'İntiharların, şehit sayısıyla kıyaslanması akla ziyandır'

'İntiharların, şehit sayısıyla kıyaslanması akla ziyandır'

Emekli Tuğgeneral Haldun Solmaztürk, gündemdeki asker intiharlarını ve ordunun içindeki şiddetin nedenlerini Kutlu Esendemir'e anlattı

2012.12.03 07:25 - Son Güncellenme: 2012.12.03 07:25 - Güncel - HABER MERKEZİ
A
'İntiharların, şehit sayısıyla kıyaslanması akla ziyandır'

Emekli Tuğgeneral Haldun Solmaztürk ile 'kışlalardaki intihar vakaları'nı ve 'askeriyede şiddet'i konuştuk...

Şiddet, Türkiye son yıllarda kullanılan en sık sözcüklerden. Kadına şiddet, çocuğa şiddet, sokakta şiddet, okulda şiddet... Son dönemde bir de buna "askeriyede şiddet" eklendi. Orduda dayak, hakaret, baskı ve bunların sonucunda meydana gelen intihar vakaları, ağır bir trajik tabloyu ortaya koyuyor. Meclis İnsan Hakları Komisyonu Başkanı Ayhan Sefer Üstün'ün verdiği rakamlara göre, son 10 yılda 934 er ve erbaş intihar ederek yaşamını noktalamış. Emekli Tuğgeneral Haldun Solmaztürk, bir kurmay olarak, 2005 yılına dek Genelkurmay Karargâhı'nda 30 yıl boyunca görev yaptı. ABD'de, NATO'da, Birleşmiş Milletler bünyesinde çalıştı. Solmaztürk'le, askeriye içindeki şiddet vakalarını ve bunların kökenlerini konuştum.

* TBMM İnsan Hakları Komisyonu'nun açıkladığı rakamlara ne dersiniz?
- Bu kadar hassas bir konunun kamuoyuna sunuluş şeklini gayri ciddi buluyorum. Sadece bu rakamlara bakarak yapılan yorumlar spekülasyondan öteye geçmez. Hele şehit sayısıyla kıyaslanmasını akla ziyan buluyorum. Yapılması gereken, toplumun genelinde, 15-24 yaş grubu erkekler arasındaki intihar oranlarıyla, askerlik hizmetini yaparken intihar edenler arasındaki mukayesedir. Türk Silahlı Kuvvetleri'nin içinde ömrünü geçirmiş, içini ve alınan tedbirleri bilen, uygulamış bir kişi olarak, orduda intiharların sivil toplumdakinden yüksek olduğunu sanmıyorum. Hatta, ciddi bir bilimsel çalışma tam aksi bir sonuç bile ortaya koyabilir.

* Askerden dönen neredeyse her bireyin bir dayak hatırası bulunuyor. Sizce nedir bunun nedeni?
- Olgu şu ki; istisnalar olmakla birlikte, her çırağın ustasıyla, her öğrencinin öğretmeniyle, her çocuğun babası, annesiyle, doğrusu birçok vatandaşın da polisle, jandarmayla benzer bir hatırası veya hatıraları bulunuyor. Toplum değiştikçe, geliştikçe değer yargıları da değişiyor. İnsanların bilgi ve dünyayı algılamaları geliştikçe, toplumun dayattığı normları ve sonuçlarını sorgulamaya başlıyor. Sürüden ayrılanlar giderek çoğunluğa geçiyorlar. Türkiye'de de bu süreç gelişiyor.

* Siz hiç astınızı dövdünüz mü hakaret ettiniz mi?
- Bu çok özel bir soru. Ama cevap vermesem dürüst olmaz. Hakaret ettiğim herhangi bir astım olduğunu sanmıyorum. Olmamıştır, çünkü yapıma aykırı. Ancak genç subayken, bazen içinde bulunduğunuz koşulların, dayak demeyelim de, şiddet uygulamayı zorunlu kıldığı olmuştur.

* Nasıl bir şiddet?
- Sistematik şiddetle, anlık şiddeti, şeklini ve ölçüsünü ayırmak gerekiyor. Örneğin, ders anlatırken, başka şeyle ilgilenen bir erin dikkatini çekmek için avuç içine cetvelle vurmak. Örneğin nöbette, sırf merak ve hatıra alma saikiyle, hakiki merminin çekirdeğini çıkartıp barutunu döken, sonra boş kovanı tekrar şarjöre dolduran ve arkadaşına o şarjörü ne yaptığını sonuçlarını düşünmeden teslim eden bir erin yanağına bir tokat...

* En çok ne tür vakalar görülüyor?
- Ordudaki en yaygın şiddet, gerek fiziki, gerekse diğer şekillerde, askerlik hizmetini yapan er ve erbaşlar arasındaki şiddet. Ben, şahsen bir subay olarak en çok bu şiddeti önlemekte zorlandım. Çünkü yaygın bir kültürel kökeni var ve ne yazık ki bir hak, hatta kaçınılamaz bir görev olarak görülüyor.

* Bunun önüne neden geçilemiyor?
- Türk insanı tatminsiz büyüyor, yaşıyor ve ölüyor. Temel cinsel, maddi ve sosyal ihtiyaçlarını karşılayamıyor. Güvenlik içinde, bir gruba ait olma, takdir edilme gibi güdüleri tam olarak doyuramadığı için, sürekli bir tatminsizlik içinde. Bir türlü bir üst kademeye, birey olmaya, araştırma, keşfetme, estetik, kendini gerçekleştirme gibi bireysel düzeye geçemiyor. Bu arada, oraya da geçse, Kuzey ülkelerinde olduğu gibi belki başka sorunlar ortaya çıkacaktır, ama henüz oradan çok uzağız.

* Bu durum hayata nasıl yansıyor?
- Belki acı çektiğinin farkında olsa daha kolay mücadele edecek. Ama bu insanı saldırganlaştırıyor. Trafikteki yaygın davranışlarımıza bakın. Biraz daha üst gelir gruplarına gidersek, yurtdışı gezilerdeki alışveriş ve dönüşte komşulara göstermek üzere fotoğraf çektirme düşkünlüğüne bakın. Bunlar hep tatminsizliğin yansımaları. Üstelik Genelkurmay başkanlarının, üniversite rektörlerinin, milletvekillerinin bile, delilsiz, şahitsiz -veya gizli şahitletutuklanabildiği bir ülkede hiç kimse kendisini güvende hissetmiyor. Ne yazık ki, ülkemizin ve toplumumuzun imam hatip okulları, türban ve her alana cami yapma dışında da sorunları var.

* Nedir sizce bu sorunlar?
- Cinsel, ekonomik, güven duyma ve itibar görme tatminsizliği toplumumuzu kemiriyor. Bu her alanda ve ordu içinde de kendini şiddet olarak ortaya çıkarıyor.

* Peki siz hiç şiddet gördünüz mü?
- Elbette. Bu kaçınılamaz bir olgu. Fiziki değil, ama belli dönemlerde, bazen ağır, sistematik, bilinçli, görevin başarılmasıyla ilgili olmayan, yani kişisel kökenli manevi şiddete maruz kaldım. Manevi şiddet küçümsenmemelidir. Örneğin intihara götürmede manevi şiddet fiziki şiddetten daha etkili olabilir. Fiziki şiddete karşı koyabilirsiniz. Şikâyet edersiniz, toplum baskısı yardım eder. Ama manevi şiddetle baş edilmesi çok zor.

* Bir komutan askerini döverken motivasyonunu nereden alır?
- Gerçek komutan askerini dövmez. Bu davranışın motivasyonu olmaz, olamaz. Şiddet uygulama patolojik bir vakadır, bir hastalıktır, tedavi edilmelidir.

* Sahadayken bu konuda gözlemleriniz ne oldu?
- Patolojik durumları bir kenara bırakırsak; eğitim seviyesi, rütbesi, sosyo-ekonomik kökeni, yaşı küçük ve deneyimi az olanların şiddete daha eğilimli olduklarını gördüm. Bazen yaşı ileri de olsa, deneyimi yoksa, subay, astsubay hatta general olmadık davranışlar sergileyebiliyor. Bir de aktif muharip birliklerde şiddet daha az görülüyor.

* Neden?
- Çünkü bu tür birliklerde, cinsel tatmin hariç temel ihtiyaçlar karşılanabiliyor. İnsanlar, subay da, astsubay da, erbaş ve er de tatmin olabiliyor. Hayatlarının yaşamayanların kesinlikle anlayamayacağı şekildegüç koşullarda da olsa, bir anlamları olduğuna, güvenebilecekleri bir grubun parçası olduklarına inanıyorlar.

'Davalar ve tutuklamalar orduyu yıprattı ve yordu'

* Siz NATO'da da görev yaptınız. Bu anlamda diğer ordularda, şiddet eğilimi ne durumda? Bu konuda gözlemleriniz neler?
- Orduların insan stoku, yani personelin niteliği, şiddetin şeklini ve derecesini belirliyor. Bir de muharebeye hazırlık, çatışma koşullarının uzaması gibi koşullar, özellikle profesyonel ordularda insan kalitesini düşürüyor ve şiddet olayları artıyor.

* Bu konuda savaşan ordularda temel sorun ne?
- Ordular savaşa hazırlanır, savaş biter, kışlasına döner ve bir sonraki savaşa hazırlanmaya başlar. Savaş süreklilik haline gelirse bu sürdürülemez. Amerikan ordusu, Vietnam sonrası bu konularda çok ciddi çalışmalar yaptı ve çok etkili sonuçlar aldı. Ama şimdi tekrar başa döndüler, çünkü savaşları çok uzadı.

* Bizde durum ne?
- 1963 Kıbrıs olaylarından beri, 50 yılı aşkın süredir devam eden, iç terör, EMASYA görevleri, askeri müdahaleler, Kıbrıs harekâtı, Uluslararası Barış Gücü operasyonları, Ege'deki gerginlikler, Güneydoğu, şimdi de davalar ve tutuklamalar orduyu yıprattı, çok yordu. Avrupa Parlamentosu'nun bile hükümeti, "Ordunun muharebe yeteneğine ve laik yapısına zarar veriyorsunuz" diye resmen uyardığı bir ortama geldik. Her şeye rağmen ordu hâlâ ayaktaysa, bunu güçlü temellerinde ve Türk subayının niteliğinde aramak gerekiyor. Ama çok kritik bir aşamaya gelindi. Mevcut akıl tutulmasının biran önce aklı selimle yer değiştirmesini diliyorum.

* Pek çok savaş filminde, askerler ve komutanları arasındaki şiddet vakalarını görürüz. "Olmaz bu kadar" dediğiniz bir savaş filmi var mı?
- Hayır, hiçbir zaman "Olmaz bu ka dar" dediğim bir şeye rastlamadım. Savaşlarda öyle şeyler oluyor ki; senaristlerin bunları hayal etmesi mümkün değil. Ben Türkiye'de ve dünyanın birçok yerinde çatışmalar, devlet otoritesi olmayan ülkeler gördüm. Öyle koşullar vardır ki; insanlar sanki aslına, yani insan olmadan önceki hallerine dönüyor ve hiçbir hayvanın yapmayacağı davranışları sergileyebiliyor.

'Asker döven komutan sorunludur'

* Asker döven komutanların aileleriyle ilişkileri nasıl?
- Otorite kurma ihtiyacı, kendini değerli hissetme ihtiyacının tatminiyle ilgili. Ama, bu tatmin edilmesi gereken tek ihtiyaç değil. Üstelik bir insanın kendini değerli hissetmesi sadece otoriteyle de olmaz. İnsanların, öncelikle kendi kendilerine değer vermeleri, kendilerini değerli görmeleri gerekiyor.

* Komutanın şiddeti, karşısındaki askeri disipline etme çabası mı?
- Şiddet uygulama, aslında bir çaresizlik göstergesi. Disiplin, kesinlikle, şiddetle elde edilebilecek bir şey değil. Şiddet disiplini öldürür. Gerçek disiplinin olduğu yerde herkes mutlu ve karşılıklı güven içindedir. Disiplini biz, "Kanunlara, nizamlara ve amirlere mutlak bir itaat, astın ve üstün hukukuna riayet" diye tarif ederiz. Bunun sivil dilde karşılığı hukukun üstünlüğüdür, üstleri de bağlar. Askerlik sanılanın aksine mantık bilimidir. "Askerliğin başladığı yerde mantık biter" lafı şehir efsanesidir.

* Hangi tür komutan asker döver?
- Erbaş olsun, subay olsun, asker dövenin ciddi sorunları var demektir ama bu sorunlar tek düze, tek tip değil. Bir tip tarif edilemez.

* Muvazzaf subayların ilişkisinde de dayak vakaları görülür mü?
- Rütbeliler arasında bu tür vakalar son derece nadir. Dövme şeklinde değil, ama genelde kişisel nedenlere dayalı karşılıklı müessir fiil denen bir olay meydana gelebiliyor. Daha ileriye de gidebiliyor. Dediğim gibi, çok nadirdir, ama hiç olmaz denemez.

'Türk ordusunda eşcinsel olmamalı'

* Eşcinsel askerlere yönelik şiddet de, başka bir somut olgu, bu konuda ne diyorsunuz?
- Bu konuda da uzman değilim, ama Freud'u ve başkalarını az çok okumuş bir kişi olarak, bu nitelikteki şiddetin kökeninde aslında güçlü eşcinsel eğilimler olduğunu düşünüyorum. Tatmin edilemeyen bu eğilimler, eşcinsellere yönelik şiddete dönüşüyor. Türk ordusunda, henüz, eşcinsellere aktif, pasif, açık veya gizli, kesinlikle yer olmadığını düşünüyorum. Bunun zorlanmaması da gerekir. ABD'de bile bu konu çözülemedi, başkanlık yarışlarının bile ana konularından biriydi bu. Belki 50 yıl sonra durum değişir. Bilmiyorum ama bugün mümkün değil. Ancak, eşcinsellerin askerlik yapmama talepleri insani koşullarda ele alınmalı. Mevcut rapor alma mekanizması, sistemi, sizle konuşurken açıklayamayacağım kadar ahlak dışı, hukuk dışı, akıl dışı, insanlık dışı...
 

Diğer Güncel Haberler için tıklayın


2012.12.03 07:25 - Son Güncellenme: 2012.12.03 07:25 - HABER MERKEZİ
A