Tarihi anlaşma imzalanıyor!

Tarihi anlaşma imzalanıyor!

Türkiye ile Avrupa Birliği arasında bugün vize muafiyetiyle ilgili tarihi bir imza atılacak. AB Türkiye Delegasyonu Müsteşarı Naucodie: "Artık Türkiye'nin sınırları AB'nin sınırları oluyor"

2013.12.16 07:25 - Son Güncellenme: 2013.12.16 13:16 - Güncel - HABER MERKEZİ
A
Tarihi anlaşma  imzalanıyor!
01:52 "Yük olmaya değil yük almaya geliyoruz"

İLGİLİ VİDEO

"Yük olmaya değil yük almaya geliyoruz"


Türkiye ile AB arasındaki en büyük anlaşmazlıklardan biri olan vize muafiyeti için diyalog süreci bugün Ankara'da resmen başladı. Türkiye ile AB arasında 'Vize Serbestisi Mutabakat Metni' ve 'Geri Kabul Anlaşması' imzalandı.

AB'nin Türkiye'ye şart koştuğu üçüncü ülkelerden gelen kaçakların kabulüne ilişkin "Geri kabul anlaşması" Ankara'da imzalandı. Anlaşma onay için TBMM'ye gönderilecek.

 

SÜREÇ BAŞLIYOR
Türkiye'nin, AB'ye üyelik müzakereleri sırasında uzun süredir talep ettiği vize muafiyeti görüşmeleri, geri kabul anlaşmasının imzalanmasına paralel olarak başlatılacak. Bu kapsamda AB ilk olarak, Türk vatandaşlarına vize kolaylığı getirecek. Schengen vizesi almak isteyen belirli meslek gruplarına ait kişilerden uzun süreli vize taleplerinde daha az evrak istenecek.
Ankara ise Türkiye'den AB'ye kaçak giriş yaparken yakalananları kabul edip geldikleri ülkelere gönderilene kadar tutulacakları mülteci kamplarına gönderecek. Karşılıklı adımların yaklaşık 3,5 yıl gözleneceği sürecin sonunda AB'den Türk vatandaşlarına vize muafiyeti getirmesi talep edilecek. Bu talep yerine getirilmediği taktirde geri kabul anlaşması da gözden geçirilecek.

2 ANLAŞMA
Ankara Palas'taki imza törenine Başbakan Tayyip Erdoğan da katılıyor.
Törende, Geri Kabul Anlaşması'nı İçişleri Bakanı Muammer Güler, vize muafiyetine ilişkin protokolü ise Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu imzaladı.

''AVRUPA'DA TÜRKİYE BAKIŞI DEĞİŞECEK''
İmza töreninden sonra bir konuşma yapan Dışişleri Bakanı Davutoğlu şunları söyledi:
İlk vize diyaloğu sürecini başlatan toplantıyı tamamladık. Biraz önce huzurlarınızda imzaladık. Her şey değişebilir. Ancak iki şeyi değiştiremez. Tarih ve coğrafya. Türk halkı tarihi ve coğrafi olarak Avrupa'nın bir parçasıdır. Türkiye AB Entegrasyon süreci sürerken, halklarımızın arasında böyle bir vize serbestliği anlaşmasına ihtiyaç vardı.
Üç aşama var. Birincisi psikolojik devrim. Avrupa'da Türkiye, Türkiye'de de Avrupa bakışı değişecek. Önümüzdeki üç üç buçuk yıl içinde kurumlarımız arasında, muhatap kurumlar arasında yoğun bir iş birliği oluşacak. En önemlisi uzun dönemde Türkiye ve Avrupa halkları gelecekte de beraber olmak üzere iletişime geçecekler.

AB İÇİŞLERİ KOMİSERİ: SCHENGEN VİZESİNİN TÜRK VATANDAŞLARINA KALDIRILMASINI ÖNGÖRÜYOR
AB İçişleri Komiseri Cecilia Malmström ise konuşmasında şunlara dikkat çekti:
Bugün karşılıklı güveni artıyoruz. Gelecekteki ilişkilerimiz için iki önemli etkisi olacak, vatandaşlarımız pozitif gelecekte görecekler. Çok yakın geçmişte Geri Kabul Anlaşması'nı imzaladık. Bu aynı zamanda yeni bir işbirliği süreci de başlatıyor. Düzensiz göç ile ilgili Avrupa ile Türkiye'yi bir araya geliyor. Anlaşmaların onaylanmasını kısa sürede bekliyoruz.
Buna ek olarak vize serbestisi diyaloğunu başlattık. Schengen vizesinin Türk vatandaşlarına kaldırılmasını ön görüyor.
Geri kabul anlaşmasının uygulanması yol haritasındaki ön görülen gereksinimlerden bir tanesi. Bugün bu belgeyi Davutoğlu'na sundum. Hep birlikte çalışmalarımızı başlatacağız. Sayın bakanın ve farklı mercilerinin, yol haritasındaki koşullarla ilgili endişeleri var. Bunu anlayışla karşılıyoruz. Bunlara çözüm bulmaya çalışacağız.
Bugün bu diyaloğun ne kadar uzun süreceğini kestiremiyoruz. Her iki tarafın da bundan avantaj sağlamasını ön görüyoruz.

ERDIĞAN: YÜK OLMAYA DEĞİL YÜK ALMAYA GELİYORUZ

Başbakan Erdoğan, Avrupa Birliği ile imzalanan Geri Kabul Anlaşması imza töreninde yaptığı konuşmada "Yük olmaya değil, yük almaya geliyoruz" dedi.

Başbakan Erdoğan, Türkiye-AB Geri Kabul Anlaşması ve Türkiye-AB Vize Serbestisi Diyaloğu Mutabakat Metni imza törenine katıldı. Ankara Palas'ta gerçekleşen törende konuşan Erdoğan, 12 Eylül döneminde ülkesini terk etmek zorunda kalan sanatçıların ve düşünürlerin artık tek tek ülkelerine döndüğünü söyledi. 1990'larda ve 2000'li yıllarda gençlerin başörtüsü engeli ya da katsayı engeli nedeniyle Türkiye'den gitmek istediklerini vurgulayan Başbakan Erdoğan, "Artık bunu da ortadan kaldırmış olduk. Öğrencilerimiz kendi ülkelerinde, hatta kendi şehirlerinde üniversitelerde özgürce okuyabiliyor. Artık üniversitesi olmayan şehrimiz yok. Hatta yurt dışından çok sayıda yabancı öğrenci artık Türkiye üniversitelerini tercih ediyor. Burada Türkiye'deki ekonomik büyümenin etkisiyle artık çok daha az insan ekmek parası kazanmak için yurt dışına çıkmayı, gurbete gitmeyi bir seçenek olarak görüyor. 11 yılda 7 milyona yakın kişiye istihdam ürettik. Küresel ekonomik krizde bazı AB ülkeleri rekor seviyede işsizlik oranlarını görürken, 6 milyon insan işsiz kalırken, biz rekor seviyede düşük işsizlik rakamlarına ulaştık. Türkiye artık iş göçü veren değil, yurt dışından bu anlamda göç alan bir ülke. Bütün bunlara ek olarak Türkiye'de son 11 yılda seyahat kültürünün çok çok yaygınlaştığını, seyahat özgürlüğü önündeki tek engel olan ekonomik bariyerlerin de artık aşıldığını buna eklemek durumundayım. 2003 yılında 103 ülkeye uçan Türk Hava Yolları, şu anda 236 noktaya uçuş yapabiliyor. 10 yılda 10 milyondan fazla vatandaşımız ilk kez uçağa bindi. 2003'te 34.5 milyon kişi olan toplam yolcu sayısı 2012 sonunda 131 milyona ulaştı. Bu yılın sonunda da şuandaki rakamlara baktığımızda 152 milyonu aşması bekleniyor. Bu sayının yaklaşık 75 milyonluk kısmı yurt dışı uçuş yapanlardan oluşuyor" diye konuştu.

"YÜK OLMAYA DEĞİL, YÜK ALMAYA GELİYORUZ"

"Türkiye'den yurt dışına gidenler eskisi gibi baskılardan kaçmak veya iş bulabilmek, yasaklardan kurtulup, üniversite okuyabilmek için değil, iş kurmak, yatırım yapmak, özellikle de dünya üzerinde nerede mazlum, mağdur halklar varsa onlara yardım için koşuşturuyor" diyen Başbakan Erdoğan, konuşmasına şöyle devam etti:

"Biz de bu süreçleri kolaylaştırmak, iş adamlarımızın, yatırımcı ve ihracatçılarımızın, yardım kuruluşlarımızın yurt dışına daha kolay gidebilmelerini sağlamak için her seviyede yol açıcı bir politika izliyoruz. 2002'de vatandaşlarımız 42 ülkeye vizesiz seyahat edebiliyordu. Biz şuanda bunu 69'a çıkardık. İşte en son Rusya ile vizeleri kaldırdık. Hiçbir sorun yaşamadık ve yaşamıyoruz. AB ile vizeler kalktığında da hiç kimsenin endişesi olmasın, ne Türkiye ne AB üyesi ülkeler bundan en küçük bir sorun yaşamayacaklardır. Tam tersine vizeler kalktığında iş adamlarımız, sanatçılarımız, sporcularımız, sivil toplum örgütü mensuplarımız daha rahat seyahat edecekler ve bu da AB'ye çok önemli katkılar sağlayacaktır. Benim her zaman bir ifadem var, 'yük olmaya değil, yük almaya geliyoruz.' Türkiye ile AB arasındaki vize engeli hiç kuşkusuz çok daha önce aslında kaldırılmış olmalıydı. Türkiye AB'ye aday ve müzakere eden ülke olarak diğer adaylar gibi bu imkandan yararlandırılmalıydı. Bu konudaki görüşlerimizi bütün AB liderleriyle yaptığımız tüm temaslarımızda dile getirdik, dile getiriyoruz. Muhataplarımız da ülkemizin her alanda kaydetmiş olduğu bu gelişmenin ve ekonomik gücünün AB kamuoyu üzerinde olumlu tesirler oluşturduğunu ifade ediyorlar. Buna rağmen bugüne kadar vizelerin kalkmamış olması açıkçası Türkiye'den çok AB'ye zarar veren, maliyet yükleyen bir süreç olmuştur. Biz 3.5 yılın da çok uzun olduğuna aslında inanıyoruz. Bu sürecin de çok daha şöyle kısaltılmasından yanayız. Biz üzerimize düşeni yine bu süreçte yoğun çalışmayla yapacağız. Öyle tahmin ediyorum ki vize diyalogu sürecinin imkanlar ölçüsünde daha kısa zamanda tamamlanması için bu adımları atmamızda çok büyük faydalar var. Hükümet olarak hiç bundan endişeniz olmasın, biz üzerimize düşeni kesinlikle yapacağız. Komisyondan, Avrupa Parlamentosu'ndan ve AB Konseyi'nden de bu konuda destek bekliyoruz. Geri Kabul Anlaşması konusunda da Türkiye üzerine düşen yükümlülükleri hakkıyla yerine getirecektir. Biz Türkiye olarak düzensiz göçle kararlı şekilde mücadele ediyoruz, zaten bu aynı zamanda bizim de menfaatimiz gereğidir. Başta komşularımız Yunanistan ve Bulgaristan olmak üzere AB ülkeleriyle bu konuda yakın işbirliği halindeyiz."

"BEN SÜRECİ HEP CEBİMDE TAŞIYORUM"

Başbakan Erdoğan, önemli bir reform niteliği taşıyan Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu gibi düzenlemeleri de tek tek hayata geçirdiklerini söyledi. Gelecek dönemde vatandaşların en kısa süre içerisinde vize muafiyeti sağlanabilmesini teminen Geri Kabul Anlaşması'nın uygulanmasına ilişkin süreci kararlılıkla sürdüreceklerini ifade eden Başbakan Erdoğan, "Türkiye-AB ilişkileri hepinizin malumu olduğu üzere bir süre ivme kaybına uğramıştı. Bu ivme kaybının Türkiye tarafından kaynaklanmadığını bütün dostlarımız çok iyi biliyorlar ve eminim ki takdir de ediyorlar. Son dönemde 22. faslın müzakerelere açılması, ardından bugün attığımız imzalar müzakere sürecine yeni bir heyecan getirdi. Şimdi Ocak ayındaki bir dizi temasla AB sürecimize daha fazla ivme ve daha fazla heyecan kazandıracağız. Şunu özellikle söylemek isterim; her Bakanlar Kurulu toplantımızın değişmez maddesi vardır. O madde Avrupa Birliği süreciyle alakalıdır. 15 gün içinde ne yaptınız, gelecek 15 günde de ne yapacaksınız. Ben süreci hep cebimde taşıyorum. Her zaman yanımda taşıyorum, takip ediyorum bunu. Bir an önce halletmemiz gerekiyor ve 21 Ocak'ta Brüksel'e bir ziyaret gerçekleştiriyoruz. Bu ziyarette AB Konseyi Başkanı, AB Komisyonu Başkanı ve Avrupa Parlamentosu Başkanı ila görüşmelerimiz olacak. 27-28 Ocak tarihlerinde de Fransa Cumhurbaşkanı Sayın Hollande Türkiye'ye bir ziyarette bulunacak. İnanıyorum ki trafik yeni ziyaret ve temaslarla devam edecek ve 2014 yılı Türkiye-AB ilişkileri açısından inşallah farklı bir yıl olacak" şeklinde konuştu.

"TÜRKİYE OLARAK SADECE HAKKI, HUKUKU, ADALETİ VE VİCDANI SAVUNUYORUZ"

Türkiye'nin dış politikasını da değerlendiren Başbakan Erdoğan, konuşmasına şöyle devam etti:

"Bölgemizde yaşanan özelikle siyasi ve ekonomik krizlerin Türkiye'nin bölgesel ve küresel önemini teyit ettiğini burada özellikle hatırlatmak isterim. Küresel finans krizinde Türkiye ekonomisi son derece sağlam, dayanıklı, dirençli bir duruş sergiledi. Türkiye ekonomisinin ilk 9 aylık büyüme ortalaması yüzde 4 olarak gerçekleşti ki, bunun AB ortalamasının üzerinde olduğunu burada hatırlatmak isterim. IMF ile ilişkilerimiz 14 Mayıs'ta ödediğimiz son dilim borç ile farklı bir boyut kazandı. Şuanda Türkiye'nin IMF'ye borcu yok. Hatta Türkiye IMF'ye 5 milyar dolar borç vermek içinde anlaşmasını yaptı, hazır bekliyor. Öte yandan bölgemizde siyasi çalkantılar karşısında da son derece net, ilkeli bir tavır belirliyoruz. Mısır'da çok güçlü şekilde demokrasiyi savunduk. Sandık yoluyla gelmiş bir yönetimin ancak ve ancak sandık yoluyla gidebileceğini vurguladık ve askeri darbeyi şiddetle kınadık, eleştirdik. Suriye meselesine aynı şekilde tamamen insani nazarla bakıyoruz. 150 binden fazla masum insanın hayatını kaybettiği Suriye'de şuanda 10'ar 10'ar çocuklar ölüyor. Bazen bu sayı yüzleri buluyor. Üstelik çocuklar artık kurşunlardan, bombalardan dolayı değil, açlık ve soğuktan dolayı hayatlarını kaybediyor. Filistin'de, Gazze'de insani dram her geçen gün farklı bir boyut kazanıyor. İdam cezasının olmadığı AB'nin özellikle Bangladeş'teki idam uygulamasına karşı sesini daha yükseltmesini beklerdik. Ama maalesef sesini ben duyamadığıma göre herhalde dünya da duymamıştır. Bu konuda hassasiyette çok çok önemliydi. Ambargo altında zor günler geçiren Gazze, şuanda bir de sel baskınlarına karşı ayakta durma mücadelesi veriyor. Myanmar'dan Afganistan'a, Irak'tan Somali'ye kadar her ülkede, her coğrafyada Türkiye olarak sadece hakkı, hukuku, adaleti ve vicdanı savunuyoruz. AB bu saydığım meselelerde suskun ya da etkisiz kalmayı tercih etmemeliydi. Türkiye bu meselelerde evrensel insani değerleri en güçlü şekilde savunuyor ve savunmaya devam edecek. Sadece son dönemde yaşanan olaylar bile AB'nin Türkiye'ye olan ihtiyacını net şekilde ispat etmiştir. Türkiye AB'nin ekonomisine, birlikte yaşama kültürüne, siyasetine, özellikle de dış politikasına çok çok önemli katkılar sağlayacak bir ülkedir. Yaşanan acı hadiselerden ders çıkararak AB içindeki Türkiye hakkındaki tartışmaların, özellikle de önyargıların ve engellemelerin tekrar gözden geçirilmesi en büyük arzumuzdur. AB içindeki tüm dostlarımızdan bu çabayı bekliyoruz."

Erdoğan, "Ben bugünün 16 Aralık tarihinin attığımız bu imzaların Türkiye-AB ilişkilerinde bir milat olduğuna inanıyorum. Atılan bu adımlar Ocak ayında yapılacak ziyaretlerin Türkiye ile AB arasında yeni bir süreci başlatmasını arzu ediyorum" dedi.

Diğer Güncel Haberler için tıklayın


2013.12.16 07:25 - Son Güncellenme: 2013.12.16 13:16 - HABER MERKEZİ
A