Gölcük Depremi sırasında yıkılan tek binanın altında kalan depremzede o günü anlattı

Gölcük Depremi sırasında yıkılan tek binanın altında kalan depremzede o günü anlattı

17 Ağustos 1999 Gölcük Depremi'nin hissedildiği Eskişehir'de yıkılan tek bina olan ve 33 kişi hayatını kaybettiği Tarhan Apartmanı'ndan sağ olarak kurtulan depremzede Meral Şurabatır, "Enkazda kaldığım 20 saatlik yaşam mücadelesini kazandım ve şu an buradayım. Aradan 27 yıl geçti ama hâlâ ilk günkü gibi acısı çok taze" dedi. 17 Ağustos 1999 sabahı meydana gelen Kocaeli/Gölcük merkezli deprem, Türkiye tarihindeki en büyük depremlerden birisi olarak hafızalara kazındı. Saat 03.02'de 7,4 büyüklüğünde olan ve 45 saniye boyunca süren deprem, yurdun birçok noktasında hissedildi. Resmi raporlara göre, depremde 17 bin 480 kişi hayatını kaybederken, 23 bin 781 kişi yaralandı ve 285 bin 211 ev hasar gördü.

2026.08.18 09:54 - Son Güncellenme: 2026.08.18 09:54 - Güncel - İHA
A
Gölcük Depremi sırasında yıkılan tek binanın altında kalan depremzede o günü anlattı

Depremin hissedildiği Eskişehir'de ise bir bina yıkıldı. Tepebaşı ilçesi Merkez Yeni Mahallesi Sivrihisar-1 Caddesi üzerinde bulunan 8 katlı Tarhan Apartmanı'nın yıkılması sonucu 33 kişi hayatını kaybetti. O gün 16 yaşında olan ve bahse konu binanın 4'üncü katında bulunan Meral Şurabatır, enkazın altında yaklaşık 20 saat boyunca yaşam mücadelesi verdi. Ekiplerin saatler süren çalışmaları sonucunda Şurabatır, enkazın altında sağ olarak çıkarıldı.

Yıkımın olduğu yerde günümüzde başka bir apartman bulunuyor

Tarhan Apartmanı'nın yıkıldığı nokta, depremden sonra bir süre boyunca anıt olarak kullanıldı. Depremde yakınlarını kaybeden kişiler, her yıl 17 Ağustos'ta bu noktaya gelerek sevdiklerini dualar ile andılar. Aradan geçen yılların ardından Tarhan Apartmanı'nın yerine 8 katlı başka bir apartman inşa edildi. Günümüzde ise Sivrihisar-1 Caddesi'nde hayat olağan akışında devam ediyor.

"Oraya misafir olarak gitmiştim"

Şu anda 42 yaşında olan Meral Şurabatır, "17 Ağustos 1999 Marmara Depremi'ni Eskişehir'de yaşadım. Eskişehir'de yıkılan tek binadaydım. Oraya misafir olarak gitmiştim. Enkazda kaldığım 20 saatlik yaşam mücadelesini kazandım ve şu an buradayım. Aradan 27 yıl geçti ama hâlâ ilk günkü gibi acısı çok taze. Unutulmuyor ya da en azından biz unutmuyoruz. Unutanlar tabii ki var. 17 Ağustos dediğimizde, 'Neydi ki?' diyenler var. 'Ateş düştüğü yeri yakar' diye bir laf vardır, gerçekten öyle. Benim kayıplarım da oldu; ağabeyimi, teyzemi kaybettim. Bu sebeple Ağustos ayını hiç sevmiyorum" dedi.

"Binamız yıkıldı, enkaz altındayız, bize kimse yardım edemez"

Şurabatır, sözlerinin devamında, "Deprem zamanı 16 yaşındaydım ve hayatımda hiç deprem yaşamamıştım. Deprem olduğunda ne olduğunu anlamadım. Teyzem yanımdaydı. Enkaz altında teyzemle birlikteydik. Deprem olduğunu ve binamızın yıkıldığını bana teyzem söyledi, ben o şekilde anladım, çünkü ne olduğunu anlamamıştım. Aynı evde ağabeyim de vardı. Ağabeyimden yardım istiyordum. Üzerime dolap düştüğünü düşünüyordum, dolabı kaldırmasını istiyordum. O ara teyzem söyledi, 'Meral bağırma, deprem oldu ve binamız yıkıldı, enkaz altındayız, bize kimse yardım edemez' diye söyledi. İlk saatler enkaz altından sürekli yardım sesleri geliyordu, insanlar çığlık çığlığa bağırıyordu, ağlayan bebek seslerini duydum. İnanılmaz kötü durumdu. Zaman geçtikçe yardım sesleri, çığlıklar kesilmeye başladı. İnsanların teker teker öldüğünü düşündüm ki öyle, çünkü kurtulan sayısı çok çok az. Bildiğime göre ben son çıkan kişiymişim, benden sonra çıkan olmamış. Sekiz katlı binanın dördüncü katındaydık. Teyzemle aynı yatakta yattığım için yanımdaydı. Teyzem yaşıyordu, ben çıktıktan sonra vefat etmiş. Ağabeyimle aynı odadaydık, karşı yatağımda yatıyordu. Doktorların söylediğine göre ağabeyim o an vefat etmiş. 20 saat bana 20 yıl gibi geçti. Gerçekten içeride zaman hiçbir şekilde geçmiyor, saat kavramı diye bir şey yok, ışık diye bir şey yok, her yer kapkaranlık. Hava yok, oksijen yok, nefes alamıyoruz. Üzerimizde kolonlar var, hareket edemiyoruz. 20 saat bu şekilde kurtarılmayı bekledim" ifadelerini kullandı.

"Burası bir anıt olarak kalsın isterdik"

Enkazın altında geçirdiği saatlerin sonunda nasıl kurtarıldığını anlatan Şurabatır, konuşmasını şöyle sürdürdü:

"En son bize ulaştıklarında kepçenin sesini hissettim. Hatta teyzemle, 'Sanırım bizi buldular, üzerimizde kepçe var' demiştik. Sonra insanların seslerini yavaş yavaş duymaya başladım. O dönemin sivil savunma ekibinde olan Bayram ağabeyim, buradan çok selamım olsun, ben elimi çıkarmıştım ve o elimi tuttu. Zaten o elimi tuttuktan sonra dedim ki, 'Evet, buraya kadar bitti, kurtuldum, yaşayacağım.' Büyük bir alkış kıyamet içinde çıktım ama tabii teyzem benim kadar şanslı olamadı, teyzem ambulansta vefat etmiş. Biz ilk seneler her 17 Ağustos'ta oraya ailemle birlikte fotoğraflarla, mumlarla anmaya gidiyorduk. Yakınlarını kaybedenler gece 03.00'te orada toplanırdı. Burası bir anıt olarak kalsın isterdik. Her yıl 17 Ağustos'ta gidelim, orada en azından sevdiklerimizi analım. Tabii ki bir yer, mekan fark etmiyor anmak için ama bizim de böyle bir anıtımız olsun gerçekten çok isterdim. O caddeden hâlâ geçemem. Mecbur kaldığım sürece de, o tarafa zaten hiç bakamam."

"Ortalık çok kötüydü, her yer toz duman olmuştu"

Meral Şurabatır'ın yanı sıra, çevre esnafı Cemil Ün de o gün yaşananlara kısaca değindi. Çok kötü bir manzara ile karşılaştıklarını ifade eden Ün, "Sivrihisar Caddesi'nde 50 senelik fotoğrafçıyım. Deprem olduğunda buradaydım. İlk gelenlerdenim, hatta arkadaşımın annesi öldü. Ortalık çok kötüydü, her yer toz duman olmuştu. Benim dükkanın üstünde oturan bir astsubay vardı, onunla yardıma gitmişti. Yapacak bir şey yoktu, çok üzüldük" şeklinde konuştu.

Diğer Güncel Haberler için tıklayın


2026.08.18 09:54 - Son Güncellenme: 2026.08.18 09:54 - İHA
A