hareket yavaşlığı, titreme gibi belirtilerle başlar ve Türkiye'de akraba evliliklerinin çok olması kalıtsal parkinsonun riskini arttırır. Bu hastaların yıllık ilaç kullanım maliyeti 110 milyon dolardır."

"Nöroloji polikliniklerine en sık başvuru nedeni baş ağrısı"

TND Yönetim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Neşe Çelebisoy da nörolojik anlamda en yaygın olan hastalıklardan birisinin de baş ağrısı olduğuna işaret ederek, sorunun toplumda en sık karşılaşılan semptomlar arasında yer aldığını aktardı.

Baş ağrılarının nöroloji polikliniklerine yapılan başvurularının en önemli nedenleri arasında yeraldığını dile getiren Çelebisoy, gerilim tipi ve migrenin en sık karşılaşılan iki ağrı türü olduğunu bildirdi.

Gerilim tipi baş ağrısının 20-40 yaş arasında başladığını ve kadınlarda daha sık görüldüğünü vurgulayan Çelebisoy, şunları kaydetti:

"İki taraflı, hafif veya orta şiddette, sıkıştırıcı, bulantı, kusmanın eşlik etmediği yarım saat ile 7 gün süren ağrı ataklarıyla karakterlidir. Yıllardır devam eden benzer özellikteki ağrıların varlığı, muayenenin normal olması durumunda ek tetkik gerekmeden tedavi planlanabilir. Ağrı kesiciler ve non steroidal anti inflamatuar ajanlar atak tedavisinde etkindir. Sık atak tedavisi yanıtı yetersiz hastalar için koruyucu tedavi planlanır ve burada depresyon tedavisinde kullanılan bazı ilaçlar seçilir. Bunun yanında migren de hastaların hekime başvurusunu gerektiren ve iş gücü kaybına yol açan en sık görülen baş ağrısı tipidir. 4-72 saat süren, genellikle tek taraflı, zonklayıcı, orta veya şiddetli, fizik aktiviteyle şiddetlenen bulantı, kusma veya ses-ışık hassasiyetinin eşlik ettiği ağrı ataklarıyla seyreden hastalıkta, bazen görme bozuklukları, kol bacakta uyuşukluk, güçsüzlük, konuşma bozukluğu gibi durumlar da ağrıya öncülük veya eşlik eder."

Diğer Sağlık ve Beslenme Haberleri için tıklayın


2015.12.01 09:20 - Son Güncellenme: 2015.12.01 09:20 - HABER MERKEZİ
A