Bursada Bugün Bursa haber bursa haberi bursa haberleri Bursa

"Kendimizle barışık olmak"

Sinema ve tiyatro oyuncusu Olgun Şimşek Bursa Gazeteciler Cemiyeti, Nilüfer Belediyesi ve Uludağ Üniversitesi'nin birlikte düzenlediği "Yüz Yüze Söyleşileri"nin konuğu oldu.

''Kendimizle barışık olmak''

Bursa Yazarlar Derneği (BUYAZ) Başkanı Şaban Akbaba'nın yönettiği söyleşide dinleyicilerin soruları üzerine güncel siyasi sorunları da değerlendiren Olgun Şimşek, "Yalnızca barış sorununda, Kürt sorununda değil, akla gelen ve gelebilecek her sorunumuzda, çözümü getirecek veya çözüm yolunu gösterecek bir tek, ama bir tek altın anahtarımız, bir tek sihirli formülümüz var: Kendimizle barışık olmak! Kendimizle barışık olursak dünya ile de barışık oluruz; sorunlarımızın çözmek için kavgaya, çatışmaya yer kalmaz, gerek de kalmaz. Unutmamalı ki sorunlar yalnız bizde yok, her yerde var " dedi.
Olgun Şimşek, önceki ay geçirdiği kaza nedeniyle ancak koltuk değnekleriyle yürüyebilmesine karşılık Yüz Yüze Söyleşileri'ne katıldı.

Bursa Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Nuri Kolaylı'nın söyleşilere katkıda bulunan BGC çalışanlarına plaket vermesi ve konuk Olgun Şimşek'i dinleyicilere tanıtmasının ardından başlayan söyleşiyi BUYAZ Başkanı,  şair ve yazar Şaban Akbaba yönetti.

Akbaba; söyleşinin girişinde Olgun Şimşek'in sanat gücünü ve dayandığı kaynakları irdeledi. Sanatçının çocukluk ve ilk gençlik yıllarını geçirdiği koşullara ve ortama dikkat çeken Akbaba, "Büyükorhan'da ilkokul öğrencisiyken daha, eline ilk kez bir flütü ben tutuşturmuştum, ilk bağlama derslerini de ben vermiştim. Bu bakımdan onun sanat yönetmeni sayılırım.  Ama hem doğuştan gelen yeteneği, hem de kararlılığı ve ısrarı ile öğretmenlerini kısa zamanda geride bıraktı. Olgun, yaşama ve insana sanatın penceresinden bakan ve sanatıyla yaşamı güzelleştiren bir sanatçıdır" dedi.

Olgun Şimşek, babasının Büyükorhan'a "sürgün" edilmiş bir öğretmen olduğunu hatırlatarak, "Babamın arkadaşları ve aile dostlarımız arasında sürgün sözcüğü o kadar çok dile getirilmişti ki, bu sözün bir rütbe filan olduğunu sanmaya başlamıştım. Sürekli olarak ya birileri sürgüne gidiyor ya da birileri sürgüne geliyordu ilçemize. Bunun, kuşkusuz hayatım ve mesleğim üzerinde önemli etkileri olmuştur. Sanıyorum, insanın erişkin yaşındaki özelliğini, kişiliğini belirleyen önemli etmenlerden biri çocukluğunu yaşadığı aile ve sosyal çevredir. Sanıyorum, ikinci bir etmen olarak da insana doğuştan gelen, şu veya bu alana yönelimi, şu veya bu alanda başarılı olma eğilimini ifade eden içsel itkiyi sayabiliriz. Bunlar, eğitimle birleşince ne olacağınız, işinizde nasıl çalışacağınız, veya nasıl yaşayacağınız ve yaşamın içindeki yerinizin, duruşunuzun ne olacağı belli oluyor.

Oyunculuk, biraz da insan biriktirmektir. Çocukluğumun Büyükorhan'ı bunun için uygun bir mekandı. Okul yıllarımda benzinlikte çalıştım. Otobüslerde muavinlik yaptım. Bu işlerin de insan biriktirmeye katkıları büyük. Çünkü ikisinde de insanlarla haşir neşir olmak durumundasınız. Her an çok farklı insanlarla tanışır, çok farklı davranışlara, sözlere, duruşlara tanık olursunuz. Oynadığım sinema ve televizyon filmlerinde, tiyatro oyunlarında canlandırdığım karakterlerde bu dönemlerin izleri vardır. Eğer başarılı isem, bu yüzden başarılıyım diyebilirim" şeklinde konuştu.

Olgun Şimşek, "barış süreci" ve "barış" konusunda görüşünün sorulması üzerine şöyle devam etti: "Ne diyebilirim ki? Barış, elbette iyidir. İnsanların veya toplulukların çatışma halinde olmasını ve bunun ülkenin bütün hayatını zehirlemesini onaylayacak biri çıkar mı? Şu bir gerçek: kendimizle barışık değiliz. Birbirimizi dinlemeyi ve anlamayı bildiğimiz de söylenemez. İnsanı insan yapan en önemli özelliklerinden biri vicdan sahibi olmasıdır. Olup biteni vicdanın terazisinde, öfke ve nefretle  gördüğünüzden çok başka, çok farklı görürsünüz. Buna empati de diyorlar. Bir insanın, kendini başkasının yerine koymasıdır empati. Kendini, karşındakinin yerine koyarak olaylara bir de oradan bakmak gerekiyor. Her insan özgün bir varlıktır. Dünyaya ve olaylara bu kişiselliği içinden bakar. Benim, kendimi başkasının yerine koymam, onu anlamanın yoludur. Niçin böyle yapıyor? Niçin farklı düşünüyor? Niçin barışı istemiyor veya istiyor? Mesela, Almanlar ve öteki Avrupalılar tartışmak için tartışmıyor. Birbirini anlamak, birbiriyle uzlaşmak, ortak tarafları bulup çıkarmak için tartışıyor. Biz ise, hepimiz biliyoruz ki çoğunlukla birbirimizi dinlemiyoruz. Dinliyor göründüğümüz zamanlarda bile, içimizden 'hele bir bitirsin sözünü, nasıl da okkalı bir şamar indireceğim! Feleğini şaşıracak!' diyerek dinliyoruz. O zaman, olmuyor tabii. Sokakta da, evde de, işte de, trafikte de olmuyor. Herkes bizim gibi olsun istiyoruz. Ama bu imkansız. Herkes bizim gibi olmayacak. İyi ki de olmayacak. Yoksa, yaşadığımız hayat çekilmez bir şey olurdu.

Doğada da yok böyle bir şey. Çam ağacı, yanı başındaki kayın ağacına 'senin kozalakların yok, git öteye!' demiyor. Kırmızı gelincik, sarı papatyaya  'niçin sarısın, ya kızar ye da git buradan' demiyor. Kardeş, kardeş yaşayıp gidiyorlar. Bir ceylanın, aslanın varlığına itiraz ettiğini hiç duydunuz mu? Verili durum budur onlar için. Aslan, aslan doğasıyla, ceylan da ceylan doğasıyla yaşayıp gidecek. Bizim ülkemizden çok daha yoksul, bizim ülkemizden çok daha ağır sorunları bulunan ülkeler gördüm. İnsanlarla konuştum. Yorumlarını, eleştirilerini dinledim. Bizim kadar öfkeli, bizim kadar dediğim dedikçisini, bizim kadar asarkesercisini görmedim...

Yalnızca barış sorununda, Kürt sorununda değil akla gelen ve gelebilecek her sorunumuzda, çözümü getirecek veya çözüm yolunu gösterecek bir tek, ama bir tek altın anahtarımız, bir tek sihirli formülümüz var: Kendimizle barışık olmak! Kendimizle barışık olursak dünya ile de barışık oluruz; sorunlarımızın çözmek için kavgaya, çatışmaya yer kalmaz, gerek de kalmaz. Unutmamalı ki sorunlar yalnız bizde yok, her yerde var.

Olgun şimşek, başka bir soru üzerine de "sanatçı toplum" ilişkisine değindi. Olgun Şimşek şöyle konuştu: Sanatçının tolumun önünde olmak, topluma örnek oluşturmak, yol göstermek gibi bir görevinin, misyonunun olduğunu düşünmüyorum.  Sanatçı değilim, aydın da değilim. Nazım Hikmete de sanatçı diyorlar, bana da sanatçı diyorlar. Bir ölçüsüzlük görüyorum bu adlandırmada. Belki ilerde, bu sıfatı hak edeceğim, sanatçı olarak kabul edileceğim işlere imza atabilirim. Bunu bilmiyorum, şimdilik yalnızca bir oyuncuyum. Yapabileceğim en iyi şey, oyuncu olarak rolümü ciddiye almak ve en iyi şekilde oynamak.  Bu bakımdan sanatçı da, aydın da değilim; öyle kabul etsem bile topluma önderlik etmek gibi bir görevimin olduğunu düşünemem. İşimi gereği gibi yaparsam toplumun bir üyesi olarak topluma karşı görevimi de, insan olarak yükümlülüğümü de yerine getirmiş olurum..."

Bursa Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Nuri Kolaylı, söyleşinin sonunda Olgun Şimşek'e günün anısına bir plaket sundu ve teşekkür etti.

Olgun Şimşek, koltuk değneklerine dayanarak dinleyicileri ayakta selamladı.

BGC BAŞKANI NURİ KOLAYLI'NIN OLGUN ŞİMŞEK'İ TAKDİM KONUŞMASI

Değerli dostlar;  Yüz Yüze Söyleşileri'nde bu akşam, çok yönlü bir sanatçımızı, çok değerli bir tiyatro ve sinema oyuncumuzu konuk ediyoruz.  Mart ayında bir kaza geçirdiğinden bu buluşmanın gerçekleşmesinden biraz endişeliydik. Ne var ki,  sevgili sanatçımız kazanın sıkıntılarından tam olarak kurtulamamasına karşılık incelik gösterdi ve endişemizi boşa çıkartıp konuğumuz oldu.  Öncelikle bu özverisi için teşekkür ediyorum ve alkışlıyorum kendisini.

Olgun Şimşek, 1971 yılında Büyükorhan'ın Yenice' köyünde doğdu. Bingöllü ilkokul öğretmeni bir baba ile Bursalı bir annenin çocuğudur. Babası Kekil Şimşek, emekli öğretmen olarak yerleştiği Mustafakemalpaşa'da 6 yıldır, Türkiye'de başka bir örneği olmayan kültür, edebiyat dergisi PATİKALAR'ı çıkarıyor.  Bu günlerde 74. Sayısı çıkan veya çıkmak üzere olan bu güzel dergi, Olgun Şimşek'in bir sanatçı ve oyuncu olarak hamurunun nerede ve nasıl karıldığının da bir göstergesi aslında.

Pekiyi nerede okudu ve neler yaptı Olgun Şimşek?

İstanbul Üniversitesi Devlet Konservatuvarı Tiyatro Bölümü'nü bitirdi.  Mektepli bir oyuncu olarak 1993 yılında sinema ve tiyatroda oynamaya başladı. Tiyatro'da ilk oyunu, Yılmaz Erdoğan - Demet Akbağ Tiyatrosu'nda sahnelenen Otogargara idi.

Televizyonda İbo Show'da İbrahim Tatlıses'in pişekarı 'Güçlü' tiplemesiyle tanındı. Yılmaz Erdoğan'ın televizyonda yayınlanan Bir Demet Tiyatro'sunda 'Kudret' tiplemesiyle de popüler oldu. Sihirli Ceket, Yedi Numara, Beşik Kertmesi, Alacakaranlık, Gözetleme Kulesi,  Yalan Dünya, Kapalı Çarşı, Beyaz Gelincik,  Kapıları Açmak,  Yazı Tura,  Yeşil Işık,  Karışık Pizza,  Dış Kapının Mandalları,  Yer Çekimli Aşklar, Aziz Ahmet,  Gülşen Abi,  Tersine Dünya gibi sinema ve televizyon yapıtlarında rol aldı ve:

1999'da Ankara Film Festivali, "Umut Veren Yeni Erkek Oyuncu" Ödülü'nü;  2004'te Antalya Altın Portakal Film Festivali, "En İyi Erkek Oyuncu" Ödülü'nü;  aynı yıl Sinema Yazarları Derneği Türk Sineması Ödülleri, "En İyi Erkek Oyuncu" Ödülü ile Orhon Murat Arıburnu Ödülleri, "En İyi Erkek Oyuncu" Ödülü'nü;  2005'te Adana Altın Koza Film Festivali "En İyi Erkek Oyuncu" Ödülü, Ankara Film Festivali, "En İyi Erkek Oyuncu" Ödülü ve Uluslararası İstanbul Film Festivali, "En İyi Erkek Oyuncu" Ödülü;  2012'de de Antalya Televizyon Ödülleri, "Komedi Dizisi En İyi Erkek Oyuncu" Ödülü'nü aldı.

Kalan karakter : 450

Gönderilen yorumların küfür, hakaret ve suç unsuru içermemesi gerektiğini okurlarımıza önemle hatırlatırız!