TÜSİAD Yüksek İstişare Konseyi toplantısı gerçekleşti

TÜSİAD Yüksek İstişare Konseyi toplantısı gerçekleşti

TÜSİAD Yüksek İstişare Konseyi toplantısı 11 Temmuz 2024 Perşembe günü düzenlendi. Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek'in de katıldığı belirtilen toplantıda TÜSİAD Yüksek İstişare Konseyi Başkanı Ömer Aras ve TÜSİAD Yönetim Kurulu Başkanı Orhan Turan açılış konuşmalarını yaptı.

2024.07.11 16:22 - Son Güncellenme: 2024.07.11 16:23 - Bursa Bölge - BÜLTEN
A
TÜSİAD Yüksek İstişare Konseyi toplantısı gerçekleşti

TÜSİAD Yüksek İstişare Konseyi toplantısı 11 Temmuz 2024 Perşembe günü düzenlendi. Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek'in de katıldığı belirtilen toplantıda TÜSİAD Yüksek İstişare Konseyi Başkanı Ömer Aras ve TÜSİAD Yönetim Kurulu Başkanı Orhan Turan açılış konuşmalarını yaptı. 

İlk sözü alan TÜSİAD Yüksek İstişare Konseyi Başkanı Ömer Aras'ın konuşması şu şekilde: 

"Bugünkü konuşmamın başlığını, "Ülke Olarak Değişimi Kaçırmayalım." olarak belirledim. Dünyada rüzgâr nereden esiyor? Bu rüzgârı nasıl arkamıza alabiliriz? Bunlara odaklanacağım. Öncelikle şunu tespit edeyim. Biz hep birlikte güçlü toplum, güçlü ülke ve güçlü bir ekonomi olmak istiyoruz. Ancak, günümüzde hüküm süren sert değişim rüzgarlarını dikkate aldığımızda güçlü olmak yeterli görünmüyor. Aynı zamanda dayanıklı da olmalıyız. Güçlü olmak rakiplerden üstün olmakla ilişkilidir. Dayanıklı olmak ise esneklik ve uyum yeteneği gerektirir. Dünyadaki değişimi dört ana başlık altında toplayabiliriz: iklim, demografi, jeopolitik ve teknoloji.

Bu değişimlerin en başında iklim değişikliği geliyor.  Küresel ısınmanın sonuçlarını her alanda yaşıyoruz.  Ülkeler ekonomi politikalarını bu doğrultuda değiştiriyor. İklim değişikliğiyle mücadele konusundaki küresel mutabakat giderek güçleniyor. Bu alanda AB başı çekiyor. Yeşil dönüşüm ihtiyacı, tarımsal üretim, tüketim tercihleri, üretim teknolojileri ve ticaret gibi birçok alanda değişimi tetikliyor. Yeşil dönüşüme duyarlı olmayan şirketlerin rekabet şansı kalmıyor. Yeşil dönüşümü kaçırmamak için hareket etmeli ve uyum kapasitesini artıracak tedbirleri hızla hayata geçirmeliyiz. Aksi halde ciddi zorluklarla karşılaşacağız. Örneğin tarım.  

İkinci değişim alanı demografi.  Bugün hem ülkemiz hem dünya çok ciddi bir demografik dönüşümden geçiyor. Yaşlanan nüfus, kentleşme ve ülkeler arası göçler demografik değişimin üç temel göstergesi. Dünya hızla yaşlanıyor. Medyan yaş 1980'de 21 iken 30'a yükseldi.  En yaşlı kıta 42 medyan yaşla Avrupa onu 38'le Amerika takip ediyor.  Dünya ortalamasını 19 yaşla Afrika aşağı çekiyor. 2030 yılında dünyada her 6 kişiden biri 60 yaş ve üzerinde olacak. Türkiye nüfusu da hızla yaşlanıyor. Bundan 25 yıl önce yayımlamış olduğumuz bir raporda dikkat çekmiş olduğumuz demografik fırsat penceresi hızla kapanıyor. 1980'de 19 olan medyan yaş, bugün 34'e yükseldi. Çalışma çağındaki nüfus oranının ise 2030'dan sonra düşüşe geçmesi bekleniyor. Demografik fırsat penceresinden gereği kadar yararlanamadık.

Kentleşmeye bakarsak:

Tarihte ilk kez dünya nüfusunun yarısından fazlası, yaklaşık %57'si, şehirlerde yaşıyor. Türkiye'de bu oran %77.  Oysa 1960'da %31,5'ti. Dünyada göçmen sayısı hızla artıyor. 2020 sonunda dünya nüfusunun %3,6'sı göçmen statüsünde (281 milyon). 2022 yılında 140 bin vatandaşımız yurtdışına göç etti. Artış oranı bir önceki yıla göre %35.  Büyük çoğunluğu da gençler. Ülkemiz hem göç veriyor hem göç alıyor. Demografik fırsat penceresi sorununu Avrupa'nın göçmen deposu olarak çözemeyiz. Dünyada en çok göç alan iki ülkeden biriyiz. Beyin göçünü tersine çevirmeli ve göçmen politikamızı lehimize geliştirmeliyiz. Demografik değişimi iyi yönetmeliyiz. Değişimin sağlık, istihdam, eğitim, sosyal güvenlik, toplumsal yapı gibi alanlarda yaratacağı etkilere hazırlıklı olmalıyız. Ayrıca demografik değişimin sektörel etkilerini belirlemeli ve ona göre çözümler üretmeliyiz. Örneğin, yakın coğrafya ve ülkemizde yaşlanan nüfusun sağlık ihtiyaçlarının artacağı kesin. Bu ihtiyacı karşılayacak politikalar üretmeliyiz. 

Üçüncü değişim başlığı jeopolitik.

Bugün küresel sistem hem ekonomik hem siyasi hem de yönetişim açısından ciddi bir krizden geçiyor. Çatışma ve savaş her yere yayılmış durumda: Dünya üzerinde yaşayan her altı kişiden biri aktif çatışma olan bir bölgede yaşıyor. Geçmişte, uluslararası ticaret ve yatırım kararları maliyet bazlıydı. Ama savaşlar ve pandemi, coğrafi yakınlığı ve siyasal güven unsurunu öne çıkardı. Ekonomik ilişkilerde ve tedarik zincirlerinde, dost ve müttefik ülke kavramı öne çıkar oldu. Türkiye merkezi coğrafi konumuyla, tarihsel olarak hem doğuyla hem batıyla güçlü bağlara sahip olmasıyla, belki de en çok AB ilişkileriyle, bu jeopolitik değişimden yararlanma imkanına sahip. Akılcı politikalarla jeopolitik değişimi fırsata çevirmeliyiz.

Dördüncü değişim dalgası ise teknoloji.

Başta üretken yapay zeka ve sentetik biyoloji olmak üzere yeni nesil teknolojiler, hemen her alanı çok derin etkiliyor. Dijital dünyadaki değişim fiziksel dünyayı şekillendiriyor. Üretimin tüm aşamaları, tüketim alışkanlıkları, çalışma şekilleri, sağlık hizmetleri, şirketlerin yönetim biçimleri, meslekler, suç işleme ve savaş yöntemleri değişiyor. Küresel siyasi ve ekonomik düzen yeniden şekilleniyor. 20 yıl önce dünyanın en değerli 10 şirketinin, 9'u bugün ilk onda yok. İlk onda Apple, Google, Amazon, Nvidia, Facebook, Tesla gibi yeni teknoloji şirketleri var. Çip üreticisi Nvidia'nın piyasa değeri bu yılın ilk yarısında iki katının üzerine çıkarak 3 trilyon doları aştı. Bu rakamın Türkiye'nin milli gelirinin üç katına yakın olduğunu hatırlatırım.

Bu 4 başlıkta özetlediğim DEĞİŞİMİ, KAÇIRMAMAK İÇİN NE YAPMALIYIZ?

Güçlü ve dayanıklı bir ekonomi, toplum ve ülke yaratmak için farklı yapmamız gerekenleri dört ana başlıkta özetleyebilirim: Hukukun üstünlüğü, eğitim ve liyakat, teknoloji üretmek ve inovasyon, verimlilik ve ihracata dayalı ekonomik büyüme modeli." 

Daha sonra söz alan TÜSİAD Yönetim Kurulu Başkanı Orhan Turan ise şunları söyledi:

Türkiye enflasyonla mücadele konusunda, çok tecrübeli bir ülke. Çünkü çok uzun bir enflasyonist geçmişi var. Yıllık enflasyon 1990'lar boyunca % 60'ın altında inmemişti. Ama 2002 yılının başında %70'lerde olan enflasyonu yıl sonunda %30'un altına geriletebildik. Enflasyon bir yıl sonra %20'nin, bir sonraki yıl ise, %10'un altına indi. 2011 yılında %4'ün bile altına indiğini görmüştük. Fakat 2016 sonrası dönemde uyguladığımız hatalı politikalar sonucunda, enflasyon performansı kötüleşti. Bu olumsuz süreç, 2021 sonrası dönemde daha da hız kazandı. Son bir yıldır yeniden doğru para politikasına dönmüş olmamızı çok önemsiyoruz. Enflasyonu yıl sonunda %40'ın altına çekebilmeyi umuyoruz.

2001 yılında merkezi bütçe açığının GSYH'ya oranı %11.9 idi. 2005'te bu oranı %1'e indirdik. Bu, 2000'li yıllardaki ekonomik istikrar hikayemizin müthiş bir ayağını oluşturur.  İzleyen yıllarda da olağanüstü koşullar haricinde %1'ler seviyesinde tutabildik. Bu sene OVP'ye göre %6.4 tahmin ediliyor. Maliye politikasında son dönemde attığımız ve atmayı planladığımız adımlarla, gerçekleşmenin, bunun çok daha altında olma ihtimali var. 2025 yılı hedefi ise %3.4. Ve tabii kişi başı milli gelir rakamları. 2013'te kişi başı milli gelir 12,582 dolardı. Sonra geriledi. Son 10 yılda fakirleştik. 2023 sonunda yeniden 13,000 dolar seviyesine geldik. Biliyoruz ki geride bıraktığımız 10 yılı kaybetmemiş olsaydık, bugün çok farklı bir tabloyu konuşabilirdik. Düşük enflasyon, bütçe disiplini, hiç sorunsuz finanse edilebilen bir cari açık ve stabil TL, çok daha yüksek kişi başı gelir anlamına gelecekti. Ne gelir dağılımı böylesine bozulmuş olacaktı, ne emeklinin satın alma gücü bu kadar düşmüş, ne de gençler geleceklerini yurtdışında arar hale gelmiş olacaktı. Vakit kaybettik. Vakit kaybetmenin bedeli ağır oldu. Şimdi ise yeniden doğru adımlar atmaya başladık. 

Bu koşulların en başında ekonomik istikrar geliyor. Enflasyonla mücadele sürecini destekliyoruz. Bu konudaki çalışmaların, doğru yönde atılmış önemli adımlar olduğunu düşünüyoruz. Para politikasının mali disiplin ile de desteklenmesi gerektiğini düşünüyoruz.  Bu çerçevede geçtiğimiz günlerde açıklanan "Kamuda tasarruf ve verimlilik paketi"ni kamu harcamalarının denetlenmesi ve kısıtlanması doğrultusunda atılmış bir adım olarak görüyoruz. Bu adımın önümüzdeki dönemde kamu ihale reformu, vergide adalet ve etkinlik, kayıt dışılıkla mücadele gibi alanlardaki çalışmalarla desteklenmesini bekliyoruz. 

Enflasyonla mücadelenin başarılı olabilmesi için, toplumun tüm kesimlerinde bu konuda bir mutabakat olması gerekiyor. Bu süreç reel kesim üzerinde de maliyetler oluşturacaktır. İş dünyası da Türkiye ekonomisinin bir süredir devam eden sorunlarını çözmesi ve daha dengeli, sürdürülebilir bir büyüme patikasına girmesi için, oluşacak maliyetin kendi üzerine düşen kısmını üstlenmelidir.

Bu noktada kuruluşundan bu yana TÜSİAD'ın ülke çıkarlarını, hep en öne koymuş olduğunu hatırlatmak isterim. Biz, enflasyonla mücadelenin yükünü üstlenmeyelim; başkaları üstlensin demeyiz.

Bu çerçevede, gündemdeki vergi düzenlemeleri vergi yükünün mali güce göre adil şekilde dağıtıldığı ve hukuka güvenin korunduğu etkin bir vergi sistemine ulaşma amacına hizmet etmelidir. Bunun için düzenlemelerin vergi tabanını genişletmeyi hedeflemesini, adil, öngörülebilir ve uluslararası standartlara uygun olmasını gerekli görüyoruz. Ayrıca düzenlemelerin istişare ile, ilgili sivil toplum kuruluşlarının görüş ve değerlendirilmeleri alınarak hazırlanmasının, son derece önemli olduğuna inanıyoruz.  Bu alanlarda kapsamlı adımlar atılmaksızın, sadece vergi yükünün önemli bir kısmını yüklenen "kayıtlı mükellef grubu" üzerindeki vergi yükünü daha da arttıracak düzenlemelerle yetinilmesinin, bu sürecin başarısını gölgeleyeceğini düşünüyoruz. Vergi düzenlemelerinin amaçlarına ulaşması için kayıt dışı ile mücadelenin sıkılaştırılması gerektiğine inanıyoruz.

Makroekonomik istikrarın ve öngörülebilirliğin sağlanması ve enflasyonun kalıcı olarak düşürülmesi için, diğer reform alanlarında da, adım atılması gerekiyor. Bu çerçevede; hukuk devletinin tüm kurum ve kurallarıyla etkin işlemesinin sağlanması, düzenleyici kurumların özerkliği, çoğulcu demokrasi, ifade özgürlüğü, eğitim reformu, toplumsal cinsiyet eşitliği, teknoloji ve yenilikçilik gibi başlıklarla güçlendirilmesini önemsiyoruz. Çünkü, kalkınma, ekonomik yapıdaki dönüşüm, bireysel ve bölgesel gelir adaletinin iyileştirilmesi, salt ekonomi politikalarının dışına taşan bir çerçeve gerektiriyor.

Diğer Bursa Haberleri - Bölge Haberleri için tıklayın


2024.07.11 16:22 - Son Güncellenme: 2024.07.11 16:23 - BÜLTEN
A