Bursada Bugün Bursa haber bursa haberi bursa haberleri Bursa

Filistin'de işgalin yolunu açan Balfour Deklarasyonu 103 yaşında

Filistin toprakları üzerinde İsrail devletinin kurulmasına zemin hazırlayan Balfour Deklarasyonu'nun üzerinden 103 yıl geçti.

Filistin'de işgalin yolunu açan Balfour Deklarasyonu 103 yaşında

İngiltere Dışişleri Bakanlığınca yayımlanan ve Yahudilerin Filistin'de devlet kurmasını öngören "Balfour Deklarasyonu"nun üzerinden tam 103 yıl geçti.

Balfour Deklarasyonu ile Filistin topraklarına sahip olmayan İngilizler, bu toprakları siyonistlere vermeyi ve onları buraya yerleştirmeyi vadetmişti.

Eski İngiltere Dışişleri Bakanı Arthur James Balfour, siyonist hareketin önde gelen figürlerinden Rothschild ailesinin baronu Lord Jacob Rothschild'e 2 Kasım 1917'de gönderdiği mektupta, "Majestelerinin hükümeti, Yahudilere Filistin'de bir yurt tesisi fikrini hararetle desteklemektedir. Bu maksatla her ne gerekiyorsa yapılacaktır." cümleleriyle İsrail'in kurulmasına İngiltere'nin vereceği desteği açıkça ifade etti.

Tarihe "Balfour Deklarasyonu" olarak geçen mektup, İsrail devletinin kurulmasına giden süreçte en önemli kilometre taşı olarak görülüyor.

Yahudilerin Filistin toprakları üzerinde İsrail devletinin kurulmasının yolunu açan 67 kelimelik Balfour Deklarasyonu, yayımlanmasının ardından Filistinlilerin topraklarının parça parça ellerinden alınarak vatanlarının işgale uğramasının ilk adımı oldu.

Tarihi Filistin topraklarında İsrail devleti kurulmasının yolunu açan ve İngilizler tarafından Yahudilere verilen bu söz, Filistin'deki büyük halk kitlelerinin yerlerinden edilmesine neden oldu.

Filistin davası bugün daha büyük zorluklarla karşı karşıya

İsrail'in işgal ve ihlallerine maruz kalan Filistin, bugün "Yüzyılın Anlaşması" ve bazı Arap ülkelerinin işgal güçleriyle ilişkileri normalleştirmesi gibi yeni sorunlarla karşı karşıya kaldı.

Arap Birliği üyesi ülkeler, 2002'de Lübnan'ın başkenti Beyrut'ta kabul edilen Arap Barış Girişimi bildirisiyle, "toprak karşılığı barışı" yani 1967 sınırlarında başkenti Doğu Kudüs olan bağımsız Filistin devletini kabul etmedikçe İsrail'le normalleşmeyi reddetmişti.

Buna rağmen bazı Arap ülkelerinin, başkenti Doğu Kudüs olan 1967 sınırları üzerinde bağımsız egemen bir Filistin Devleti kurulmadan, İsrail ile ilişikileri normalleştirmesi Filistin davasına ilgiyi azalttı.

ABD Başkanı Donald Trump'ın İsrail-Filistin meselesine çözüm iddiasıyla sunduğu "Yüzyılın Anlaşması" olarak adlandırılan sözde Orta Doğu barış planı da Filistin'in karşılaştığı sorunlar arasında yer alıyor.

- Balfour Deklarasyonu'nun uygulanması ve İsrail'in kuruluşuna giden yol

İngilizler, Balfour Deklarasyonu'ndan kısa süre sonra 1917'de 401 yıl boyunca Osmanlı himayesinde kalan Kudüs'ün güneyini işgal ederek burada askeri yönetim uyguladı.

İngiliz general Edmund Allenby 9 Aralık 1917'de Kudüs şehrine girdi. İngiliz kuvvetlerinin Kudüs'e girişi Avrupa ülkeleri ve ABD'de büyük bir heyecan oluşturmuştu çünkü Avrupalılar, 1187'de Salahaddin Eyyubi eliyle haçlılardan geri alınmasından yüzyıllar sonra ilk defa Kudüs şehrine hakim olmuştu.

İngiltere, Fransa ve Çarlık Rusya, Osmanlı İmparatorluğu'nun parçalanması ve paylaşılması konusunda Sykes-Picot Anlaşması'nı 16 Mayıs 1916'da imzalamıştı.

Nisan 1920'de, Çarlık Rusya'nın ayrılmasından sonra Fransa ve İngiltere delegeleri, I.Dünya Savaşı'nın galipleri olarak Sykes-Picot Anlaşması'nı tekrar ele almak ve Osmanlı İmparatorluğu'ndan alınan toprakların bölünmesine yönelik nihai planı belirlemek için İtalya'da "San Remo Konferansı"nda bir araya geldi.

Bu konferansta iki taraf, Filistin'i İngiltere'ye vermeyi ve önceden kararlaştırılan değişiklikleri yapmayı kabul etti.

Milletler Cemiyeti'nde 1922'de kabul edilen Filistin topraklarındaki İngiliz manda yönetiminin temelini de bu deklarasyon oluşturdu.

- İngiltere Filistinlilerin haklarını dikkate almadı

Lübnan merkezli Zeytune Araştırma Merkezi Müdürü Muhsin Salih, konuya ilişkin AA muhabirine yaptığı değerlendirmede, "İngiltere, Filistin'in işgali sırasında Balfour'un 'Filistin'deki Yahudiler için ulusal bir vatan' yaratma sözünün ilk kısmını uyguladı." dedi.

İngiliz işgalinin başladığı 1917'de Filistin topraklarındaki nüfusun yüzde 92'sini Filistinlilerin oluşturduğunu belirten Salih, İngiltere'nin Filistinlilerin haklarının korunmasını dikkate almadığını aktardı.

İngilizlerin, Yahudiler ile Araplar arasında yaşanan çatışmalar nedeniyle Filistin'i yönetemez hale gelmesinin ardından konu 1947'de Birleşmiş Milletlere (BM) taşındı.

İngiliz manda yönetiminin 1948'de son bulmasıyla Filistin toprakları silahlı siyonist örgütlere teslim edildi.

Bu süreçte Filistinliler, topraklarındaki Yahudi nüfusun artışına karşı çıkmaya çalıştı. Ancak İngilizlerin manda yönetimini sonlandırarak Filistin'den çekilmesinin ardından, 1948'de Filistinlilerin Nekbe (Büyük Felaket) diye andığı İsrail devletinin kuruluşu gerçekleşti.

- İsrail devletinin kurulmasıyla işgal, sürgün, büyük can ve mal kayıpları yaşandı

İngiltere, Filistin'den çekildikten sonra İsrail devletinin kurulmasıyla işgal süreci daha da yoğunlaştı, yüz binlerce Filistinli yurtlarından sürüldü, büyük can ve mal kayıpları yaşandı.

O sıralarda Filistin'in dörtte üçü İsrail kontrolüne girerken Batı Şeria, Ürdün kontrolüne, Gazze Şeridi de Mısır kontrolüne verildi.

İsrail, 19 yıl sonra, 1967'de Doğu Kudüs'ü de içine alan Batı Şeria'yı, Gazze Şeridi'ni, Sina Yarımadası'nı ve Golan Tepeleri'ni işgal etmişti.

İsrail ile Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ) arasında 1993'te imzalanan Oslo Anlaşması'ndan sonra Kudüs hariç Batı Şeria ve Gazze Şeridi toprakları Filistin Yönetimi'ne verilmişti.

Balfour'un öncülük ettiği süreçte tarihi Filistin toprakları üzerinde kurulan İsrail devleti, yarısından fazlasını zorunlu göçe maruz bıraktığı Filistinlilerin halihazırda yaşadığı bölgelere hâlâ "halksız vatan" muamelesi yapıyor.

- "Balfour" ve "Trump" arasındaki benzerlik

Filistinli siyasi analist Vedi Ebu Nassar, AA muhabirine yaptığı açıklamada, "Balfour Deklarasyonu ile Trump'ın planı arasında şöyle bir benzerlik var: Her ikisi de vadettikleri topraklara sahip değil. Buna rağmen söz konusu toprakları hakkı olmayan kişilere hediye olarak sunuyorlar." dedi.

Nassar, İngiltere'nin Filistin'de Yahudilere verdiği toprakların sahibi olmadığı gibi Trump'ın da sahibi olmadığı Kudüs ve Batı Şeria'daki bazı kısımları verdiğini ifade etti.

Filistin uzman, bu adımlar her ne kadar İsrail lehinine görünse de "İslam dünyasının düşmanlığını kazanmasıyla" Tel Aviv'in zararının daha büyük olduğu değerlendirmesinde bulundu.

Kalan karakter : 450

Gönderilen yorumların küfür, hakaret ve suç unsuru içermemesi gerektiğini okurlarımıza önemle hatırlatırız!