Herkes uyarıyor, biz kime inanacağız?
Bir tarafta yaşanılan bombalı saldırılar bir tarafta sosyal medyada yağmur gibi yağan saldırı uyarıları. Peki hangi uyarıyı dikkate alacağız, kime güveneceğiz?
2016.03.21 10:03 - Son Güncellenme: 2016.03.21 10:08 - Güncel - HABER MERKEZİ
Önceki gün İstiklal Caddesi'nde gerçekleşen canlı bomba saldırısı bir süredir yaşadığımız toplumsal paranoya halini daha da zirveye çıkardı. 6 ay içerisinde gerçekleşen üç Ankara patlaması, Sultanahmet patlaması, İstiklal Caddesi patlaması, yitirdiğimiz onlarca can derken Türkiye'de yaşayan herkes diken üzerinde gezer oldu.
Bu tedirgin olma hali spekülasyona en müsait alan olan sosyal medyada da kendini gösterdi. Bir süredir 'güvenlik birimlerinde görevli bir yakınımdan edindiğim bilgiye göre' diye başlayan iddialar sosyal medyada dolaşıp duruyordu. Durum artık sadece twitter- facebook'ta paylaşımlarını geçti, whatsapp gruplarında paylaşılan mesajlar hatta sesli mesajlara kadar ulaştı.

Cumartesi günü İstiklal Caddesi'ndeki bombalı saldırının ardından bu kez İstanbul'un farklı yerlerinde de canlı bombaların gezdiği haberleri yayılmaya başladı. Nişantaşı, Suadiye ve daha pek çok ilçede 'canlı bomba saldırısı' olma ihtimaline karşı doğru olmayan bilgiler paylaşıldı. Hatta bu doğru olmayan bilgilere gazeteler bile kandı. Yeni Akit Gazetesi'nin attığı Nişantaşı'nda bomba tweeti bir anda sosyal medyayı karıştırsa da kısa sürede bilginin doğu olmadığı anlaşıldı. Yeni Akit daha sonra bu tweet'i 'refleksle' attıklarını söyleyerek özür diledi.

Peki bu tarz toplumsal infial durumlarında kime inanacağız? Dolaşan onlarca uyarı arasından dikkate almamız gereken, önlem almamız gereken bilgileri nasıl seçeceğiz?
Sosyal medya uzmanı Hıdır Geviş, böyle anlarda olaylar henüz sıcakken hemen yorum yapmaktan ve bilgi paylaşmaktan kaçındığını söylüyor. Sıradan sosyal medya kullanıcıların değil akademisyenlerin, yazarların bile kimi zaman manüplasyon yapabildiğini söyleyen Geviş, 'Yetkililerden gelen bilgilere güvenirim' diyor. Bilgi Üniversitesi'nden Erkan Saka ise kritik bilgileri teyit ettikten sonra yaymanın önemini vurguluyor.

Bilgi Üniversitesi İletişim Fakültesi Öğretim Üyesi Yar. Doç. Dr. Erkan Saka:
Kritik bilgileri teyit ettikten sonra yaymalı
Bu gibi durumlarda otoritelerin olabildiğince hızlı, şeffaf ve bilgilendirici olması söylentilerin çoğunu engelleyebilir. Ayrıca zaten takip ettiğiniz, görece güven duyduğunuz hesapların ne dediğine öncelik vermeli, ortaya çıkan kaynağı belirsiz ondan duydum bundan duydum şeklindeki mesajlara kesinlikle güvenilmemelidir. Hatta güven duyduğunuz hesaplardan bile yanlış bilgi aktarımı olabilir. İnternet bize bizzat doğrulama araçları sunuyor. Bunları kullanıp vatandaşlık görevi gereği ancak teyit ettikten sonra kritik bilgileri yaymalı...

Gazeteci, Sosyal medya uzmanı Hıdır Geviş:
Kaostan herkes zarar görebilir
Kritik meselelerde sosyal medyada yaptığımız paylaşımlar, kişisel yorumlarımız ya da başkalarının paylaşımlarını paylaşmamız, bize büyük bir sorumluluk yüklüyor. Çünkü sosyal medyada kim olursanız olun, herkesin bir takipçi kitlesi var... Bize inanan, bizi önemseyen, bizden etkilenen insanlardan oluşan bir kitle bu. Dolayısıyla, eğer biz yanlış bir bilgiyi doğru bir bilgi gibi paylaşırsak, insanları yanlışa yönlendirebiliriz ya da onları provoke edebiliriz. Bu şekilde, yanlış kişileri ya da kurumları cezalandırmış olabiliriz, hedef saptırabiliriz. Nitekim sosyal medyada oluşabilecek kirli köpük, ülkede kaosa yol açabilir ve bu kaostan hepimiz zarar görebiliriz.
MANÜPLASYONUN CEZASI OLMASI GEREK
Ben artık sosyal medyada şuna şaşırmıyorum: İnsanlar, kendi önyargılarını, kendi bildiklerini ya da kendi inandıklarını doğrulayan ne tür veri varsa, bu veriler doğru mudur yanlış mıdır sorgusuna hiç girmeden; doğrudan o verileri paylaşıyorlar. Böylece sevmedikleri partiden ya da politikacıdan hem intikam alıyorlar hem de onları cezalandırıyorlar. Ancak bunu yaparken bir yalanın propagandasını bilinçli olarak yaptıkları ve hakkaniyetli davranmadıkları umurlarında bile değil. Bu, sorumsuzca ve çirkin davranış aslında... Üstelik bir çeşit manipülasyon ve bence bu davranışın modern hukukta bir cezasının olması gerekir.

Vurguladığım davranış biçimine artık alıştım ve bunu Türkiyeli sosyal medya kullanıcılarının tipik bir özelliği olarak görüyorum. Ancak benim şaşırdığım ve bir türlü hazmedemediğim şey ise şu: Kelli felli araştırmacılar, akademisyenler, aydınlar ve yüksek eğitimli beyaz yakalı profesyoneller de aynı şeyi yapıyor... Örneğin kişisel facebook duvarımda, her gün bu şekilde o kadar çok paylaşım görüyorum ki... Amerika'nın ünlü bir üniversitesinde doktora yapıyor ama en basit mantık süzgecinden geçirildiğinde bile inanamayacağınız bir paylaşımı tekrar paylaşıyor. Çünkü oradaki amacı gerçeğin ortaya çıkarmak değil, sevmediği bir siyasetçiyi yıpratmak. Ben buna, sosyal medyadaki ahlaksız siyaset diyorum.
ÖLÇÜP BİÇİP PAYLAŞIYORUM
Kişisel olarak, sosyal medyada neye inanıp neye inanamamam gerektiği konusunda çok dikkatli davranmaya çalışıyorum. Buna rağmen yanıldığım oluyor. Ama kritik ve sıcak olaylarda, hemen yorum yapmaktan, hemen bir bilgiyi paylaşmaktan sakınıyorum. Çünkü insanların en duygusal oldukları anlar bu anlar, dolayısıyla yanlış bilginin de en kolay dolaşıma sürüldüğü ve en hızlı köpüreceği zamanlar. Paylaştığım bilginin kaynağı olan kişisel ya da kurumsal hesaplara çok güveniyor olmam lazım. Bütün bunların ötesinde özellikle sıcak bilgileri kendi mantığımla, soğukkanlı ve mesafeli biçimde, ölçüp biçip tartıp, öyle paylaşmayı ya da yorum yapmayı yeğliyorum.
Canlı bomba nedeniyle sokağa çıkmamak ise bizi ölümden korumaz. Teröristlerin bir hedefi de bu bence. E şimdi onları muradına mı erdireceğiz. Ayrıca nereye ne kadar çıkmayacağız ki... Ben bu konuda sosyal medyada koparılan curcunaya çok dahil olmuyorum. Elbette resmi yetkililerden gelen uyarıları ve tavsiyeleri dikkate alırım ama işte o kadar.