İSLAM MEDENİYETİNİ BATIDAN VAKIF KÜLTÜRÜ AYIRIYOR
Vakıflar Bölge Müdürlüğü tarafından Vakıf Haftası sebebiyle öğrencilere 'Dünden Bugüne Vakıflar ve Eğitim' konulu bir konferans verildi.
2011.05.10 10:38 - Son Güncellenme: 1970.01.01 02:00 - Bursa Bölge - HABER MERKEZİ
BTSO Eğitim Vadisi Oğuz Kağan Köksal Salonu'nda düzenlenen konferansta, vakıf ve eğitimin önemi tartışıldı. Geçmiş yüzyıllarda vakfın İslam dünyasındaki yerinin anlatıldığı konferansı öğrenciler büyük bir heyecanla dinledi.
İslam medeniyeti ile Batı medeniyetini ayıran en önemli noktanın vakıf kültürü olduğuna dikkat çeken Uludağ Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Arıştırma Görevlisi Dr. Mehmet Salih Kumaş, "Batı medeniyeti, güçlünün hakimiyetinin üzerine kurulmuş bir dünya anlayışına sahiptir. İnsanoğlu zamanla güçsüz varlıklardan sıyrılan bir yaradılış şeklini yaşayarak merkezinde güçlünün zayıfı yok ettiği, büyük balığın küçük balığı yuttuğu bir medeniyet oluşturmuştur. İslam medeniyeti, güçlünün zayıfın elinden tuttuğu,
yardımlaşmanın merkezde olduğu bir medeniyettir. Bizim medeniyetimizde veren el, alan elden her zaman daha değerlidir. Yardımlaşmanın kurumsal şekli vakıfta ortaya çıkmıştır. Vakıf yardımlaşmak için güçlünün güçsüze yardım etmesi için vardır" dedi.
"GÜÇSÜZ OLAN SADECE İNSAN DEĞİLDİR"
Güçsüz olanın sadece insan olmadığını söyleyen Kumaş, "Bir kuş da güçsüz olabilir. Ecdadımız, kışın yoğun yağıştan sonra yiyecek bulamayan kuşların hayatını devam ettirebileceği bir sistem kurmuştur. Vakıf insanın mazlumdan ve garipten yana olma düşüncesinin ete kemiğe, binaya, göze görünen şekle bürünmüş halidir. İnsanın muhtaç olduğu ne varsa vakıf onu amaçlamıştır. İnsanın hayatta ihtiyaç duyabildiği şeyler sınırlıdır. Bizim ecdadımız sadece bir ekmek parası ile yetinmemiş, insanı insan eden eşrefi
mahlukat olan, mükemmel bir insan olarak yetişmesi için ne ihtiyaç duyuyorsa onu sağlamaya çalışmış. Vakfın oturduğu temel nokta eğitimdir. Eğitimsiz bir insan, bir hayvandan farkı olmayan metabolizmadır. Sadece yemek, içmek, hayvani duygularını tatmin etmek, cinsel duygularını tatmin etmek için insan var değildir. Ecdadımız da ilk Müslümanlığın ortaya çıktığı günden itibaren hep insanların eğitimi için uğraşmış. Bizim dedelerimiz insanın eğitimine çok önem vermiş. Vakıf anlayışı Peygamber Efendimize kadar
dayanıyor. İlk vakıf Peygamber Efendimiz ile başlamakla birlikte Osmanlı'ya kadar devam etmiş. Ecdadımız hep insanlığın eğitimi için uğraşmıştır" diye konuştu.
"VAKIF KÜLTÜRÜ DİNİMİZDEN KAYNAKLANIYOR"
Konferansta konuşan Uludağ Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Araştırma Görevlisi Kenan Özçelik, "Vakıf kültürü tamamen dinimizden kaynaklanan bir kültür. İslam dininde bazı prensipleri önceleyen ecdadımız, bunu bir kurum halinde gün yüzüne çıkarmış. Ama şimdi vakıf dediğimizde tarihi eserler anlaşılıyor. Osmanlı dönemindeki medreseler vakıflar ile ayakta kalmış. Her medresenin bir vakfı var. Bir kişi doğumundan ölümüne kadar vakıfla içli dışlı. Osmanlı'da durum böyleydi. Özerk bir üniversite var. Kendi
içinde kendisine karşı sorumlu. Bunları denetleyen devlet mercileri var. Siyasi iradeye karşı bağımsız. Bu özgürlüğü getiriyor. Bilim, ilim özgürlük olmadan gelişmez. Özgür ortamlarda doğan özgür ortamlarda büyür. Ecdadımız arasından çıkan büyük adamlar bize özgür olduklarını haykırır. Özgür ortamlarda fikirler gelişiyor" şeklinde konuştu.
Toplantının sonunda konuşmacılara plaket verildi.