Yargıtay'ın gerekçeli MHP kararı açıklandı

Yargıtay'ın gerekçeli MHP kararı açıklandı

Yargıtay 18. Hukuk Dairesi, Ankara 12. Sulh Hukuk Mahkemesinin MHP'de olağanüstü kurultay yapılmasına yönelik kararını onamasına ilişkin gerekçeli kararını tamamladı.

2016.05.27 20:06 - Son Güncellenme: 2016.05.27 20:06 - Siyaset - HABER MERKEZİ
A
Yargıtay'ın gerekçeli MHP kararı açıklandı

Daire tarafından Ankara 12. Sulh Hukuk Mahkemesine gönderilen  gerekçede, başvuruya yönelik mevzuata yer verildi.

2820 sayılı Siyasi Partiler Kanunu'nun 14. maddesinin 6. fıkrasında  delegelerin beşte birine, olağanüstü büyük kongre talebinde bulunma hakkı  tanındığı belirtilen gerekçede, bu düzenlemenin parti içi iradenin serbestçe  tezahürünü ameli olarak teminat altına alınmasını amaçladığı anlatıldı.

Gerekçede, bu nedenle yeter sayıda üyenin yönetim kuruluna karşı açığa  vurduğu irade beyanının, hem üyelerin her birini ayrı ayrı, hem de yönetim  kurulunu bağlayıcı nitelikte olduğu vurgulandı.

Parti merkez yönetim organının bu talebi yerine getirmemesi halinde ne  yönde hareket edileceğinin bu kanun maddesinde düzenlenmediği aktarılan  gerekçede, Türk Medeni Kanunu ve Dernekler Kanunu'nun, Siyasi Partiler Kanunu'na  aykırı olmayan hükümlerinin siyasi partiler için de uygulanabileceğine yönelik  düzenlemelere işaret edildi.

Türk Medeni Kanunu'nda, beşte bir imzaya karşılık olağanüstü toplantı  yapılmaması halinde, üyelerden birinin başvurusu üzerine sulh hakimi tarafından  üç üyenin genel kurulu toplantıya çağırmakla görevlendirileceğine ilişkin  düzenleme bulunduğu anlatılan gerekçede, şöyle denildi:

"Hüküm emredici niteliktedir. O halde, siyasi partilerde, kanunda  gösterilen yeter sayıdaki üyenin olağanüstü büyük kongre yapılması talebinin,  merkez karar ve yönetim organınca yerine getirilmemesi halinde, üyelerden birinin  başvurusu üzerine, (Gündeminde seçim bulunsun veya bulunmasın) büyük kongreyi  toplantıya çağırmakla üç üyenin görevlendirilmesine ilişkin kararı verecek yargı  organının, sulh hukuk mahkemesi olduğu görülmektedir. Bu sebeple, işin Anayasa  yargısının görevine girdiği yönündeki savunmaya itibar edilmemiştir."

"Tıkanıklık, delegelerin yasal haklarını kullanmalarıyla  giderilebilir"

Siyasi partiye, Siyasi Partiler Kanunu'nun emredici hükümlerine  aykırılık halinde Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının başvurusu üzerine Anayasa  Mahkemesi tarafından ihtarda bulunulabileceği ifade edilen gerekçede, şu  tespitlere yer verildi:

"Yeter sayıda üyenin, kanun ve tüzük hükümlerine uygun olağanüstü  kongre çağrısının, parti yönetimince yerine getirilmemesinin yol açtığı  tıkanıklık, ancak delegelerin üyelik sıfatlarından kaynaklanan yasal haklarını  kullanmalarıyla giderilebilir. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının bir siyasi  parti hakkında 104. maddeye dayanarak Anayasa Mahkemesine resen ihtar  başvurusunda bulunma görevinin olması, yasanın 121. maddesinin ilk fıkrasında yer  alan Medeni Kanun ve Dernekler Kanunu'na yapılan atıf karşısında, siyasi  partilerin temel öznesi olan üyelerinin, Siyasi Partiler Kanunu ile Türk Medeni  Kanunu'nun kendilerine tanıdığı hakka dayanarak, genel mahkemelerden hukuki  himaye isteğinde bulunmalarına engel değildir. Aksinin kabulü, siyasi partilerin  faaliyetlerinin demokrasi ilkelerine uygunluğunu arayan Anayasa ilkesiyle  bağdaşmayacağı gibi Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan hak arama  hürriyetinin de ihlali anlamına gelir. Bu bakımdan ihtar yolunun var olması yeter  sayıda delegenin olağanüstü büyük kongre talebinin parti yönetimince yerine  getirilmemesi halinde, çağrıda bulunan üyelerin mahkemeden, Türk Medeni  Kanunu'nun 75/2. maddesi gereğince olağanüstü kongreyi toplantıya çağırmak üzere  üç üye görevlendirilmesi talebinde bulunmalarına engel teşkil etmemektedir."

Gerekçede ayrıca, Genel Merkez tarafından mahkemeye sunulan Anayasa  Mahkemesi kararlarının da bir siyasi partinin kendiliğinden dağılma halinin ve  buna bağlı olarak hukuki varlığının sona erdiğinin tespitine ilişkin olduğu,  kongrelerle ilgisinin bulunmadığı kaydedildi.

"İrade ortaya çıkmışsa süre beklenmeyebilir"

Olağanüstü kongre talebinin yerine getirileceği süreye ilişkin Siyasi  Partiler Kanunu, Dernekler Kanunu ve Türk Medeni Kanunu'nda düzenleme olmadığı  belirtilen gerekçede, ancak bu hususun kanun seviyesinde bir düzenleyici işleme  konu olmasının gerekmediği bildirildi.

Dernekler Yönetmeliği'nin 13. maddesinin (b) bendinde yer alan "genel  kurul, dernek üyelerinden beşte birinin yazılı isteği üzerine otuz gün içinde  olağanüstü toplanır" şeklindeki düzenlemenin, siyasi partilerin, her kademedeki  olağanüstü kongreleri için de uyulması gereken norm niteliği taşıdığı vurgulandı.

Bu sürenin düzenleme amacı taşıdığı belirtilen gerekçede, gereğinin  yapılmamasının olağanüstü kongre çağrısında bulunanlara yargıya başvurma hakkı  verdiği ifade edildi.

Gerekçede, parti yönetiminin, olağanüstü büyük kongreyi toplamayacağı  yönünde bir iradenin önceden ortaya çıkması halinde bu süre beklenmeksizin de  hakimden görevlendirme talebinde bulunulabileceğinin altı çizildi.

Olağanüstü kongre çağrısının, muhatabına ulaştığında hukuki  sonuçlarını da doğuracağı aktarılan gerekçede, şu değerlendirmelere yer verildi:

"Parti tüzüğünün 63/3. maddesindeki 'Çağrılabilir' ifadesi, beşte bir  delegenin olağanüstü kongre talebinin genel başkan ve merkez yönetim kurulunun  takdirine bırakıldığı anlamına gelmez. Buradaki ifade, genel başkan ve merkez  yönetim kurulunun lüzum görmesi halinde olağanüstü kongre toplantısıyla  sınırlıdır. Tüzükte yer alan bu ifadeden, beşte bir delegenin büyük kongre  talebinin de genel başkanın takdirine bağlı tutulduğu anlamının çıkarılması,  yeter sayıdaki delegeye tanınan olağanüstü kongre talebinde bulunma hakkını  işlevsiz hale getirir."

"Büyük kongrenin toplanmayacağı yönünde açık irade ortaya konuldu"

Parti delegelerinden 531'inin usulüne uygun şekilde olağanüstü kongre  çağrısında bulunduğu belirtilen gerekçede, sayının delegelerin beşte birini  aştığı, bu çerçevede parti yönetiminin, büyük kongreyi olağanüstü toplantıya  çağırması gerektiği ifade edildi.

Parti yönetiminin, yeter sayıda üyenin çağrı taleplerini işleme  almadığı, merkez yönetim kurulu üyelerinin yaptıkları basına yansıyan  açıklamalarla olağanüstü büyük kurultayın toplanmayacağı yönünde açık bir irade  ortaya koyduğu aktarılan gerekçede, "Bu tutum, olağanüstü kongre talebinin  reddolunduğunu göstermektedir. Bu halde, istekte bulunan üyelerden her birinin  sulh hukuk hakiminden çağrı kurulu teşkil edilmesini istemelerinde ve yerel  mahkemece de üç kişinin büyük kongreyi toplantıya çağırmakla görevlendirilmesinde  kanuna aykırılık görülmemiştir" denildi.

Bu tür davalarda, sulh hukuk mahkemesinin incelemesinin, biçimsel  olduğu vurgulanan gerekçede, büyük kongre talebinin haklı ve geçerli sebebe  dayanıp dayanmadığının yargısal denetimin dışında kaldığı, çünkü, partinin bu  gibi sorunlarının görüşülüp konuşulacağı ve müzakere edilip karara bağlanacağı  yerin, en yetkili karar organı büyük kongre olduğu kaydedildi.

Yeter sayıda üyenin, olağanüstü kongre talebine ilişkin toplu irade  beyanının iyi niyetli olup olmadığına ilişkin bir değerlendirme de yapılamayacağı  vurgulanan gerekçede, "Çünkü, kanun, beşte bir oranına ulaşan üyeye, olağanüstü  kongre talep etme hakkı vermiştir. Bu hakkın, Türk Medeni Kanunu'nun 2'nci  maddesinde düzenlenen 'dürüstlük' ilkesine uygun kullanıp kullanmadığının  değerlendirmesi 'yerindelikle' ilgili olup, şekli inceleme yapan sulh hukuk  hakiminin yetkisi dışındadır. Bu sebeple bu yöne ilişkin itirazlar yerinde  görülmemiştir" ifadesine yer verildi.

Büyük kongreyi olağanüstü toplantıya çağırmakla görevlendirilen üç  üyenin, "tarafsız" olmadıklarına ilişkin itirazın da yerinde görülmediği  belirtilen gerekçede, görevlendirilenlerin parti üyesi olduğunun altı çizildi.

Gerekçede, görevlerinin olağanüstü büyük kongreyi toplantıya  çağırmaktan ibaret olduğu ve görevlerinin kongre divanının oluşuna kadar geçen  dönemle sınırlı kaldığı anlatıldı.

Bir davanın, başka bir davaya kısmen veya tamamen bağlı olması halinde  o dava sonuçlanıncaya kadar bekletilebileceği ifade edilen gerekçede, şöyle  denildi:

"Konu, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının incelemesinde olup, Anayasa  Mahkemesine yapılmış bir ihtar başvurusu bulunmamaktadır. Yargıtay Cumhuriyet  Başsavcılığının yapacağı inceleme sonucu, böyle bir başvuruda bulunulup  bulunulmayacağı bu aşamada belli değildir. Esasen Anayasa Mahkemesince Siyasi  Partiler Kanunu'nun 104. maddesine göre verilecek ihtar kararı, yeter sayıda  delegenin mahkemeden çağrı kurulu teşkilini istemeye ilişkin kanundan doğan  haklarını ortadan kaldırmayacaktır. Bekletici sorun yapılabilecek husus, Siyasi  Partiler Kanunu'nundaki bir hükm?ün, Anayasa'ya aykırılığının itiraz yoluyla  Anayasa Mahkemesinin önüne götürülmüş olması halidir. Somut davada böyle bir  durum söz konusu değildir. Bu bakımdan, davalı tarafın bekletici mesele  yapılmasına ilişkin talebi yerinde görülmemiştir."

Diğer Siyaset Haberleri için tıklayın


2016.05.27 20:06 - Son Güncellenme: 2016.05.27 20:06 - HABER MERKEZİ
A