EDOK Komutanını kaçıran darbecilere müebbet

EDOK Komutanını kaçıran darbecilere müebbet

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, FETÖ'nün darbe girişimi sırasında EDOK Komutanı olan Kamil Başoğlu'nun kaçırılmasına ilişkin yedi şüpheli hakkında üçer kez ağırlaştırılmış müebbet ve 36'şar yıl, beş şüpheli hakkında ise 21'er yıl hapis istemiyle iddianame düzenleyerek, Ankara 17. Ağır Ceza Mahkemesine gönderdi. Başoğlu, YAŞ öncesi istifa etmişti.

2017.02.12 18:11 - Son Güncellenme: 2017.02.12 18:12 - Güncel - HABER MERKEZİ
A
EDOK Komutanını kaçıran darbecilere müebbet

Fetullahçı Terör Örgütü'nün (FETÖ) darbe girişimi  sırasında Kara Kuvvetleri Eğitim ve Doktrin Komutanı (EDOK) olan Orgeneral Kamil  Başoğlu'nun kaçırılmasına ilişkin 7 şüpheli hakkında savcılık iddianame hazırlıdı.  Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca hazırlanan ve Ankara 17. Ağır Ceza  Mahkemesine gönderilen iddianamede, emekli Orgeneral Başoğlu müşteki olarak yer  aldı.  İddianamede, darbe teşebbüsünün önemli unsurlarından birinin üst düzey  kamu görevlisi ve komutanlara yönelik gerçekleştirilen derdest etme ve alıkoyma  eylemleri olduğu belirtilerek, buradaki amacın darbe teşebbüsüne karşı koyacak  unsurları ortadan kaldırmak suretiyle teşebbüsü başarılı kılacak ilk adımı atmak  olduğu kaydedildi.

 Derdest edilecek isimlerin darbe teşebbüsünden günlerce önce  belirlenerek, planlamalarının da önceden yapıldığı anlatılan iddianamede, darbe  teşebbüsünün başladığı anda, eş zamanlı olarak kaçırma planlarının da uygulamaya  konulduğu bildirildi. 

MUHAFIZ ALAY KOMUTANI PLANLADI 

Suikast, kaçırma planları ve eylemlerinin darbeye teşebbüs amaç  suçunun oluşumuna yeterli ve elverişli araç suç niteliği taşıdığı belirtilen  iddianamede, şöyle denildi:  "EDOK Komutanı müşteki Başoğlu'nun zorla derdest edilerek alıkonulması  eyleminin diğer girişimlerin aksine başarılı olmasında Cumhurbaşkanlığı Muhafız  Alayı Komutanının planlama ve icra aşamalarına iştiraki en önemli etmendir. Zira  müşteki EDOK Komutanının resmi konutu Cumhurbaşkanlığı Muhafız Alayının  sorumluluk bölgesinde yer almaktadır. Müştekinin gece yarısı konutundan alınması  planlanmış ve uygulamaya konulmuştur. Tüm olaylar Cumhurbaşkanlığı Muhafız Alayı  sorumluluk bölgesinde cereyan etmiştir. Muhafız Alay Komutanı planın uygulamaya  konması ve başarılı olması için tüm yetkilerini sonuna kadar kötüye kullanmıştır.  Devletin yetkili organlarınca kendisine tevdi edilen 'muhafız olma' görevini tam  tersine çevirerek, konutu kendi sorumluluk alanında bulunan EDOK Komutanı  müştekinin zorla derdest edilerek alıkonulmasını sağlamıştır." Eski Cumhurbaşkanlığı Muhafız Alayı Komutanı Muhsin Kutsi Barış'ın  eylemleri ve Cumhurbaşkanlığı Muhafız Alayının darbe girişimi faaliyetlerine de  yer verilen iddianamede, eski EDOK Komutanı Başoğlu'nun de bu faaliyetler  sırasında alay sorumluluk bölgesinde bulunan resmi konutundan, daha önceden  oluşturulan ekip tarafından zorla derdest edilerek, bir askeri ambulansla  Akıncılar Üssüne götürüldüğü kaydedildi.

 Cumhurbaşkanlığı Muhafız Alayı'nda gerçekleştirilen eylemlere ilişkin  soruşturmanın başka dosya üzerinden devam ettiği bildirilen iddianamede,  şüpheliler Abdullah Yılmaz, Eyyüp Baloğlu, Tuna Han Ata, Selami Darcan, Atahan  Tatar, Tekin Gökbaş ve Uğur Fidan hakkında "Anayasal düzeni ortadan kaldırmaya  teşebbüs", "Cebir ve şiddet kullanarak TBMM'yi ortadan kaldırmaya teşebbüs",  "Cebir ve şiddet kullanarak hükümeti ortadan kaldırmaya teşebbüs" suçlarından  üçer kez ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası talep edildi. Bu şüphelilerle ilgili ayrıca "kişiyi hürriyetinden yoksun kılma" ve  "terör örgütü üyeliği" suçlarından 36'şar yıl hapis cezası istendi. İddianamede, şüpheliler Muhsin Kutsi Barış, Nuh Altınsoy, Uğur Karaca,  Yavuz Sezer ve Adem Parlak hakkında darbe suçuna yönelik ayrıca iddianame  hazırlandığı belirtilerek, bu dosyada "kişiyi hürriyetinden yoksun kılma"  suçundan 21'er yıl hapisle cezalandırılmaları talep edildi. Şüpheliler Nuh  Altınsoy, Uğur Karaca, Yavuz Sezer'in halen firari oldukları belirtildi.   İddianamede, FETÖ'nün kuruluşu, amacı, yönetim modeli ve darbe  teşebbüsüyle örgüt arasındaki bağlantı da anlatıldı.

AMBULANSLA AKINCI'YA GÖTÜRÜLDÜ 

 İddianameye göre, Başoğlu'nun Cumhurbaşkanlığı Muhafız Alayı  sorumluluk sahasında bulunan Komutan Konutları Bölgesindeki lojmanından zorla  derdest edilerek askeri bir ambulansla Akıncı Üssü'ne götürülerek alıkonulması,  15 Temmuz darbe teşebbüsü öncesinde, 11-15 Temmuz 2016'da Cumhurbaşkanlığı  Muhafız Alay Komutanlığı görevinde bulunan Albay Muhsin Kutsi Barış'ın alay  içinde çok sayıda rütbeli asker misafirleriyle rutinin dışında yaptığı görüşmeler  sırasında planlandı. Barış, 14 Temmuz 2016 günü sivil bir araç ve kıyafetlerle kendisini  ziyarete gelen Albay Uğur Karaca ile görüştü. İki komutan, görüşmenin ardından birlikte keşif yaptı. Keşif öncesinde  Üsteğmen Abdullah Yılmaz, Alay Komutanı Barış'ın emri üzerine, İnönü Kışlasına  geçip onları karşıladı.  Keşif sırasında Alay Komutanı Barış ve Albay Karaca, nizamiyeye girerek askerlere nöbetçi sayısı ve nöbet değişim saatleriyle ilgili sorular  sordu.  Albay Barış ve Karaca'nın, daha sonra kışladan ayrılarak müşteki  Orgeneral Başoğlu'nun lojmanının da yer aldığı Komutan Konutları Bölgesine  geçtikleri belirtilen iddianamede, şu ifadelere yer verildi:  "Cumhurbaşkanlığı Muhafız Alayı Komutanı Kurmay Albay Muhsin Kutsi  Barış zorla derdest etme ve alıkoyma planını yapan, emrini veren ve  organizasyonun başında olan kişilerden birisidir. Söz konusu plan, çoğunluğu Kara  Kuvvetleri Komutanlığında görevli darbeci askerler tarafından uygulamaya konuldu.

Şüphelilerden Kara Kuvvetleri Komutanı Özel Kalem Müdürü olan Albay  Nuh Altınsoy, 15 Temmuz günü saat 21.30 sıralarında EDOK Komutanının Koruma  Astsubayı Başçavuş Vahit Kucaklı'yı arayarak Orgeneral Başoğlu'nun yerini sordu.  Albay Altınsoy, olumsuz cevap alınca bu defa Kara Kuvvetleri Komutanına bilgi  vereceğini bildirerek müştekinin yerini yeniden sordu, evde olduğunu öğrenince bu  bilgiyi ekibe verdi. Bu bilgiyi alan ekip harekete hemen geçti.  Alay Komutanı Albay Muhsin Kutsi Barış, EDOK Komutanının zorla derdest  edilerek Akıncı Üssüne götürülmesi için Kara Kuvvetleri Komutanlığı Genel  Sekreteri Albay Uğur Karaca'nın emrine girmek üzere Cumhurbaşkanlığı Muhafız  Alayında çalışan Üsteğmen Abdullah Yılmaz, Üsteğmen Eyyüp Baloğlu, Uzman Çavuş  Tuna Han Ata, Cumhurbaşkanlığı Başyaverliğinde çalışan Astsubay Başçavuş Selami  Darcan ve Astsubay Kıdemli Çavuş Atahan Tatar'ı görevlendirdi.  Albay Barış, ayrıca, alay revirinde görevli Tabip Binbaşı Adem  Parlak'a da olayda kullanılmak üzere bir ambulans tahsis etmesi ve ambulans için  görevlendirme yapması emrini verdi. Bu emir üzerine Tabip Binbaşı Adem Parlak,  Cumhurbaşkanlığı Muhafız Alayına ait 002390 plakalı ambulansı olayda kullanılmak  üzere tahsis ederek, Ulaştırma Er Tekin Gökbaş'ı ambulans şoförü olarak,  Ulaştırma Er Uğur Fidan'ı ise araç komutanı olarak görevlendirdi."

KENDİSİNİ GENEL SEKRETER DİYE TANITTI 

İddianameye göre, şüpheli Albay Uğur Karaca, EDOK Komutanının derdest  edilerek kaçırılması sırasında, bizzat olay yerinde bulunarak emir komutayı  üstlendi. Kara Kuvvetleri Komutanlığı Kurmay Başkanı Özel İşlem Subayı Kurmay  Binbaşı Yavuz Sezer de Albay Karaca ile birlikte hareket etti. Albay Karaca ve  Binbaşı Sezer, kararlaştırıldığı şekilde 15 Temmuz gecesi saat 23.00 sıralarında  Cumhurbaşkanlığı Muhafız Alayı İnönü Kışlası Koşu Parkuru nizamiyesine geldi. Üsteğmen Eyyüp Baloğlu, Astsubay Başçavuş Selami Darcan ve Astsubay  Kıdemli Çavuş Atahan Tatar ile Uzman Çavuş Tuna Han Ata, nizamiyede onları  karşıladı. Üsteğmen Abdullah Yılmaz ise evinde uyuyakaldığı için ekibin bulunduğu  yere geç geldi. Nizamiyeye gelirken şüphelilerle telefon irtibatı kuran Yılmaz,  en son Albay Uğur Karaca ile görüştükten sonra ambulansın hemen gönderilmesi için  Tabip Binbaşı Adem Parlak'ı telefonla aradı. Ambulansın gönderildiği bilgisini  alan Yılmaz, bu sırada nizamiyenin önüne geldi ve ekiptekilerle buluştu. Şüpheli askerler, İnönü Kışlası kantininin önünde Tekin Gökbaş'ın  kullandığı ambulansa bindi. Albay Uğur Karaca, ambulansın ön tarafına geçti,  Yavuz Sezer, Abdullah Yılmaz ve Tuna Han Ata ise aracın arkasına bindi. Uğur  Fidan da araç komutanlığı görevini üstlendi.  Ambulans, Komutan Konutları nizamiyesine geldiğinde Albay Uğur Karaca,  kimliğini gösterip kendisini Kara Kuvvetleri Komutanlığı Genel Sekreteri diye  tanıtarak bariyerin açılmasını sağladı. Şüpheliler, ambulansı EDOK Komutanı  Orgeneral Kamil Başoğlu'nun konutunun önüne çekti.

Albay Uğur Karaca ve Binbaşı Yavuz Sezer, araçtan inerek müştekinin  evine geçti. Albay Karaca, kapıyı açan müştekiye, Genelkurmay Başkanı Orgeneral  Hulusi Akar'ın emriyle geldiklerini, terör sabotajlarına karşı tatbikat  yaptıklarını ve kendisini güvenli bir yere götürmek üzere görevlendirildiklerini  söyledi. Şüphelilere itiraz etmeyen Orgeneral Başoğlu, üzerini değiştirmek  istediğini söyledi ancak Albay Karaca bunu kabul etmedi. Albay Karaca ve Binbaşı  Sezer, koluna girdikleri Başoğlu'nu zorla ambulansın arkasına bindirip ellerini  arkadan bantladılar. Şüpheliler, görmemesi için komutanın kafasına yeşil renkli  fanila geçirdi.  EDOK komutanını Akıncı Üssü'ne getiren şüpheliler, nizamiyede  görevlendirilen eskort eşliğinde "141" olarak adlandırılan yerde durdu.  Albay Uğur Karaca, Orgeneral Başoğlu'nu araçtan indirerek orada  bulunan başka askerlere teslim etti. Bu askerler, kafasındaki fanilayı çıkarıp,  siyah bir torba geçirdikleri komutanı alıp ambulanstan uzaklaştı.   Şüpheliler, komutanı teslim ettikten sonra Akıncı Üssü'nden ayrılıp  Kara Kuvvetleri Komutanlığına geçti. Albay Karaca ile Binbaşı Sezer, nizamiyede  araçtan indi. Diğer şüpheliler ise ambulansla Cumhurbaşkanlığı Muhafız Alayına  döndü.  Jandarma Genel Komutanı Orgeneral Galip Mendi ile aynı odaya konulan  Orgeneral Başoğlu, 16 Temmuz saat 10.00 sıralarında kurtarıldı.

LOJMANINDA 1 DOLAR BULUNDU 

İddianameye göre, Albay Barış'ın komuta ettiği Cumhurbaşkanlığı  Muhafız Alayı, darbe teşebbüsünde aktif ve kilit bir rol oynadı. Albay Muhsin Kutsi Barış, darbe teşebbüsünden önce bilhassa 11-15  Temmuz 2016 tarihleri arasında Cumhurbaşkanlığı Muhafız Alayında rutinin dışında  çok sayıda asker misafir ağırladı.Hemen hepsi darbe girişiminde etkin rol oynayan Kurmay Yarbay Ümit  Gençer, Kurmay Albay Orhan Yıkılkan, Kurmay Albay Osman Kılıç, Albay Bilal Özmen,  Albay Harun Olgun, Yarbay Halit Kazancı, Albay Ertuğrul Yavuz, Albay Ertuğrul  Bozçal, Kurmay Albay Fırat Alakuş, Kurmay Albay Muhammet Tanju Poshor, Kurmay  Albay Ali Yazıcı, Albay Nuh Altınsoy, Jandarma Binbaşı Tarık Görener, 11-15  Temmuz'da şüpheliyi ziyarete geldi. Ceride kayıtlarında bulunmamasına rağmen,  Kurmay Albay Uğur Karaca ve Tuğgeneral Ahmet Otal da Albay Barış'ı ziyaret etti.  Görüşmelerini gizlemek amacıyla kendisini ziyarete gelen özel  misafirlerinin kaydının nizamiyelerde tutulmaması emrini veren Albay Muhsin Kutsi  Barış, darbeden önce bir hafta boyunca gizliliğe riayet için şahsi ve makama ait  cep telefonunu kullanmadı. Görüşmelerini dahili hattan yapan Barış,  habercilerine, kendisini arayan olduğunda dahili hattan görüştürmeleri emrini  verdi.Barış, 14 Temmuz'da, alayın mühimmat mal sorumlusu Astsubay Kıdemli  Başçavuş Levent Karakılıç ve Üsteğmen Arif Aydınoğlu'nu yanına çağırarak 8 bin G3  piyade tüfeği mermisi çıkarmalarını, bu mühimmatı kendi şoförü Uzman Çavuş Yusuf  Yaylacı'yla birlikte makam odasının yanındaki dinlenme odasına koymalarını  emretti.  15 Temmuz'da da yine Alay Komutanının emriyle darbe teşebbüsünde  kullanılmak üzere Alay Muhafız Komanda Bölük Komutanlığına 7 bin 20, Köşk Komando  Bölük Komutanlığına 540, Komutan Konutları Komando Bölük Komutanlığına 3 bin 340  mühimmat teslim edildi.  Şüphelinin Çankaya Mahallesi'ndeki lojmanında yapılan aramada, FETÖ  üyelerinin birbirlerini tanımak amacıyla kullandıkları F serisi 1 ABD Doları ele  geçirildi.

PARTİGÖÇ KENDİSİNİ GENELKURMAY BAŞKANI OLARAK TANITMIŞ

 İddianamede "tanık" sıfatıyla 18 Temmuz 2016'da verdiği ifade  özetlenen Cumhurbaşkanlığı Muhafız Alay Komutan Yardımcısı Yarbay Ahmet Hatip, 18 Temmuz'da alayın kuruluş yıl dönümü törenleri olduğunu, Albay Kutsi Barış'ın  15 Temmuz günü kendisinin de arasında bulunduğu birlik komutanlarını çağırdığını,  toplantıda yaklaşık yarım saat törenin konuşulduğunu anlattı. Daha sonra Barış'ın, "Arkadaşlar bu gece bir tatbikat icra edilecek.  Bu geniş bir tatbikat olacak. Ağustos ayı ikinci yarısında yeni personelin de  katılımıyla daha geniş bir tatbikat daha yapacağız. Bu tatbikata katılacakları  Ekrem Yarbay biliyor, kendilerine de zaten tebliğ etmiştir. Tatbikat görevi  olmayan personel gece gelmesin" dediğini aktaran Hatip, ardından Barış'ın,  kendisine dönerek, "Ahmet sen bu işle hiç ilgilenme, tamamen törene odaklan"  dediğini söyledi.

Darbe girişimi gecesi Batıkent'te misafirlikte bulunduğu sırada,  köprülerin kapatılması, Ankara'da uçakların uçması gibi olayları görünce, ters  bir şeyler olduğunu düşünerek, birliğe katılmak üzere yola çıktığını ifade eden  Hatip, Alay Karargahı girişinde Yarbay İlker Yazır'la karşılaştığını, birlikte  Albay Barış'ın makamına gittiklerini belirtti. Burada, bazı başka askerlerin de  bulunduğunu kaydeden Hatip, şu beyanı verdi: "Albay Barış, bizi görünce 'Siz de mi geldiniz?' diye sordu. Daha  sonra elindeki kağıtları bize doğru uzattı ve 'TSK yönetime el koydu' dedi.  'Gizli' ibareli kağıtlarda 'TSK'nın yönetime el koyduğu, karargah  görevlendirmeleri, kimin nerede görevi devralacağı' belirtiliyordu. TSK'nın  yönetime el koyduğunu belirten evraka baktığımda Tuğgeneral Mehmet Partigöç  tarafından imzalandığını, Genelkurmay Karargah sorumlusu olarak da yine  kendisinin olduğunu gördüm. Albay Barış'a 'Buradan anlayacağımız Tuğgeneral  Mehmet Partigöç kendisini Genelkurmay Başkanı yapmış. Doğru mu anlıyorum  komutanım?' diye sordum. Alay komutanı herhangi bir şey demeden arkasını dönerek  odasına girdi."

TATBİKAT DEDİLER

İddianamede şüphelilerin savcılık ifadelerine de yer verildi. Alay  Komutanı Muhsin Kutsi Barış ifadesinde, alarm ve koruma tatbikatı emri  aldıklarını, 15 Temmuz saat 21.00 sıralarında Genelkurmay'dan Albay Orhan  Yıkılkan'ın "Tatbikatı erkene aldık. Saat 21.00'de yapacağız, tatbikata hemen  başlıyoruz" dediğini, bunun üzerine 100'er kişiden oluşan 3 birliğini topladığını  söyledi. Aynı saatlerde sistem üzerinden alaya üç ayrı mesajın geldiğini öne  süren Barış, mesajların altında Genelkurmay Başkanlığında görevli Albay Cemil  Turhan ile Tuğgeneral Mehmet Partigöç'ün imzalarının olduğunu, bunları görünce  dahili hattan Genelkurmay Başkanlığı Özel Kalem Müdürlüğünü aradığını, telefonu  Albay Orhan Yıkılkan'ın açtığını, mesaj içeriklerinin doğru olup olmadığını  sorduğunu, Yıkılkan'ın da "İçerikler doğrudur. Tatbikat durumu fiili duruma  geçti, gereğini yapın" karşılığını verdiğini öne sürdü.

İlerleyen saatlerde olay ciddiye binince yardımcısı Ahmet Hatip'e "Ben  bir muhakeme hatası yaptım" dediğini aktaran Barış, birlikler alaya çekildikten  sonra saat 06.30 sıralarında polislere teslim olduğunu belirtti.  Şüpheli Abdullah Yılmaz da kendisine tatbikat yapılacağı yönünde bilgi  verildiğini, ambulansla kimin ikamet ettiğini bilmediği bir konuta  yöneldiklerini, Albay Uğur Karaca'nın konutun önüne geldiklerinde  zili  çaldığını, kapıyı tanımadığı  bir kişinin  açtığını, daha sonra öğrendiği  kadarıyla bu kişinin EDOK Komutanı Kamil Başoğlu olduğunu, Albay Karaca'nın  komutana kibar bir şekilde "Kusura bakmayın, rahatsız ediyoruz ancak Genelkurmay  Başkanının emri ile buradayız. Ciddi bir güvenlik tehdidi var" dediğini,  Başoğlu'nun bu sırada herhangi olumsuz bir tepki göstermediğini öne sürdü.

Kendisinin kaçırma olayına bilerek ve isteyerek iştirak etmediğini  savunan Yılmaz, Başoğlu'nun gözünü kapatan binbaşıya "Ne yapıyorsunuz, komutanım,  ne oluyor?" diye sorduğunda, binbaşının, "Sus, sen işine bak" dediğini, çok  korktuğunu, ne olup bittiğini anlayamadığını, kafasını öne eğerek öylece  oturduğunu anlattı. Şüpheli Eyyüp Baloğlu da tatbikat emri aldıklarını, Albay Uğur  Karaca'nın EDOK Komutanına "Komutanım, Genelkurmay Başkanımızın emriyle terör  sabotajlarına karşı tatbikat yapıyoruz. Sizi güvenli bir yere götüreceğiz,  bizimle gelin" dediğini, üzerinde şort ve tişört bulunan EDOK Komutanının üstünü  değiştirmek istediğini, Uğur Albayın buna karşılık "Zorluk çıkarmayın" dediğini  ve koluna girerek komutanı ambulansa bindirdiğini anlattı. Komutanının ellerinin arkasından bantla sarıldığını gördüğünde "Böyle  tatbikat olmaz" diyerek araçtan indiğini öne süren Baloğlu, komutanların silahla  kendisini tehdit ettiğini ancak Uzman Çavuş Tuna Han Ata ile nizamiyeden çıkarak  oradan uzaklaştıklarını savundu.

Şüpheli Tekin Gökbaş da Albay Uğur Karaca ve Binbaşı Yavuz Sezer'in  ambulanstan inerek EDOK Komutanının kapısını çaldığını, Kamil Başoğlu'nun kapıyı  açtığını, yanında eşi ve kızının da olduğunu, Karaca ve Sezer'in, "Komutanım sizi  güvenilir bir yere götüreceğiz" şeklinde bir şey söylediklerini, daha sonra Uğur  Albay ve Yavuz Binbaşının, koluna girerek ambulansa bindirdiklerini Başoğlu'nun  ellerini bantladıklarını, Kamil Başoğlu'nun kafasına bir tişört geçirilerek  yüzünün tamamen kapatıldığını gördüğünü, daha sonra Uğur Albay'ın aracı sürmesini  söylediğini, "Komutanım 3 nolu Nizamiyeden mi giriş yapacağız?' diye sorduğunu,  komutanın "Yok oğlum, ben sana yolu tarif ederim" şeklinde cevap verdiğini, sonra  "Eskişehir yoluna sür, levhalarını takip et" dediğini, Eskişehir yoluna çıktıktan  sonra İstanbul levhalarını takip etmesini istediğini, yol

Şüpheli Selami Darcan da Alay Komutanının kendilerine 15 Temmuz Cuma  günü önemli ve gizli olan bir tatbikat yapılacağını söylediğini, Yaverlik  çalışanı olarak kendi görevlerinin ise akşam saat 23.00-24.00 sıralarında  Başyaverlik binasının açık olmasının sağlanması olduğunu söylediğini, kendisine  bu tatbikat hakkında Başbakanlık görevlilerine ve diğer görevlilere haber verilip  verilmeyeceğini sorması üzerine kendisine hitaben bu tatbikatın IŞİD gibi bazı  terör örgütlerinin muhtemel saldırısına yönelik alayın gerçek durumunu ölçmek  amacıyla yapılacağını ve bunun için gizli tutulduğunu söylediğini öne sürdü.

Şüphelilerden Atahan Tatar da 28 Temmuz 2016'da kollukta verdiği  ifadede, şüphelilerden Cumhurbaşkanlığı Muhafız Alayının eski komutanı Muhsin  Kutsi Barış'ın, darbe girişimi akşamı kendisini cep telefonundan arayarak,  "Atahan bir döviz işim vardı. Hadi gel halledelim" dediğini, kendisinin de  ikametinden çıkarak, Barış'ın ikametine gittiğini anlattı.  Barış'ın kendisine 4 bin 500 lira vererek, bununla dolar almasını  istediğini söyleyen Tatar, "Alay komutanının böyle bir görev vermesini ilginç  buldum. Çünkü daha önce bu şekilde bir görev vermemişti." dedi.
 

BAŞOĞLU'NUN İFADESİ DE İDDİANEMEDE YER ALDI 

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca hazırlanan ve Ankara 17. Ağır Ceza  Mahkemesine gönderilen iddianamede, Başoğlu'nun savcılık ifadesi de yer aldı.. Buna göre Başoğlu, darbe girişimi günü Kara Kuvvetleri Komutanı  Orgeneral Salih Zeki Çolak ile İzmir Maltepe Askeri Lisesinin mezuniyet törenine  katıldıklarını, İzmir'den saat 18.00 sıralarında uçakla döndükten sonra 20.30'a  kadar karargahta çalışmayı sürdürdüğünü söyledi. Çankaya'daki ikametgahına geçtikten sonra televizyon izlerken uçak  sesleri duymaya başladığını, terör örgütü DEAŞ saldırısı ihtimalini düşündüğünü  anlatan Başoğlu, saat 22.05 sıralarında kapının sert şekilde çalınması üzerine  eşi ve kızıyla birlikte kapıya doğru koştuklarını ifade etti.

Kapıyı açınca karşısında eğitim elbiseli halde gördüğü Kara Kuvvetleri  Komutanlığı Genel Sekreteri Kurmay Albay Uğur Karaca'nın "Acele edin komutanım,  Genelkurmay Başkanı konutunda sizi bekliyor." dediğini aktaran Başoğlu, "Çok kısa  bir süre verin. Üzerimi değiştirip şortun yerine eşofman, terliğin yerine de spor  ayakkabısı giyeyim." dediğini, bunu söyleyince sertleşmeye başlayan Karaca'nın  "Komutanım zamanımız yok, talimatlarımıza uyun. Genelkurmay Başkanımız acil  şekilde sizi bekliyor. Bu aynı zamanda sizin emniyetiniz için." dediğini  bildirdi.

Bu konuşma esnasında bulunan iki subaydan birinin şüphelilerden eğitim  elbiseli Kurmay Binbaşı Yavuz Sezer, diğerinin ise Muhafız Alayından eğitim  elbiseli bir üsteğmen olduğunu belirten Başoğlu, şortlu, tişörtlü ve terlikli  vaziyette iteklenerek bekleyen ambulansa bindirildiğini beyan etti.  Başoğlu, burada ellerini arkadan koli bandıyla bağladıklarını,  gözlüğünü aldıklarını, kafasına haki renk fanila geçirdiklerini bildirerek,  gözlüklerini çıkardıklarında göremeyeceğini söyleyince "Zaten buna ihtiyacın  olmayacak." denildiğini ifade etti.

KAMİL SEN MİSİN?

Cumhurbaşkanlığı Muhafız Alayının ambulansıyla götürüldüğü yerin,  uçakların inip kalkma seslerinden Akıncı 4. Ana Jet Üssü olduğunu tahmin ettiğini  belirten Başoğlu, buraya varınca iki kişinin kollarına girerek kendisini bir  odaya kadar götürdüklerini anlattı.  Başoğlu, şu beyanı verdi: "Bir odada sandalyeye oturttular, kafama siyah kukuleta gibi bir şey  geçirdiler, ağzımı bantladılar, ayaklarımı plastik kelepçe ile bağladılar. Bu  esnada, bulunduğum yerde benden başka bir kişinin daha olduğunu hissettim. O kişi  de benim gibi sandalyede oturup, oflayıp pufluyordu. Beni getiren iki kişi  karşımızda duruyordu. 'Gözlüğümü getirdiniz mi?' diye sorduğumda, yanımdaki kişi  beni sesimden tanıyarak 'Kamil yanımdaki kişi sen misin?' diye sordu. Bunun  üzerine Jandarma Genel Komutanı Orgeneral Galip Mendi ile konuşmaya başladım.  Onun da ağzında bant vardı. Bantlar dille ıslandığında yapışkanlar çözüldüğü için  bant açılıyordu. Sabaha kadar o şekilde sandalyede oturarak konuştuk. Başımızda  duran üsteğmen pek müdahalede bulunmadı."

 Başoğlu, Mendi ile üsteğmene evli olup olmadığını sorduklarını, evli  olduğunu belirtince nasihatta bulunmaya başladıklarını, bu işin sonu olmayacağını  ve derhal vazgeçmeleri gerektiğini söylediklerini anlatan Başoğlu, elleri arkadan  bağlı olduğundan omuzlarının çok ağrıdığını beyan etmesi üzerine ellerinin önden  kelepçelendiğini, ağrısının yarım saat kadar sonra tekrar başlaması sonrasında bu  defa ellerinin sandalyenin iki yanına kelepçelendiğini anlattı.  Uykusunun geldiğini, başını duvara dayadığını, üşümeye başladığı için  üzerine bir şey istediğini, 20-30 dakika sonra monta benzer bir şeyi omzuna  koyduklarını, yere de bir şeyler sererek, "İsterseniz yerde uzanabilirsiniz"  dediklerini kaydeden Başoğlu, yere uzandıklarını ve yaklaşık 2 saat yarı uykulu  vaziyette Mendi ile beraber kaldıklarını ifade etti.

Sorması üzerine Mendi'den saatin 08.40 civarında olduğunu öğrendiğini,  tekrar lavaboya gitmek istediğini bildiren Başoğlu, bu sırada kendilerini  bekleyenlerin değiştiğini fark ettiklerini, yeni gelenlerin daha sakin ve yumuşak  davrandıklarını, kafalarındaki kukuletalarının gözlerine doğru kaldırmalarına  izin verdiklerini kaydetti.  İstemesi üzerine bekleyen kişinin gözlüğünü kendisine getirdiğini  söyleyen Başoğlu, tuvalete giden Mendi'nin de döndüğünde, başlarında duran  jandarmanın kendisine saygı duyduğunu ifade ettiğini ve saygılı davrandığını  bildirdiğini anlattı.  Kahvaltı getirildiğini, bulundukları yer zifiri karanlık olduğundan  aydınlık bir yere geçmek istediklerini, sığınağın kapısı açılarak, ormancı masası  üzerine konan kahvaltılarını yaptıklarını kaydeden Başoğlu, kahvaltı bittiğinde,  saat 09.00 sıralarında bombalar piste yağmaya başladığından emniyetli olması için  sığınağın içerisinde bir banka oturtulduklarını belirtti.

Başoğlu, bu sırada aşağından da makinalı tüfek seslerini duyduğunu,  saat 10.00 civarında ismini Cumali diye hatırladığı şahsın yanlarına gelerek  artık yukarıya ateş etmeyeceklerini, muhtemelen bu işin sona ermek üzere olduğunu  söylediğini ve "Komutanım hakkınızı helal edin. Sizi buradan çıkartacağım."  dediğini bildirdi. Dışarıya çıkar çıkmaz Mendi'nin aracı ve koruma astsubayını  gördüklerini, koruma astsubayının ellerinin kelepçeyle bağlı olduğunu kaydeden  Başoğlu, koruma astsubayının kendilerini görünce hemen Mendi'nin önüne geçip  "Komutanım size sıkılacak kurşunu önleyeceğim. Ben sizi nasıl böyle koruyamadım?"  diye ağlamaya başladığını ve Mendi'nin eline kapanarak, öpmeye kalkıştığını  anlattı.

 Koruma astsubayının "Komutanım size sıkacaklar" dediğini, o esnada  arabanın ön tarafında iki sivil giyimli personel gördüğünü söyleyen Başoğlu,  arabanın arkasına bindiklerini, şoför mahalline Cumali diye hatırladığı kişinin,  onun yanına da koruma astsubayının oturduğunu ifade etti.  Bir süre gittikten sonra "Cumali"nin "Siz önden gidin, ben aracımla  sizi arkadan takip edeceğim" sözleri üzerine Mendi'nin koruma astsubayının şoför  koltuğuna geçtiğini bildiren Başoğlu, nizamiyeden çıkınca 200 metre  ilerlediklerinde sivil polislerle görüştüklerini, polislerin şehit verdiklerini  öğrendiklerini kaydetti.  Başoğlu, sorumlulardan şikayetçi olduğunu bildirerek, "Bunu yapan ve  alet olanlar en ağır şekilde cezalandırılsın." beyanını verdi.

YERİNİ TELEFONLA SORMUŞLAR 

İddianameye göre, Başoğlu'nun Koruma Astsubayı Vahit Kucaklı da 7  Şubat 2017'de alınan ifadesinde, 15 Temmuz akşamı komutanı konutuna bıraktıktan  sonra evine geçtiğini bildirdi.  Tahminen saat 21.30'da kendilerine tahsis edilen resmi cep telefonu  hattından, şüphelilerden eski Kara Kuvvetleri Komutanı Özel Kalem Müdürü Albay  Nuh Altınsoy'un aradığını belirten Kucaklı, Altınsoy'un kendisine "Vahit  Başçavuşum, komutan nerede?" diye sorduğunu aktardı. "Hayırdır, bu saatte niye arıyorsunuz?" dediği Altınsoy'un, "Komutan  görüşecek, ona tekmil vereceğim." dediğini ifade eden Kucaklı, "Ben de komutanı  istirahat için bıraktığımı, konutunda olduğunu söyledim. Bu şekilde telefonu  kapattı." bilgisini verdi.

Diğer Güncel Haberler için tıklayın


2017.02.12 18:11 - Son Güncellenme: 2017.02.12 18:12 - HABER MERKEZİ
A