Pandemi sonrası çocuklarda konuşma sorunları arttı! (ÖZEL HABER)
Konuyla ilgili açıklamada bulunan Uludağ Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Sahne Sanatları Bölümü, Yazarlık Ana Sanatları Başkanı Dr. Öğretim Üyesi İbrahim Öztahtalı, ''Z kuşağının içinde olduğu bu dijital sistemin zaman algısı inanılmaz hızlı akıyor. Çocuk, dijital sistemin o hızlı algısının içinde yer aldı. Haliyle teknoloji ile edindiği zaman algısını normal süreçte yönetirken zorluk çekmeye başladı. Dinlemek, okumak, konuşmak ve yazmak dijital oyun sistemlerindeki zaman algısından çok daha ağır. Bu sefer çocuklarda inanılmaz bir sabırsızlık başladı. Okumak zaman alıyor, okumaya ayrılan zamanı farklı alanlarda değerlendiriyorlar. Çocuk dijital sitemin içindeki hızlı zaman algısıyla, günlük hayatın akışı içinde sıkışıp kaldı'' dedi.
2021.10.28 08:41 - Son Güncellenme: 2021.10.28 09:01 - Bursa Bölge - HABER MERKEZİ
İLGİLİ VİDEO
Pandemi sonrası çocuklarda konuşma sorunları arttı! (ÖZEL HABER)
SEMA ÜSTÜNTAŞ / BURSADA BUGÜN
Pandemi döneminde uzaktan eğitimle birlikte çocuklar teknolojiye daha fazla maruz bırakılmıştı, şimdi ise onun etkilerini hayattaki başarılarıyla gözlemlendiğinde açığa çıkıyor.

''Z KUŞAĞININ İÇİNDE OLDUĞU BU DİJİTAL SİSTEMİN ZAMAN ALGISI İNANILMAZ HIZLI AKIYOR''
Uludağ Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Sahne Sanatları Bölümü, Yazarlık Ana Sanatları Başkanı Dr. Öğretim Üyesi İbrahim Öztahtalı, "Hayatın sosyal ve ekonomik başarısının altında dört temel etken var. Bunlardan en önemlisi dinleme becerisidir. Sonrasında gelen okuma, konuşma ve yazma becerileri gelir. Eğer bir çocuk eğitim öğretim hayatının başlangıç yıllarında bu dört temel beceriyle ilgili etkili bir eğitim sürecinden geçtiyse, başarısız olması çok da mümkün değildir. Pandemi hayatımızda neleri değiştirdi? Bu konu çok önemli. Aslında biraz z kuşağına bakacak olursanız zaman algılarındaki değişimi göreceksiniz. Dünyanın hızı her geçen gün biraz daha artıyor. Bu hayata da yansıyor. Bizim artık kentli insan dediğimiz büyük şehirlerde yaşayan insanlarımızın müthiş bir koşuşturmacası var. Günü planlarken bile nereden nereye gideceğimizin planlarını yapıyoruz. Z kuşağı bizim dışında kalmak istemediğimiz, onların mecbur bırakıldığı bir dünyaya doğdu. Bu dünya dijital dünya. Özelikle dijital oyun sistemleri günümüz çocukların içinde olmak istedikleri bir alan halinde geldi. Fakat gözden kaçırılan bir şey var. Z kuşağının içinde olduğu bu dijital sistemin zaman algısı inanılmaz hızlı akıyor. Zaman kavramının üç boyutu vardır. İlki gerçek zamandır. İkincisi psikolojik zaman, bir diğeri ise biyolojik zamandır. Dijital oyun sistemlerinin içinde çocukların varlığı kat ve kat arttı. Pandemi döneminde çevrimiçi dersler başladı. Çocuk dijital sistemin o hızlı algısının içinde yer aldı. Haliyle teknoloji ile edindiği zaman algısını normal süreçte yönetirken zorluk çekmeye başladı. Dinlemek, okumak, konuşmak ve yazmak dijital oyun sistemlerindeki zaman algısından çok daha ağır. Bu sefer çocuklarda inanılmaz bir sabırsızlık başladı. Okumak zaman alıyor, okumaya ayrılan zamanı farklı alanlarda değerlendiriyorlar. Çocuk dijital sitemin içindeki hızlı zaman algısıyla, günlük hayatın akışı içinde sıkışıp kaldı. Buna zaman arafı diyorum. Çocuklar bu saydığım temel becerilerde başarısız olmaya başladı. Çocukların artık okumaya sabrı yok. Dinlemekte güçlük çekiyorlar, ama dinlemeye de sabrı yok. Haliyle bunun etkisiyle dikkat eksikliği yaşanıyor'' dedi.

''ÇOCUKLARA KONUŞMA FIRSATI VERMİYORSANIZ, ÇOCUĞUN HER GEÇEN GÜN KONUŞMASI KÖRELMİŞ OLUR''
Öztahtalı, ''Pandemiyle birlikte zaman algısının olumsuz yansımasının temel nedeni burada yatıyor. Özellikle eğitim öğretim faaliyetlerini sürdüren çocuklarımız için bunu diyebiliriz. Hepimiz birer ebeveyn olarak çocuklarımıza örnek teşkil ediyoruz. Düşündüğünüz zaman eski aile ve sohbet ortamlarının olmadığını görüyoruz. Herkes bir koşuşturma, bir yere yetişme çabası içinde. Çocuk sabah saat 9'da okula gidiyor. Akşam saat 7'de anca eve geliyor. Eve gelip yemeğini yiyiyor, arkasından derslerinin başına geçip ödevlerini yapıyor. Sonra bir bakmışsınız çocuk çalışırken uyuyakalmış. Hani nerede anne-baba ile sohbet? Hani nerede çocuğum bugün günün nasıl geçti, neler yaptım bakalım, diye sormak artık yok. O bizim çekirdek aile dediğimiz sohbet ortamlarının oluştuğu insanların birbirlerinin hatırlarını sorup dinlediği ortamlardan uzaklaşmaya başladık. Eve geldiğimizde herkes bir köşede elinde telefonuyla oturuyor. Herkes ayrı odalarda. İşte dijital sistemin getirdiği önemli problemlerden biri de bu. Artık bizi özgür zannettiğimiz sanal dünyanın içerisine hapsedip gerçek dünyadan kopmamıza neden oluyor. Halbuki insanlar bir dijital sistemi uygulayarak bunun önüne geçebilirler. Örneğin sabah kalktığımızda ilk bir saat telefona bakmayı, akşam yatmadan öncede aynı şeyi uygularsanız faydası zamanla görmeye başlarsınız. Böylece dijital dünyanın bizi içine hapsettiği o psikolojiden kurtulmuş olacaksınız. Her şeyden önce çocukların konuşma problemi yaşamalarının iki temel nedeni vardır. İlki genetik bir nedendir, yani fizyolojik bir durum olabilir. Bununla ilgili uzman hekimden görüş almanız gerekiyor. İkincisi ise psikolojik bir problemin olmasıdır. Eğer çocuk gündelik hayatında konuşma süresini her geçen gün azaltıyorsa, bir süre sonra konuşmamaya başlar. Beceri dediğimiz konu yapamadığımız takdirde gerilemiş olması demektir. Çocuklara konuşma fırsatı vermiyorsanız, çocuğun her geçen gün konuşması körelmiş olur. Bana sorarsanız; günün getirdiği bazı zorunluluklar var. Ebeveynler çocuklarını okula, kursa gönderiyorlar. Kent yaşamı aynı zamanda güvensiz bir yaşam algısı yaratıyor. Dolayısıyla çocuklara her an ulaşabilme isteği, çocuğun anne babasına her an ulaşabilme gerekliliği düşünülünce, bazen mecburiyetten çocuğun eline bir telefon veriliyor. Bir çocuğun teknolojiyle tanışmasını artık önleyemeyiz. Sonuçta çocuğun hayatı bundan sonra bu dijital sistemin içinde olmak zorunda. Eğer çocuğu biz ondan geri bırakırsak, bu sefer hayattan geri kalacak, çünkü hayat artık bir teknolojik yapı içerine büründü. Çocuğun teknolojiyi bilinçli ve sistemli kullanmasını öğreteceğiz. Bu da çocuğun zaman yönetimini, insanın kendisini yönetme becerisini öğrenmesini sağlayacağız. Yasaklamayacağız. Yasakladığınız an ona olan ilgi artacak. Çocuğa, bizim buna ihtiyacımız var ama bunun nerede nasıl kullanman gerektiğini öğrenmen lazım şeklinde konuşmak lazım. Zamanı ürüne dönüştürmenin özgür bir formülünü bulman lazım. Zamanın ne kadar kıymetliyse sen de o kadar kıymetlisin. Öyleyse zamanı bir bütçe gibi düşünmeli ve teknolojiye ayıracağın zamanı bütün zaman içinde planlayarak hareket etmelisin. Teknoloji zararlı bir şey değil. Aksine ölçülü ve planlı hareket ediyorsak hayatımızı kolaylaştırıcı bir şeydir. Bu ölçüyü kaçırdığımızda, o zaman bizi maalesef kötü bir son bekliyor. Çocuklara ölçülü hareket etmeyi öğretmeliyiz. Bana sorarsanız; günün getirdiği bazı zorunluluklar var. Ebeveynler çocuklarını okula, kursa gönderiyorlar. Kent yaşamı aynı zamanda güvensiz bir yaşam algısı yaratıyor. Dolayısıyla çocuklara her an ulaşabilme isteği, çocuğun anne babasına her an ulaşabilme gerekliliği düşünülünce, bazen mecburiyetten çocuğun eline bir telefon veriliyor. Bir çocuğun teknolojiyle tanışmasını artık önleyemeyiz. Sonuçta çocuğun hayatı bundan sonra bu dijital sistemin içinde olmak zorunda. Eğer çocuğu biz ondan geri bırakırsak, bu sefer hayattan geri kalacak, çünkü hayat artık bir teknolojik yapı içerine büründü. Çocuğun teknolojiyi bilinçli ve sistemli kullanmasını öğreteceğiz. Bu da çocuğun zaman yönetimini, insanın kendisini yönetme becerisini öğrenmesini sağlayacağız. Yasaklamayacağız. Yasakladığınız an ona olan ilgi artacak. Çocuğa, bizim buna ihtiyacımız var ama bunun nerede nasıl kullanman gerektiğini öğrenmen lazım şeklinde konuşmak lazım. Zamanı ürüne dönüştürmenin özgür bir formülünü bulman lazım. Zamanın ne kadar kıymetliyse sen de o kadar kıymetlisin. Öyleyse zamanı bir bütçe gibi düşünmeli ve teknolojiye ayıracağın zamanı bütün zaman içinde planlayarak hareket etmelisin. Teknoloji zararlı bir şey değil. Aksine ölçülü ve planlı hareket ediyorsak hayatımızı kolaylaştırıcı bir şeydir. Bu ölçüyü kaçırdığımızda, o zaman bizi maalesef kötü bir son bekliyor. Çocuklara ölçülü hareket etmeyi öğretmeliyiz'' şeklinde konuştu.
