''Şike davası hisselerin ritmini bozdu''
ALB Menkul Değerler Analisti Enver Erkan, Türk futbolundaki şike davasının futbol hisseleri üzerindeki etkilerini değerlendirdi. Enver'in grafikli anlatımında yıllara göre karşılaştırmalar da yer alıyor.
2013.08.12 13:47 - Son Güncellenme: 2013.08.12 13:47 - Ekonomi - HABER MERKEZİ
ALB Menkul Değerler Analisti Enver Erkan, Türk futbolundaki şike davasını ve buna bağlı olarak futbol hisselerindeki değişimi ayrıntılı bir şekilde ele aldı. İşte Erkan'in grafik anlatımlı değerlendirmeleri;
Son yıllarda futbolun oldukça büyüyen bir endüstri haline gelmesi, sektörde dönen ücretlerin bir hayli artmasına neden oldu. Özellikle futbolcu transferlerinde ödenen ücretlerde görülen hızlı artış, kulüplerin bütçelerinin en önemli gider kalemini oluşturmuş, üst düzey turnuvalarda başarı elde etmek isteyen birçok kulüp yabancı kaynaklara başvurarak yüksek oranlarda borçlanmışlardır. Bu süreç, önde gelen birçok futbol kulübünü şirketleşme ve halka arz yoluna götürdü. Böylece kulüpler gelirlerini artırma imkanı bulmuş, stadyumlarını yenilemiş veya kapasitesini artırmış, tesisleşmiş ve üst düzey futbolcu transfer etme imkanını artırmıştır.
Futbol kulüpleri hisseleri incelendiğinde, bilindik analiz yöntemlerinin biraz dışına çıkmak gerekiyor. Çünkü kulüplerin mali tablolarının yan ısıra, özellikle Türkiye'de Fenerbahçe, Galatasaray ve Beşiktaş kulüplerinin hisselerinde yatırımcıların biraz taraftarlık duygularıyla işlem yaptıkları görülüyor. Bu durumu hisse performansıyla ilişkilendirirken, bir örnek vermek gerekirse, takımın sahada aldığı iyi sonuçların fiyatlandığı, buna karşılık yenilgi veya başarısızlık gibi durumlardan hisselerin çok da etkilenmediği gözlemlenmektedir. Avrupa kupalarında başarılı bir sezon geçirmiş olan Fenerbahçe'nin ve Galatasaray'ın yanında geçtiğimiz sezon Avrupa'da hiç oynamamış ve ligde bu iki takımın gerisinde kalmış olan Beşiktaş'ın hisselerinin de benzer seyir göstermiş olmaları bunu açıklıyor. Buna karşılık Trabzonspor hisselerinde geçtiğimiz sezon aynı durumun yaşanmadığını, sahadaki skorların hisse senedi performansı üzerinde çok etkili olmadığını söyleyebiliriz.
CAS'ın kararı merakla bekleniyor
Buraya kadarki yorumlar sezon içi performans için geçerliydi. Sezonun sona ermesinden sonra, UEFA'nın Fenerbahçe ve Beşiktaş'ı 2010-11 sezonundan kalan şike davası çerçevesinde Avrupa'dan men etmesi ve sonrasındaki süreçte bu iki takım açısından oluşan belirsizlik hisse senedi fiyatlarında büyük bir depreme neden oldu. Avrupa kupaları, gerek kulüplerin gelirlerini, gerekse transfer politikalarını şekillendirdiği için buradaki belirsizlik veya olumsuz beklentiler hisse senetleri üzerinde olumsuz etki yapmakta. UEFA'nın önce bu iki takımı Avrupa'dan men etmesi, sonrasında bu iki kulübün yaptıkları itirazın UEFA Tahkim Kurulu'nda olumsuz sonuçlanması bu iki günde hisselere büyük satış getirdi. Sonrasında yaşanan CAS süreci, bu iki kulübün hisseleri için can simidi görevi gördü. CAS'ın 18 Temmuz'da iki kulübe verilen ceza için yürütmeyi durdurma kararı vermesi ve Avrupa kupalarına katılmalarına izin vermesi sonucunda aynı gün Fenerbahçe hisseleri yüzde 10,5 değer kazanırken, Beşiktaş'taki değer kazancı yüzde 8,4 olarak gerçekleşmişti.
Avrupa kupalarının tabii mali boyutu da var. Bu durum özellikle Fenerbahçe'yi yakından ilgilendiriyor. Bilindiği gibi, Şampiyonlar Ligi'ne giriş ücreti 20 milyon Euro. Yani Avrupa'dan men edilmek, oldukça önemli bir gelirden mahrum olmak demek. Hatırlanacağı gibi, Fenerbahçe 2011/12 sezonunun başında Şampiyonlar Ligi'nden men edildiğinde önemli bir gelirden yoksun kaldığı için kriz yaşamış, bazı yüksek kontratlı oyuncularını elden çıkarmak zorunda kalmıştı. Men kararları ilk açıklandığında Fenerbahçe hisseleri yüzde 8,5 düşerken, Beşiktaş'taki kayıp yüzde 3,5 oranındaydı. Bu fark, Şampiyonlar Ligi ile UEFA Avrupa Ligi arasındaki gelir farkından kaynaklanıyor.
Tabii, bazı kulüplerin zararına olan durumlar, bazı kulüplerin de yararına olabiliyor. Şöyle açıklayalım; Fenerbahçe 2011 yılında şike soruşturmasından dolayı UEFA tarafından Şampiyonlar Ligi'nden men edildiğinde Fenerbahçe'nin yerine lige Trabzonspor alındı. Dolayısıyla Şampiyonlar Ligi gelirleri Trabzonspor'un kasasına girdi. Fenerbahçe ise önemli bir maddi zarara uğradı. Şu anda hem Fenerbahçe'nin, hem de Beşiktaş'ın CAS süreci devam ediyor. Bu iki kulübün hisseleri, her ne kadar CAS'ın yürütmeyi durdurma kararı nedeniyle primli olsa da CAS duruşmalarında bu iki kulübün suçunun sabit görülüp cezalandırılmaları bütün dengeleri değiştirecektir. Fenerbahçe şu anda Şampiyonlar Ligi ön elemelerinde mücadele ediyor. Eğer ön elemeyi geçip gruplara kalabilirse ve ardından CAS tarafından cezalandırılıp yeniden Avrupa'dan men edilirse yerine başka bir Türk takımı değil, Fenerbahçe'nin Avrupa'da elediği takım katılacak. Bu durum, Şampiyonlar Ligi'ndeki diğer Türk takımı Galatasaray'a yarayacak. Çünkü statü gereği bir ülkenin takımı ön elemelerde elenirse Şampiyonlar Ligi'nden alacağı pay aynı ülkenin diğer takımları arasında bölüşülüyor. Yani Fenerbahçe'nin payı da Galatasaray'a kalacak. O bakımdan, CAS'tan takımlarımızın aleyhine gelecek bir karar borsada da bütün dengeleri değiştirecektir. Bu süreç ne kadar uzarsa, o kadar kötüdür. Bu hisselerin uzun vadedeki performansları şu anda sahadaki skorlardan çok CAS'ın vereceği kararlara bağlıdır.
Spor hisseleri bu yılın ilk yarısında yüzde 39 değer kaybetti. Bu durum, Mayıs 2011'de zirve yapan spor hisselerinin şike davasıyla beraber azalan güvenin etkisiyle girdiği uzun vadeli düşüş trendinin bir uzantısı olarak görülüyor. Daha kısa vadeli düşünüldüğünde ise, göre spor hisseleri daha çok yıl sonlarında ve ilk çeyrekte hareketlenmeye başlıyor; sezon sonuna doğru ise hangi kulüp öne çıkıyorsa o kulüplerin hisseleri daha fazla artış gösteriyor. Sezonun sonlanması ve şampiyonun belli olmasıyla beraber spor hisselerinde beklenti gerçekleştiği için satışlar meydana geliyor. Ölü sezon sonrasında, transfer dönemine giriliyor; transfer hareketleri ve yeni sezon beklentileri hisse fiyatları üzerinde etkili oluyor. Yani bir nevi mevsimsellik söz konusu. Grafikler incelendiğinde ise genel olarak sezon içinde Aralık ayından itibaren takımın şampiyonluk iddiasına göre, alımlar hızlanıyor.
Yukarıdaki tabloda kulüplerin sezonun ikinci yarısındaki hisse performansı ve o sezon şampiyonluk yarışındaki iddiası karşılaştırılmıştır. Genel olarak, bütün hisseler sezonun ikinci yarısında yükseliş göstermekle beraber, takımın şampiyonluk iddiası zayıflayınca hisseler düşmeye başlıyor. Yarışın içinde kalan takımların hisseleri ise alınmaya devam ediyor. Sezonun bitimiyle beraber, beklentiler gerçekleşiyor ve ölü sezondan bir sonraki sezonun başlangıç sürecine kadar hisseler satılıyor. Artı olarak, şampiyonluk yarışında sona kalan iki takım arasında yarışı kaybeden takımın hisselerine sert satış gelebilmekte, bu durumda da diğer takımların hisselerine belli oranda alış gelebildiği gözlemleniyor. Özetle, takım şampiyonluk yarışından ne kadar erken koparsa, hisseler o kadar erken düşüyor. Sezonu 2. bitiren takım şampiyonluğu son haftalarda kaybederse, onun düşüşü de sert olabiliyor. Bununla beraber, son iki yılda şike davasından dolayı azalan güven, bu seyri bozmuş görünmekte, takım o sezon başarılı dahi olsa sezon sonunda hissenin negatif sınırlar içerisinde işlem gördüğü gözlemleniyor.
Şike davasının başladığı 2011 yazından önceki sezonlarda öne çıkan hisse performanslarına bakacak olursak;
2007/08 sezonunda şampiyon olamamasına rağmen Fenerbahçe'nin Avrupa'da başarılı bir sezon geçirip Şampiyonlar Ligi'nde çeyrek finale kadar yükselmesi hisselerin sezon sonuna kadar yükselmesini ve yılbaşından sonraki 6 aylık süreçte hissenin kazancının yüzde 66 olmasını sağladı.
2008/09 sezonunda Beşiktaş, uzun bir aradan sonra şampiyon olunca hisse fiyatı 1 Ocak 2009'daki 0,50 TL'den 22 Mayıs 2009'da 5,47 TL seviyesine geldi.
2010 yılında, sezon boyunca başarılı bir performans gösteren Fenerbahçe hisseleri yılbaşından sonraki kazançlarını 3 Mayıs 2010 tarihinde yüzde 55 seviyesine kadar çıkarsa da, şampiyonluğun son haftada Bursaspor'a kaptırılmasından sonra kazançlarının tamamını geri vermiş ve sezonu yüzde -3,67 değişim ile noktalamıştı. Aynı süreçte Galatasaray hisselerinin ise hızlı bir şekilde yükseldiği gözlemlenmektedir.
Şike sürecinden önceki son sezon olan 2010/11 sezonunda ise sezonu şampiyon tamamlayan Fenerbahçe'nin 2 Mayıs 2011 tarihinde hisselerinin yılbaşından itibaren yüzde 96 primli olduğu, sezonu da yüzde 32 kazançla kapattığı görülüyor. Şampiyonluğu kaybeden Trabzonspor'un ise hisselerine sezon sonu itibarıyla yüzde 29 satış geldiği görülüyor. Aynı sezona yaptığı transferlerle beraber büyük beklentiler içinde giren Beşiktaş ise Ocak 2011'de yüzde 73 primliyken, şampiyonluk iddiasını erken kaybetmiş ve kazançlarının tamamını geri vererek sezonu yüzde -1,20 değişim ile tamamlamıştır.
Mali tablolara bakılacak olursak, kulüplerimizin genel olarak bilançolarında zarar açıkladıkları ve ortalama yaklaşık 440 milyon TL civarında da borçlarının olduğu görülmektedir. 2012 yılı bilançolarına göre Fenerbahçe'nin 354 milyon TL, Galatasaray'ın 693 milyon TL, Beşiktaş'ın 510 milyon TL, Trabzonspor'un ise 202 milyon TL borcu var. Kulüplerimiz oldukça maliyetli transferler yapıyorlar, bu yüzden uzun vadeli ve kısa vadeli yükümlülükler kalemlerinde yüksek rakamlar yazıyorlar. Bu durum aslında dünyanın önde gelen birçok kulübü için böyledir. Yani bu giderlerin Avrupa'da başarı hedefleyen bu dört kulübümüzün de aslında sabit giderleri olduğunu düşünebiliriz. Bu durumda gelirler büyük önem taşıyor. Yayın gelirleri zaten havuzdaki paya göre (Türkiye içinde aslan payı zaten bu dört kulübün). Geriye Avrupa'da alınacak başarılı sonuçların getireceği para ve forma, tişört vb. merchandise satışları kalıyor. Bu durum da tamamen sahadaki başarı ile doğru orantılı.
Avrupa'da durum nasıl?
Avrupa'daki emsallere bakacak olursak Manchester United gibi hisseleri pahalı olan bir kulüp maliyetlerini sahadaki başarılarıyla karşılayabiliyor. Ayrıca kulübün önemli bir dış kaynağa sahip olduğunu ve borç finansmanında bu bakımdan pek sorun yaşamayacağını düşünebiliriz. Hisseleri pahalı olan bir başka kulüp olan Arsenal ise, özellikle Emirates stadının maliyeti nedeniyle 2007-2011 sezonlarında giderlerini kısmak ve sportif başarıyı biraz ikinci plana atmak durumunda kaldı. Fakat geçtiğimiz sezon itibarıyla kulüp stadın borçlarını bitirdi ve mali açıdan rahat bir konuma geldi. Borussia Dortmund, Ajax, Benfica gibi kendi öz kaynakları ile büyümeyi tercih eden, maliyetli transferler yapmayan ve altyapıdan yetiştirdikleri ve düşük maliyetle aldıkları futbolcuları yıldız yaparak yüksek fiyatlara satan kulüplerin ise hisse senetlerinin son derece ucuz olduğu ve yükseliş potansiyellerinin de fazla olduğu görülüyor. Juventus önceleri birinci gruba dahilken, 2006 yılında İtalya'yı sallayan şike skandalı sonrasında küme düşürülünce büyük darbe yedi. Kulüp, alt ligde mücadele edip, tekrar en üst seviyeye döndükten sonra daha az maliyetli ve daha dengeli kadrolar kurmuş ve ikinci gruba dahil olmuştur. Şu anda Juventus hisseleri düşük F/K oranıyla dikkat çekmektedir. Dört büyük kulübümüz bu resmin neresinde derseniz, zaten oyuncu yetiştirip satmadıkları ve genel olarak yıldız transfer etme politikası izledikleri için birinci kısma daha yakın oldukları görülebilir. Hisselerin yükseliş potansiyeli var, ama dünya devlerinin zirvesine ulaşmak için sportif başarı şart. Tabii son iki yılda şike davası nedeniyle sarsılan güvenin geri gelmesi ve hayatın spor hisseleri açısından tekrar normale dönmesi de gerekiyor.