O sedyeler gün ışığına çıktı

O sedyeler gün ışığına çıktı

1. Dünya, Çanakkale ve Kurtuluş Savaşı'nda cephelerdeki yaralıları taşımak için kullanılan ve hala savaşın izlerini üzerlerinde taşıyan 100 yıllık sedyeler günyüzüne çıkarıldı. Atatürk'e takılan serum da var...

2014.04.22 12:46 - Son Güncellenme: 2014.04.22 12:47 - Güncel - HABER MERKEZİ
A
O sedyeler gün ışığına çıktı

Yararıların at, kağnı, kızak ve tekerlek üstünde taşınması için titiz  bir mühendislikle tasarlanmış sedyeler, Ortadoğu Teknik Üniversitesinin (ODTÜ)  Bilim ve Teknoloji Müzesi'nde ziyarete açıldı.


ODTÜ Bilim ve Teknoloji Müzesi'nin Kurucusu Öğretim Üyesi Prof. Dr.  Ural Akbulut, AA muhabirine yaptığı açıklamada, "Çanakkale'den Milli Mücadeleye  Sıhhiye Çadırı 1914-1922" adını taşıyan koleksiyonun kısa bir süre önce ziyarete  açıldığını söyledi.

Sıhhiye Çadırı'ndaki sedyelerin Birinci Dünya, Çanakkale ve Kurtuluş  Savaşı'nda cephedeki yaralıları taşımak için kullanıldığını ve hala savaşın  izlerini üzerlerinde taşıdığını ifade eden Akbulut, şöyle devam etti:

"Bu sedyeler, 100 yıl önceki tarihi günümüze yansıtıyor. Sedyeler,  İkinci Dünya Savaşı yıllarında olası bir savaş hazırlığı için tüm birliklerden  toplanmış. Tabii Türkiye savaşa girmediği için depolarda çürümeye başlamış. Bu  nedenle pek çoğunun deri ve branda kısımları çürümeye başlamış. Bunlar çok sayıda  olduğu için daha sonra Kızılay'da hurdaya çıkarılmış. Müzemize bu koleksiyon,  Gülhane Askeri Hastanesi'nin müzesinin küçültülmesi sırasında geldi."

Dönemin mühendisliğini bulmaca gibi çözdük

Akbulut, yer sıkıntısı nedeniyle bir süre depoda beklettikleri  sedyeleri altı ay önce restore etmeye başladıklarını anlattı. Sedyelerin  yaralıların at, kağnı, kızak ve tekerlek üstünde taşınması için titiz bir  mühendislikle tasarlandığını dile getiren Akbulut, çoğu bölümü birbirinden  ayrılmış haldeki sedye parçalarını biraraya getirmekte oldukça zorlandıklarını  söyledi.

Akbulut, şöyle konuştu:

"Sedyeler, deri, branda ve metalden yapılmış. Parçaların bir kısmının  ne işe yaradığını anlayamadık. İlk olarak at üzerinde iki yaralının  oturtulabildiği sedye modelini çözdük. Fakat atın üzerinde tek hastayı yatar  halde taşıyan sedyeyi uzun süre birleştiremedik. Bunun için 6-7 ay uğraştık,  Sonunda büyük bir tesadüfle parçaları birbirine bağlayabildik. Adeta, dönemin  mühendisliğini bulmaca çözer gibi çözdük. At ya da katır üzerinde hastaların  güvenle taşınmasını sağlayan mükemmel bir sistem çıktı ortaya.

At üstündeki sedyeler, hastanın ayaklarını aşağı indirip yukarı  kaldırılabileceği, sırtını öne eğip arkaya yaslayabileceği bir sistem. Kötü hava  koşulları için minik bir çadırı bile var. Kızaklı sedyeler de yaralıları kar  koşullarında dağlardan indirmek için kullanılmış. Sedyelerin Almanya'dan  Türkiye'ye getirildiğini düşünüyoruz. "

-Atatürk'e takılan serumların berzerleri de sergide

Prof. Dr. Akbulut, koleksiyonda, 1930'lu yıllardan kalma Almanlar  tarafından üretilen serumların da yer aldığını belirterek, "Bunlar da yine  Kızılay'ın deposundan ulaştı. Bunların benzerinin Mustafa Kemal Atatürk'ün  hastalığı sırasında kullanıldığı eczacılar tarafından ifade ediliyor. Tamamen cam  olan bu serumların iki tarafı kesilerek hastaya takılıyor" bilgilerini aktardı.

Sıhhıye Çadırı'nda üç katlı sedye sisteminin sahra hastanesine  dönüştürülebileceğini belirten Akbulut, katlanabilir bu malzemenin savaş  koşullarında rahatlıkla taşınabilir özellikte olduğunu söyledi. O dönemde su  ihtiyacının da yine musluklu özel torbalarda depolandığını dile getiren Akbulut,  torbalara kar da dolduralarak suyun elde edilebildiğini anlattı.

-Sedye üzerinde "kan ve ilaç" izleri

Akbulut, sedyelerin tamamının savaşın ve yaralıların izlerini  taşıdığını ifade ederek, "Sedyelerin üzerindeki 100 yıllık lekelerin dönemin  yaralı askerlerinin kan ve ilaç lekeleri olduğunu düşünüyoruz. Bu sedyelerin  sadece parçalarını birleştirdik, orijinalini bozmadık, küçük restorasyonlar  yaptık. Tabii 100 yıllık bu lekeleri görmek insanı çok etkiliyor. Acaba hangi  akrabamızın Çanakkale Savaşı'nda bıraktığı izler olabilir? diye düşünüyorsunuz"  dedi.

ODTÜ'deki sedyelerin benzerinin başka müzelerde de bulunabileceğine  işaret eden Akbulut, "İsviçre'de Kızılay ve Kızılhaç'ın ortak bir müzesine hayran  kalmıştım. Hafızam yanıltmıyorsa bu sedyelerden orada gördüğümü hatırlamıyorum  ama belki başka müzelerde olabilir. Umarım Kızılay'ın dağıttığı sırada almış  olanlar varsa bunları gördüğü zaman onlar da ellerindekileri onarır ve  sergilerler. Gerçekten bunların ender parçalar olduğunu düşünüyorum"  değerlendirmesinde bulundu. 

Diğer Güncel Haberler için tıklayın


2014.04.22 12:46 - Son Güncellenme: 2014.04.22 12:47 - HABER MERKEZİ
A