Eski gazeteci kalemiyle büyülüyor

Eski gazeteci kalemiyle büyülüyor

Eski gazeteci Ertuğrul Erdoğan'ın son öykü kitabı 'Vallahi Öptürmem' çıktı. Çileli yaşamından cümlelerin de yer aldığı kitapta Erdoğan, hayatını şöyle özetliyor; "İki yıl gazetecilik yaptım, yirmi sekiz yıl gibi yaşadım. Yirmi sekiz yıl memurluk yaptım, iki yıl gibi yaşamadım."

2012.08.17 13:57 - Son Güncellenme: 2012.08.17 13:58 - Medya - HABER MERKEZİ
A
Eski gazeteci kalemiyle büyülüyor

Ankara'nın gecekondu evlerinde dünyaya gelen şair-yazar eski gazeteci Ertuğrul Erdoğan, yazdığı öykü ve şiirleriyle geniş bir okuyucu kitlesi oluşturdu. Kendi internet sitesinden yaptığı yayınlarla büyük beğeni toplayan Erdoğan'ın son öykü kitabı 'Vallahi Öptürmem', son şiir kitabı ise 'Umut' oldu.

Erdoğan, 'Vallahi Öptürmem' kitabının öyküsünü şöyle anlatıyor;

"Hepimizin hayatında ilklerin önemi çok büyüktür. Hiç unutur muyuz, okula başladığımız günü, askerdeki ilk dakikaları, ilk aşkımızı ve bir ömür boyu yastığa baş koyduğumuz evliliğimize adım attığımız ilk imzayı... İşte şu günlerde bende ilk kitabımın piyasaya çıkışını sizlerle paylaşmak istedim. Adı: "Vallahi Öptürmem" 204 sayfa ve "Mola Yayınları"ndan çıktı. Neden öptürmem?  Çünkü herkes hayatı boyunca mutlaka birileri tarafından aldatılmakta ve aldanmakta...  En iyisi sizlere bu kitabımın önsözünü aktarayım. Ne demek istediğimi daha iyi anlayacaksınız.
"Okuyacaklarınız günlük yaşamda hepimizin başından geçen veya geçebileceklerdir. Aşkla, işle,  siyasetle, dinle aldatıyoruz ve aldanıyoruz... Sokakta, evde, işyerimizde, köşe başlarında çarpılıyor, soyuluyoruz, yaralanıyoruz yerine göre de öldürülüp bir kâğıt parçası gibi kenara atılıveriyoruz, yaşamımızın en güzel baharında...
Yaşamınızda ne kadar güvendesiniz? Aldığınız önlemler nelerdir? Başınıza gelebilecek polislik bir olayda,  hukuki haklarınız nelerdir?  Güzel duygularınız,  dini kullanarak nemalanan sahtekâr din tacirleri tarafından sömürülmekte mi? Büyü gibi şeylerle paranız ve başka değerlerinize göz mü koyuluyor?  Siyasiler size verdikleri sözleri ne kadar tutuyor? Hiç partilerin seçim vaatlerini inceleyip, yaptıkları ve yapmadıklarını öğrendiniz mi? Kredi kartlarını bilinçli kullanıp, borçlarınızı en kısa sürede bitirme yöntemlerini biliyor musunuz?  Kitap okur musunuz? Bir konu üzerinde araştırma yapıp, donanımlı konuşur musunuz? İyi bir anne baba mısınız? Çocuklarınızla ne kadar ilgileniyor, onların sorunlarına duyarlı mısınız? Stresle aranız nasıl? İnsan, hasta, çocuk, tüketici, polisteki haklarınızı biliyor musunuz?  İşte daha birçok sorunun yanıtını bu kitabın içinde bulacak, okuduğunuz da, sokağa daha farklı çıkacak ve aldanmamanın yollarını bir nebze olsun öğrenerek bilinçli ve zırhlı olacaksınız...
Yazdıklarımda kişi veya kurumları zan altında bırakmak gibi bir düşüncede bulunmadım. Ne bir şirketi yermek, ne de bir siyasi partiyi övmek gibi bir niyetim hiç olmadı.  Amacım yalnızca hayatta kalmak için sürekli mücadele içinde olan insanlarımızı hayatımızın içinde yaşadıklarımızla yola çıkarak bilinçlendirmek ve onların daha iyi bir "tüketici" olmaları yanı sıra kandırmak isteyenlere karşı bir nebze olsun "uyanık" olmalarını sağlamaktır.
Dolandırıcılar ve sizi aldatmak isteyenlerin yaptıkları okuyacaklarınızla sınırlı kalmayacak, onlarda derslerine en iyi şekilde hazırlanarak sizlerin karşısına yeni teknikleriyle çıkıp, "Hırsız ve Polis" oyununu oynamaya devam edeceklerdir. Ancak toplumun düzelmesi için de;  aile, çevre ve okulda verilecek eğitimin önemi kadar, siyasilerinde toplumu refah ve özgür, dürüst ve adaletli bir şekilde yönetmekle görevli olmaları gerektiğini bilenlerdenim. Çünkü  "Demokratik Devlet Güneş gibidir, ışığını verirken çiçek ayırmaz"...

UMUT

Yazdık, yandık,
Yandık,  zamana  yenik  düştük
Ve kör bir kuyuya taş atıp,
Sonra da suskunca baka kaldık.
Barış türküleri çaldık yıllar boyu,
Üşüdük aşklar için,
Aç kaldık bedenlere,
Susuz kaldık yangınlara,
Özledik...


ERTUĞRUL ERDOĞAN KİMDİR?

Ankara'nın gecekondu semti Akdere'de 3 Eylül 1958 yılında iki katlı beyaz badanalı bir evde dünyaya gelmişim.  Gecekondunun bahçeleri alabildiğine özgürlüktü... Kiraz ağaçlarının en tepesine çıkılır ve kulaklarımıza taktığımız iri kirazlarla gülüşürdük... Yazları bir başkaydı. Bahçemizdeki variller içindeki suya dalıp, serinler, şaşkın ördekler gibi kurulanırdık güneşin sıcaklığında...
Bir başkaydı oyuncaklarımız, telden araba, tahtadan tornet arabası yapardık yaratıcı minik ellerimizle. Dedik ya yaratıcıydık o dönemler. Hele arka bahçemizin gölgeliğin tadına doyun olmazdı. Müsamerenin kolonyasını rengârenk gramofon kâğıtlarıyla yapıp, konuk arkadaşlarımıza ikram ederdik.  Destan satanların peşinden gider, ağıtları ayakkabılarımızın çamura  saplanmasında dinlerdik. Komşuluklar bir başkaydı gecekonduda...    Oyunlarımız gündüzlere sığmaz, geceleri kâh Karabulut amcaların ve şişman Meliha Teyzenin bahçesinde fıkra ve sohbetlerin hoşluğunda gecelerdik... Mahallemiz siyasilerin unutmuşluğunda  1965 yıllarında şehrin uzaklarındaydı... Sokaklarında asfalt yoktu ama siyasi partilerin at ve altı ok bayrakları her tarafı süslerdi...
1968 yılı gecekondunun özgürlüğünden ayrılıp, Cebeci semtinin asfaltlı, temiz çocukların bulunduğu, bana da yüksek gelen Levent Apartmanının 6. katına taşındığımızda,  kendimi sanki gökyüzüne yakın hissederdim. Geceleri uçakların geçişini balkonda yıldızların çokluğunda ve kaymasında izlerdim. Babam sattığı gecekondumuzun sermayesi ile açtığı ve Doğan Yayınevi adını koyduğumuz kitapçı dükkanımızı gece gündüz bekledik. Kitaplar, artık en iyi dostum olmuştu. Kemalettin Tuğcu'nun romanlarındaki ezilenleri okuyup iyiliği öğrenmiştim kalbimce. Ve her hafta gittiğimiz sinemalarda Türk filmlerinin duygusallığına ağlardık sevgililerin ayrılışlarında. Ve ilk televizyonu izlemenin onurunu yaşadık  Grundig mağazasının önünde biriken kalabalığın çekirdek çitlemelerinde...  Çoğu zaman evimize gelen ve artık bizden biri olan  "Tele konuklar"ı ağırlardık, annemin güzel pasta ve meyve ikramlarında... Zamanla kayboldu misafirler,  komşularımızın evine giren televizyonlarla...
Çocukluğum ve gençliğimde öğrenci hareketlerini gördüm. Polis ve öğrenci çatımalarının en şiddetlisini izledim, 12 Eylül öncesi yıllarda.  Siyasal ve Hukuk Fakültelerinin bahçelerinde tabancalardan fırlayan kör kurşunlar ve taşlar uçuştu dükkânımızın önlerinde. Kepenkler ardında can havliyle sığındık tezgâh gerilerine.  Prof Mümtaz Soysal,  Muammer Aksoy,  şair, Hasan Hüseyin Korkmazgil ve Fikret Otyam gibi yazarların kitaplarını bastığımız yazarların, babamla yaptığı akşamüstü sohbetlerini keyifle dinledim.  Ve onların kitaplarını matbaamızda orijinallerini ilk dizenlerden oldum. Dükkanımızın önündeki Cemal Gürsel Caddesi'nde nice yürüyüşlere tanık oldum, polislerin panzerli su sıkmalarında ve polislerin coplu dayaklarında... Ve 12 Eylül darbesinin ardından yayınevimiz ve matbaamızın sonlandığı yıllardı 1980. Askerlik dönüşü Ordu şehrinden aldığım teklifi değerlendirip,  Karadeniz 52 Gazetesi'nde dizgi operatörü olarak çalıştım. Hürriyet Muhabiri arkadaşımızın ölümü üzerine yazdığım " Ağlayan Tuşlar" yazımı beğenen Yayın Yönetmenimizin teklif ettiği, Tercüman Gazetesi ve Akajans'ın muhabirliğini kabul ederek ilk gazeteciliğime başladım. Dört ay oteldeki yaşamımı daha sonra bir odalı ev kiralayarak devam ettim. Geceleri en yakın arkadaşım, süpürgelikte bir türlü bulamadığım fareydi. Daktilo ve farenin tıkırdamaları arasında yazılarımı tamamlar, öyle uykuya dalardım. Politikacı, sanatçı ve futbolcu gibi birçok ünlüyü gazetecilikte tanıdım. Daha sonra maddi nedenlerle gazetecilik mesleğini noktalayıp,  Ne uzayıp, ne kısalmak için PTT'de göreve başladım.  Hep söylerim;  "İki  yıl gazetecilik yaptım, yirmi sekiz yıl gibi yaşadım.  Yirmi sekiz yıl memurluk yaptım, iki yıl gibi yaşamadım."
Evliyim ve Allaha emanet bir erkek çocuğumuz var,
Birde içimde  Atatürk Sevgisi...
Okumayı, araştırmayı ve yazmayı çok seviyorum.
" Daha iyi bir dünya için herkesin yapabileceği mutlaka bir güzellik vardır" diyor

Diğer Medya Haberleri için tıklayın


2012.08.17 13:57 - Son Güncellenme: 2012.08.17 13:58 - HABER MERKEZİ
A