Sahalardaki şiddetin sebebi belli oldu!
Futbol sahalarında meydana gelen şiddet olaylarının yoğun stres ve rekabet duygusundan kaynaklandığı, maçların toplumun aynası olduğu, oyuncuların tehdit sezinlediklerinde testosteron seviyelerinin yükseldiği belirlendi.
2013.02.26 17:23 - Son Güncellenme: 2013.02.26 17:23 - Spor - HABER MERKEZİ
Futbol liglerimizdeki şiddet olaylarını inceleyen uzman sosyal pedagog ve psikolog Hanım Demirbaş, 'Başarı arzusuyla sahaya çıkan futbolcular kendilerini amaçlarına ulaşmakta engellenmiş hissettiklerinde saldırgan davranabilmektedirler. Kimisi yere tükürerek bunu dışa vururken, kimisi kale direğine vurur, veya çimi söker ya da karşı takımın futbolcularına, hakeme veya seyircilere küfreder. Yöneticiler, teknik direktörler oyuncular olsun doğup büyüdükleri bölgeye göre maço davranışlar sergileyebilir' dedi
Dünyada en popüler spor dalının futbol olduğunu,günümüzde artık futbolun toplumsal yaşantımızın kültürel ve ekonomik açıdan önemli bir parçası haline geldiğini,insanların takımlara göre kümeleştiklerini ve ben yerine biz duygusu oluşturulduğunu ancak,futbolun olumlu katkılarına maalesef statta ve stat dışında yaşanan üzücü olaylardan dolayı gölge düşürdüğünü belirten Hanım Demirbaş,'
Başta futbol olmak üzere, ülkemizde oynanan her türlü spor müsabakalarındaki tavır ve davranışların toplumun aynaya yansıyan görüntüsü olarak ortaya çıkmaktadır. Futbolun yayılmasıyla birlikte futbol asıl amacı olan eğlenceden çok bir takım tehlikeler içinde barındıran saha haline dönüşmüştür. Maçlar bir toplumun aynasıdır. Maçların sunumuna bakıldığında toplumun normlarını ve kurallarını aynı zamanda bunların benimseme derecesini gözlemlemek mümkündür. Maç öncesi , esnasında, bitiminde ve bir sonraki maça kadar saldırganlığın çeşitleri yaşanmaktadır. Bu davranışları tetikleyen veya etkileyen birçok iç ve dış faktör vardır. Fiziksel gelişim, çevre, sosyal hayattaki roller ve yükümlülükleri, kişilik özellikleri gibi. 'diyerek, yaşananları bir başka yaklaşımla sergiledi.
Ağır hakaret ve küfürler psikolojik baskı oluşturuyor
Yöneticiler,teknik adamlar ve antrenörler ile taraftarların takımlarından sadece galibiyet beklediklerini söyleyen Uzman sosyal pedagog ve psikolog Hanım Demirbaş, ' Mağlubiyet durumunda tolerans yerine psikolojik şiddet uygulamaları örneğin horlama, aşağılama, küçümseme, ağır hakaretler ve küfürler oyuncular üzerinde psikolojik baskı oluşturabilmektedir. Buna bağlı kaygı bozuklukları, depresyon, iletişim ve yeme sorunları ortaya çıkabilmektedir. Başarı arzusuyla sahaya çıkan futbolcular kendilerini amaçlarına ulaşmakta engellenmiş hissettiklerinde saldırgan davranabilmektedirler. Kimisi yere tükürerek bunu dışa vururken, kimisi kale direğine vurur, veya çimi söker ya da karşı takımın futbolcularına, hakeme veya seyircilere küfreder. Bunun sonucunda kırmızı kartla karşı karşıya kalırlar. En önemlisi kırmızı kart göreceğini bildiği halde agresif davranışlar sergilemekten kendilerini alıkoyamazlar. Bu ani gelişen bir davranıştır. 'şeklinde konuştu.
Oyuncuların testosteron seviyesi yükseliyor
Demirbaş, gerek Türkiye'de gerekse yurt dışında yapılan futbol araştırmalarında, teknik adam ve yardımcıları ile oyuncuların, rakibin güçlü olması halinde daha çok faul yaptıklarının ve erkeklik hormonu olarak bilinen Testosteron seviyesinin daha fazla yükseldiğine değinerek, sözlerini şöyle sürdürdü:
' Hollandalı araştırmacı N. Neave ve S. Wolfson futbol ve basketbolda yaptıkları araştırmalarda oyuncular potansiyel tehdit sezinlediklerinde veya rakibin daha güçlü olduğunu hissettiklerinde testosteron seviyelerinin yükseldiğini tespit etmişlerdir. Rakip takım ne kadar güçlü algılanırsa o kadar çok faul yapılmaktadır. Ayrıca kamp saatleri, sakatlıklar, daha önceki mağlubiyetler, düzensiz bir hayatın olması (örneğin gece hayatı) kendilerine dolayısıyla başarıya inancı olumsuz etkileyebileceğinden oyun kurallarına aykırı davranmalarına yol açabilmektedir. Bazı taraftarlar ise statları daha çok kişisel hesaplaşmaların yapıldığı, ırkçılık ve ayrımcılığın konu olduğu terör uygulama alanı gibi kullanmaktadır. Kasıtlı olarak başkalarına sözlü ya da fiziki zarar verirler ve uygunsuz davranışlar sergilerler. Saldırganlık ve yıkıcılık içeren eylemleri tek bir nedene bağlamak mümkün değildir. Futbolda şiddet ve saldırgan davranışlar içinde bulunanlar iki gruba ayrılabilir. Birisi maç esnasında yaşanan duygudan etkilenerek taşkın hareketler gösterirler. Bunlar daha az soruna ve hasara sebep olurlar. Diğerlerinde ise planlanmış, kasıtlı stadın dışına da taşan ciddi boyutta zarar vermek üzere şiddet ve saldırma istekleri vardır.'
Ailedeki şiddet futbola yansıyor
Maç esnasında tüketilen alkolün etkisiyle taraftarın şiddete karşı daha eğilimli oldukları ve şiddet tetikleyici eylemlerde bulunduklarını dile getiren uzman sosyal pedagog ve psikolog Demirbaş,ailede şiddet görenlerin ilerde sporcu , teknik adam ve yönetici olduklarında kendilerini ifade etmek için şiddeti seçtiklerini vurgulayıp, sözlerini şöyle tamamladı:
'Ailede şiddet gören birey kendini ifade etme yöntemi olarak şiddeti seçebilir. Maç esnasında grubun içinde hakim olan provokatif atmosfer bireyin ruhunda baskılanan duygusal çatışmaları sonucu hissedilen öfkeyi tetikleyip şiddet olgusunu dışa vurmasını sağlar. Futbolda gerek psikolojik gerek fiziksel şiddet ve saldırganlığın nedenini insanın kişiliği ile bağlantılıdır. Kişilik, insanların diğerlerini nasıl etkilediklerini, kendilerini nasıl gördüklerini ve değerlendirdiklerini, dış ve iç ölçülebilir özelliklerinin neler olduğunu ve birey durum etkileşiminin nasıl gerçekleştiğini açıklayan bir terimdir. Bir insanın kişiliğini anlamak için aile ilişkilerini araştırmak gerekir. Ailede şiddet gören birey kendini ifade etme yöntemi olarak şiddeti seçebilir. Maç esnasında grubun içinde hakim olan provokatif atmosfer bireyin ruhunda baskılanan duygusal çatışmaları sonucu hissedilen öfkeyi tetikleyip şiddet olgusunu dışa vurmasını sağlar, çünkü başkaları yapıyorsa normal olarak kabul etmektedir. Kişinin olduğu ile olmak istediği, benlik alt yapıları arasındaki farklılık ile kabul görür. Bu farklılık arttıkça bireyde uyumsuzluğun çok olduğu anlaşılır. Bu farklılık azaldıkça bireyde kaygıların azaldığı ve bireyin çevresiyle olumlu deneyimler geliştirdiği gözlenmiştir.