Memur-Sen Bursa İl Temsilciliği "28 Şubat Post Modern Darbesini" 20. yılında kınadı
Memur-Sen Bursa İl Temsilciliği sendika basın açıklaması ile 28 Şubat post modern darbeyi kınadı. Bir daha bu ülkede 28 Şubatlar olmayacağına dikkat çeken Memur-Sen Bursa İl Temsilcisi Numan Şeker, "Çünkü bu millet 15 Temmuz ile iradesine sahip çıkma noktasında rüştünü ispat etmiştir" dedi.
2017.02.28 11:33 - Son Güncellenme: 2017.02.28 11:34 - Bursa Bölge - HABER MERKEZİ
Memur-Sen Bursa İl Temsilcisi Numan Şeker, 11 iş hizmet kolunun yönetim kurulu üyelerinin de katılımıyla 28 Şubat post modern darbesi ilgili sendika binasında basın açıklaması düzenledi. Açıklamasında post modern darbenin 20. yıl dönümünde anti demokratik hareketi lanetleyen Numan Şeker, "Darbe anayasasının başat vesayet kurumlarından Milli Güvenlik Kurulunun 28 Şubat 1997 tarihindeki kararlarıyla Refah-Yol hükümetine yönelik gerçekleştirdiği illegal müdahale, daha doğru tabirle darbe, Türkiye için yeni bir cendereye alınmayla sonuçlandı. Esasen 28 Şubat, o meşum MGK toplantısının toplantı tarihiyle anılsa da aslında 90'lı yılların başında başlayan ve 2000 yılının ilk çeyreğine kadar devam eden bir darbeler süreci olarak görülmelidir" dedi. Milletin ve beklentilerini önemseyen siyasetin güçlenmesini irtica tehdidi olarak niteleyenlerin güçlerinin irtifa kaybetmesinden korkmalarıyla post modern darbeye kalkıştıklarını hatırlatan Şeker, "Çünkü Refah-Yol hükümetinin faiz lobisini rahatsız eden yaklaşımları ve Siyonizmle birlikte batı dünyasını endişelendiren D-8 girişimleriyle vesayetçi çevrelerin tepkisini çekecek yerli bir siyaset izliyordu. Bu tepki 28 Şubat'ta vesayetçi çevrelerin sivil ve askeri kanatlarının birlikte hareket ettiği bir müdahaleye dönüştü. Bir yandan cuntacılar Sincan'da tankları yürütürken diğer yandan 'Beşli Çete' denen cunta tetikçisi sivil toplum örgütleri ile malum medya darbenin sivil ayağını oluşturdular. Sivil-asker cuntacı kesimler, hem kendi alanlarında darbeyi meşrulaştırma hem de el birliği ile bu derin operasyonu gerçekleştirme çabalarına hız verdiler" diye konuştu.
"CUMHURİYET TARİHİNİN EN BÜYÜK SERMAYE KIYIMI GERÇEKLEŞTİRİLDİ"
Siyasal zeminde var olan vesayetin, sosyolojik düzlemde de var edilmesi için üniformalı bir mimari çalışma yürütüldüğünü belirten Numan Şeker, "Vesayetlerinin keskinliğini göstermek için namaz kılandan oruç tutana, başörtüsüyle görev yapandan üniversiteye devam edene hemen herkes kamu hizmeti görmekte ya da almaktan men edildi. Yaptıklarının doğru olduğunu göstermek için ikna odaları kuracak kadar yoldan çıkan bu güruh ikna edemediklerinin haklarını imha etmeye yeltendi. Milletin parasıyla kurulan üniversiteler milletin başörtülü kızlarına turnikelerle yasaklandı. Yetmedi önce İmam Hatiplilerin üniversiteye gidiş yolu sonra da İmam Hatipler kapatıldı. Bütün bu dayatmalar, zorlamalar ve zulümler sadece kamu hizmetleriyle sınırlı kalmadı, vesayet treninin özel sektör vagonları da kendi mecralarında benzer zulümler yaşattı ve kendi alanlarıyla sınırlı bir av başlattı. Bu süreçte milyonlarca kişi 'Batı Çalışma Grubu' tarafından fişlendi. Bu sayede fişleyen ve vesayete boyun eğmeyenleri dışlayan bir devlet pratiği hakim kılındı. Daha da vahimi bu insanlar brifingli yargı mensupları tarafından hukuksuz bir şekilde hapse atıldı. Bu yolla toplumun bütününe yönelik bir korku atmosferi oluşturuldu. Milli Medya büyük bir baskı altına alındı. Anadolu sermayesine, 'Ya vesayete boyun eğeceksin ya vesayete kurban gideceksin!' tehdidiyle cumhuriyet tarihinin en büyük sermaye kıyımı gerçekleştirildi" şeklinde konuştu.
"28 ŞUBAT ÜRETTİĞİ MAĞDURİYETLER GİDERİLDİĞİNDE SONA ERMİŞ OLACAK"
Bin yıl sürecek denilen darbe sürecinin ortadan kalktığına işaret eden Şeker, "Darbecilerin getirdiği yasaklar ortadan kaldırıldı, özgürleşme ve demokratikleşme ile birlikte 28 Şubat darbecileri yargılanmaya başlandı. 28 Şubat'ta yürüyen tankların paletleri çöpe atıldı ancak o paletlerin kamu vicdanlarında açtığı yaralar kanamaya devam ediyor. Mağduriyetlerin bir kısmının hala sürdüğünü görmek ve bunların da sona ermesi için çaba sarf etmek zorundayız" diyerek, şöyle devam etti: "28 Şubat'ta brifingli yargı kararlarıyla hukuksuz cezalara çarptırılan mahkûmların mağduriyetlerinin giderilmesi için gerekli adımların atılması, cezaevinden çıkmış olanlarınsa mağduriyetlerinin tazmin edilmesi gerekmektedir. Çünkü '28 Şubat' ürettiği mağduriyetler giderildiğinde sona ermiş olacak."
MİLLET VE EMEK İÇİN "EVET"
2000'li yıllarla birlikte milletin iradeyi tekrar ele alması sonrasında farklı görünümlerle devam ettirilmeye çalışıldığının altını çizen Numan Şeker, "2007 yılında 27 Nisan, 6-8 Ekim Kobani bahaneli kalkışma ve çukur terörü, 7 Şubat ve 17-25 Aralık yargı kaynaklı darbe teşebbüsleri, Gezi kalkışması ve nihayet 15 Temmuz FETÖ darbe teşebbüsü bu girişimlerin farklı görünümleri olarak tarihe kaydedilmiştir. Bütün bu süreç bize, vesayetçi güruhun vesayeti yeniden tesis etmek noktasında boş durmadığını, durmayacağını göstermektedir. Çünkü bu güruh, idarenin ve iradenin millette olmasından hiçbir zaman hazzetmedi. Onlar egemen değil, vesayet karşısında boyun eğen millet istiyorlar. Milletimiz de bunun farkında, vesayetin yeniden hakim olmaması için üzerine düşeni büyük bir fedakarlıkla yapmakta kararlı olduğunu 15 Temmuz'da göstermiştir. Bu bağlamda, darbe üreten sistemin ve darbeci düşüncenin bütün tortularıyla ortadan kalkması için 16 Nisan'da yapılacak anayasa değişikliği referandumu yepyeni bir imkândır. Memur-Sen olarak, millet ve emek için 'Evet' diyeceğimizi ilan ettiğimiz referandumun milletten onay almasıyla kurulacak yeni Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi ile darbe üreten bürokratik oligarşi ve vesayet sistemi tümüyle ortadan kalkacak, milletin dirayeti ve etkili karar alma mekanizmalarıyla darbe niyeti niyet edenlerin kursağında kalacaktır" dedi.
"NECMETTİN ERBAKAN HOCAMIZI SAYGI VE MİNNETLE YÂD EDİYORUZ"
Milletimizin bu bilinci yüklenmesinde ve gereğini yerine getirmesinde siyasi öncülerin etkisinin anılması ve unutulmaması vefa gereği olduğunu söyleyen Numan Şeker, "Bu çerçevede 28 Şubat darbecilerinin doğrudan hedef aldığı 54. Hükümetin Başbakanı Prof. Dr. Necmettin Erbakan'ın hiç şüphesiz özel bir yeri var. O milletinin ifadesiyle "Savunan Adam" kimliği ile 28 Şubat'ın darbe ikliminde milleti adına çalışmaktan, milleti için yönetmekten ve bu kadim coğrafyanın öncü devleti olan Türkiye'yi iç çatışmadan koruma refleksinden hiç vazgeçmedi. İçeride güçlü, medeniyet coğrafyasıyla iş birliği içerisinde küresel sömürü sistemine karşı direnç geliştiren Türkiye idealiyle siyaset yapmaya, herkesi kucaklamaya, inandığını söylemeye ve yaşamaya devam etti" diyerek sözlerini şu cümlelerle tamamladı: "Bu noktada millet iradesinin hâkim olmasında ve inkıta uğratılmamasında büyük emeği olan Necmettin Erbakan hocamızı saygı ve minnetle yâd ediyor, yüce Allah'tan onun için rahmet diliyoruz."