Şehzadeler nasıl giyinirdi?

Şehzadeler nasıl giyinirdi?

İran, Anadolu, Hindistan, Japonya ve Çin'e giden Avrupalı seyyahların dikkatini çeken şeylerden biri de buraların giyim kuşam tarzlarındaki durağanlıktır. Ancak bu ülkelerdeki giyim tarzının Avrupa'da bir moda yarattığı da tarihi bir gerçektir. Endülüs yoluyla Arap, Rumeli fetihleri ile de Türk giyim tarzı Batı'da yayıldı.

2014.03.02 08:54 - Son Güncellenme: 2014.03.02 09:10 - Güncel - HABER MERKEZİ
A
Şehzadeler nasıl giyinirdi?


Osmanlı padişahlarının haseki, ikbal ve odalıklarından doğan erkek çocuklarına önce Çelebi, ardından Şehzade, son olarak da Efendi denmiştir. Bir şehzade doğduğunda İstanbul'da top atışları yapılırdı ve ferman gönderilmesi yoluyla doğum bütün ülkeye duyurulurdu. Peki, bu şehzadeler nasıl giyinirdi, bir şehzade modası var mıydı?
Günümüz Türk erkeğinin Fashion TV izleme oranı ile giyim zevki arasında bir tezat var. Bu, erkeklerin modaya olan ilgilerini mankenler üzerinden kurmalarıyla açıklanabilir. Çağımızın artık bir tarza dönüşmüş tarzssızlığına karşın geçmişte Çinlilerde, Japonlarda ve Türklerde toplumsal sınıf aidiyeti, giysilerle ifade edilirdi. Başa giyilen serpuşlardan rütbe belli olurdu. Batılıların nişan verme âdetinin bizdeki karşılığı, padişahın birine hil'at yani kaftan giydirmesiydi. Bir şehzade, eğitiminin başlangıcı olan ilk dersi vesilesiyle düzenlenen törene üzerinde kürklü, kolsuz, geniş yakalı bir giysi olan kapaniçe ve başında sorguçlu sarığıyla gelirdi. Kaftan, Türklerde Selçuklulardan beri giyilen, kadın ve erkeğin ortak giysisiydi. Hem erkek hem de kadın tarafından giyilen bir başka giysi de feraceydi. Osmanlı sarayında giysilerin biçimi uzun zaman değişmediyse de dokumalarında altın ve gümüş kullanılan kumaşlar çok çeşitliydi.
Acaba uzun yoldan getirdiği kumaşları Kâğıthane deresinde yıkayan Hindu tüccarlar, başlarına bir Mango indirimi kalabalığı toplayabiliyor muydu? Muhtemelen evet; çünkü Osmanlılarda ekonominin sorunlu olduğu dönemlerde giyim kuşamda israf edilmemesi için çeşitli önlemler alınırdı.
Nakkaş Levni, III. Ahmed ve şehzadesinin birlikte yer aldıkları bir minyatür yapmıştır. Burada padişahın kavuğunda 3, şehzadenin kavuğunda 1 adet sorguç görünür. Her ikisi de kürklü kaftan giymiştir. Ayrıca padişahın ayağında geleneksel sarı ayakkabı vardır. Ancak Osmanlılarda moda ayakkabı, kırmızı sahtiyandan yapılan çizmelerdi. Oğlak derisinden yapılan kırmızı Türk sahtiyanı Avrupa'da da çok gözdeydi. Bu rengin formülünün Avrupa'ya kaçırılışı James Bond filmlerini aratmayacak türden bir casusluk öyküsüdür. İngiliz V. C. Lamp, bu başarısı karşılığında para ödülü ve altın madalya almıştır. Benzer bir renkli öykü de günümüzde "blue jean" olarak bilinen kumaşa aittir. Halil İnalcık bu kumaşın, Hindistan'dan gelen mavi çivit ile boyanan kaba Türk pamuklusu olduğunu ve 16. yüzyılda Osmanlı ülkesinden Batı'ya gittiğini yazar.

TILSIMLI GÖMLEKLER

Kaftan ve feraceden sonra ilgi çekici şehzade giysilerinden biri de tılsımlı gömleklerdir. Gerçi reklama girecek ama bu gömlekler hakkındaki en önemli kitap, Hülya Tezcan'a aittir (Topkapı Sarayı Müzesi Koleksiyonundan Tılsımlı Gömlekler). İnce pamuklu kumaştan imal edilen tılsımlı gömlekler aharlanırdı (hattatların kâğıt cilalamak için kullandıkları nişasta ve yumurta akından yapılan özel bir karışımın sürülmesi işlemi) ve üzerlerine çeşitli sureler, esma-i hüsna, melek adları yazılır ve Zülfikar, Peygamber'in ayak izi ya da Pençe-i Ali Aba gibi semboller nakşedilirdi. Osmanlı Sarayı'na ait bilinen en eski tılsımlı gömlek, Fatih Sultan Mehmed'in şehzadesi Cem Sultan'ındır. 
Tılsımlı gömlekler genelde savaşlarda yaralanmamak için zırh altına giyilirdi. Ancak sıra dışı bir gömlek, annesi Nurbanu tarafından III. Murad'a şehzadeliği sırasında hediye edilmiştir. Şehzade Murad, Akşehir ve Manisa'da sancak görevini yürüttüğü sırada annesi, cinsel gücünün artması ve hanedana yeni varisler kazandırması için oğluna bir tılsımlı gömlek giydirmiştir. Annesinin şehzadeyi karısından ayırmak istediği de tarih dedikoduları arasındadır. Yani moda değişir ama bizim kadınlar hep aynı kalır.
Bir rivayete göre Kanuni Sultan Süleyman şehzadeliği sırasında çok süslü bir elbiseyle babası Yavuz Sultan Selim'in karşısına çıkınca, padişah oğluna kızmış ve "Bre Süleyman, anan ne giysin?" demiştir. Şehzadelerin babalarıyla olan derin çekişmeleri elbette ki giysilerine de yansıdı. Hiçbir şehzade tahta çıktığında babasının kullandığı başlığın biçimini benimsemedi; bunun yerine kendi tarzını yarattı. Aslında modern zamanlara kadar Osmanlı sarayı moda takip etmez, moda yaratırdı. Daha sonra İstanbul terzileri, hem de birkaç yıl geriden, Avrupa'yı takip etmeye başladı.

Diğer Güncel Haberler için tıklayın


2014.03.02 08:54 - Son Güncellenme: 2014.03.02 09:10 - HABER MERKEZİ
A