Geri "Gazetecilerin özgürleştirilmesini talep ediyoruz"

"Gazetecilerin özgürleştirilmesini talep ediyoruz"

Ergenekon kararlarının açıklanmasının ardından dün ilk kez Silivri Cezaevi'nde tutuklu bulunan milletvekili ve gazetecilerle görüşen Basın Konseyi Başkanı Pınar Türenç, "Gazetecilik faaliyetleri sonucu ağır cezalara çarptırılan gazetecilerin içindeki bulundukları bu durumu bir linç girişimi olarak değerlendiriyoruz. Gazetecilerin özgürleştirilmelerini bir daha talep ediyoruz" dedi.

17 Ağustos 2013 Cumartesi, 17:03 - Güncel
A
"Gazetecilerin özgürleştirilmesini  talep ediyoruz"

Basın Konseyi Başkanı Pınar Türenç, Yüksek Kurul Üyesi avukat Turgut Kazan ve Genel Sekreter Namık Koçak, 5 Ağustos'ta karar açıklanan Ergenekon davası sanıkları CHP Milletvekili Mustafa Balbay, Tuncay Özkan, Yalçın Küçük, Doğu Perinçek, Turan Özlü ve Hikmet Çiçek'i tutuklu bulundukları cezaevinde dün ziyaret etti.

"CUMHURİYETİ (GAZETE) BOMBALAYAN DEĞİL İÇİNDE ÇALIŞAN GAZETECİYE 34 YIL VERİLDİ"

Basın Konseyi Başkanı Pınar Türenç, Yüksek Kurul Üyesi Turgut Kazan ile ziyarete ilişkin kamuoyunu bilgilendirmek için Basın Konseyi'nin Şişli'deki merkez binasında basın toplantısı düzenledi. Basın Konseyi Başkanı Pınar Türenç, 5 Ağustos'taki karar duruşmasından sonra ilk kez cezaevine gittiklerini söyledi. Türenç, onların anlatımıyla birkaç cümle aktarmak istediğini ifade ederek, "Hepsinin ortak düşüncesi şöyle. Beklenen karar 5 Ağustos günü açıklandı. Hiçbir sürpriz yoktu. 5 Ağustos'ta duyguların tümü anlamsızdı. 5 Ağustos günü olağanüstü önlemlerle karar duruşmasına değil infaza götürüldük. 4 kat dikili insan arasında tam 4 saatte salona taşındık. 5 Ağustos'ta mantık ve işin kimyasında hiçbir şekilde duygu yoktu. Osman Yıldırım'ı bırakan hukuk anlayışı tabiki bizi bırakamazdı. Ergenekon örgütü yoktu, lideri bulunamadı. Her davanın kendi içinde bir mantığı vardır, bu davada o mantık da yoktu. Cumhuriyeti bombalayan değil içinde çalışan gazeteciye 34 yıl verildi. Ortada suç yoktur yapılan sadece gazetecilik faaliyetidir. Hedef hepimizi yanlızlaştırmak ve ölüme götürmektir. Bu ifadeleri bütün gazeteci arkadaşlarımız saatler süren görüşte yinelediler" dedi.

BALBAY SİNCAN'A GİDİYOR TUNCAY ÖZKAN NE OLACAK

Ailesi ankara'da olduğu için kendi isteği ile Ankara Sincan Cezaevi'ne gidişine izin verilen Mustafa Balbay ile yıllardır aynı koşulları paylaşan Tuncay Özkan'ın durumunun belirsiz olduğunu söyleyen Türenç, "Tuncay Özkan oranın en kötü koşullarında yaşıyor. Özkan 'Bizi ölüme mahkum ettiler' diyor. Tek başına kalacağı hücresinde ağırlaştırılmış müebbet cezasını çekmesi insani olmamakla birlikte adaletli de değildir. Tuncay Özkan'ın, diğer gazetecilerle birlikte kalabileceği bir hücreye nakledilmesinin doğru olduğunu düşünüyoruz. Kaldı ki bu cezaların çoğu zaten idam cezası niteliğindedir. Ağırlaştırılmış müebbet hapisleri, yaş ve sağlık açısından bir çoğu için kaldırılamaz. Bu hususların bir daha gözden geçirilmesini hukuk ve insan hakları açısından istiyoruz. Gazetecilik faaliyetlerinden suçlanan meslektaşlarımızın özgür kalacakları günü umutla bekliyoruz. Basın konseyi heyeti olarak, bu gazetecilere özgürlük getirilmesini istiyoruz. Bunların sadece suçlarının gazetecilik faaliyeti olduğunun bilincindeyiz. Gazetecilik faaliyeti yaptıklarından ötürü tutuklanmalarını ve bu kadar ağır hüküm giymelerini de kabul edemiyoruz."

"MESLEKTAŞLARIM AMAN DİKKAT EDİN BİR HABERİNİZ İÇİN SİZDE 34 YIL YATABİLİRSİNİZ"

 

Basın konseyi başkanı Türenç ayrıca, "Gazetecilerin özgürleşmelerinin, ancak Meclis'in yeni düzenleme ile toplumsal barışa çare getirmesiyle olabileceğini" sözlerine ekledi. Başkan Türenç görüşmelerde Tuncay Özkan'ın "Bizden nefret ediyorlar. Bizim burada ölmemizi bekliyorlar" ifadesini duyduğunda dehşete kapıldığını belirterek, "Bu cümleler aslında ne hukuğa, ne adalete, ne de insan haklarına sığıyor. Bugün için hukuğun olmadığını ancak meclisten yeni düzenlemelerle bu duruma bir yol ümit ediyorlar" dedi. Türenç ayrıca Mustafa Balbay'ın gazetecilere, "Meslektaşlarım aman dikkat edin bir haberiniz için siz de 34 yıl yatabilirsiniz" şeklinde mesaj gönderdiğini söyledi.

"GAZETECİ BELGE BULUNDURMAZSA NASIL GAZETECİLİK YAPAR"

Basın Konseyi Yüksek Kurul üyesi Av. Turgut Kazan ise, "Dünkü görüşmelerden çıkarılabilecek sonuç şudur; gazeteciler ve kamuoyu açısından bilinmelidir ki, bu arkadaşlar gazeteci arkadaşlar doğrudan gazetecilik faaliyeti nedeniyle cezalandırılmışlardır. Siyasal iktidar sıkça bunun aksini söylerken aslında kamuoyunu aldatmaya çalışıyor. Çünkü kısa hükme baktığınız zaman, belge bulundurmak deniyor. Gazeteci belge bulundurmazsa, belge toplamazsa, belge üzerinden çalışma yapmazsa nasıl gazetecilik yapar. Yaptığı haberlere atıf yapılarak darbe ortamı yaratmak için bu haberi yaptığı vurgulanıyor. Sonuçta gazetecilik yapmanın önüne çok ciddi tehdit konuyor. Biz bu hükümetle basın yasası yapmıştık. Orada kaynak açıklanmaya zorlanamaz, gazeteci diye kural koymuştuk. Ama bu uygulama karşısında size kimse belge veremez artık. Niye bu kural konuldu. O türden belgeler gazeteciye verilsin diye. Demokrasi şeffaf bir şekilde işleyebilsin diye" dedi.

"ŞİMDİ BU MAHKEMELERİ ANLATAN EN TİPİK ÖRNEK BAŞBUĞ'DUR"

 

"Dün gazeteci arkadaşları dinlediğimizde 5 Ağustos kısa kararının bir özel yetkili mahkeme klasiği olduğu ortaya çıktı" diyen Kazan, sözlerine şöyle devam etti:

"Başbakan ne demişti bunlar için. Bunlar artık devlet içinde devlet oldu demişti. Ne zaman söylemişti. Kendisinin de kuşatmaya alındığını farkettiği Fidan olayı sırasında söylemişti. Ama ne yazık ki, Fidan'la birlikte işte Başbakan birlikte kendi kuşatmasını kırdı. Yasal düzenlemeyle onu aştı. Fakat Genelkurmay Başkanı dahil, gazetecileri, milletvekillerini, öğretim üyelerini, kim varsa hepsini bu mahkemeler elinde ölüme terk etti. Şimdi bu mahkemeleri anlatan en tipik örnek Başbuğ'dur. Anayasa'da diyor ki, Genelkurmay Başkanı Yüce Divan'da yargılanır. Kısa karar Ceza Mahkemeleri Kanunu'nun 231'inci maddesine göre açıkça aykırıdır. Maddeye göre, gerekçenin ana unsurlarını göstereceksiniz diyor. Ayrıntı vermeyeceksiniz ama ana unsurlarını göstereceksiniz."

"BU MÜZAKERE YOK HÜKMÜNDEDİR"

 

Ergenekon kararlarının yok hükmünde olduğunu belirten Kazan, "Bu mahkemelere özgü klasik yaşandı. Yani o kadar gözleri kara ki Milliyet gazetesine işte yedek yargıçlar açıkmalar yaptı, nasıl müzakere ettiklerini. Oysa kanun çok açık, 3 kişiden başka hiç kimse giremez. 5-6 kişi o müzakereye girmişse bu müzakere yok hükmündedir ve derhal gereçkesi beklenmeden Yargıtay'a çözüm üretmesi, götürülmesi gerekir. HSYK'nın da derhal 6 kişiyle müzakere yapan bu kurul hakkında soruşturma açması ve görevden alması gerekmektedir. Hepiminiz bilesiniz ki kamuoyu da bilsin ki, yaşları ve yaşanacak süreç sebebiyle kaldırıldığını bildiğıimiz idam cezası ile karşı karşıya bırakılmıştır. Bu insanlar ne Yargıtay aşamasını ne sonraki yargı sürecini görebilmeleri çoğu için mümkün değildir. Buradan, bu haksızlığın biran önce giderilmesi, bu yargı paketi mi olur, başka bir düzenleme mi olur çağrıda bulunuyoruz" diye konuştu.

BALBAY VE ÖZKAN'IN NOTLARI

CHP Milletvekili Mustafa Balbay'ın konsey heyetine verdiği notta: "Bizim için özgürlük topluma ulaşabilmek, sesini duyurmak demek. Bunu başardıkça, kendimizi milyonlarca insanan arasında hissediyoruz... Özgürlükte buluşmak dileğiyle." diye yazdı.

Gazeteci Tuncay Özkan'ın notunda ise: "Çoğu gitti azı kaldı. Zorbalık ve zülmün zamanı geçiyor. Özgürlük ve adalet geliyor. Özgür ve adil günlerde kucaklaşmak üzere, hepinizi kucaklıyor hasretle öpüyorum." yazılıydı. 

Diğer Güncel Haberler için tıklayın


17 Ağustos 2013 Cumartesi, 17:03
A