Diren özgür basın diren gazetecilik
Cumhuriyet Halk Partisi İl Başkanı Metin Çelik, 24 Temmuz 1908'de ilk kez sansür memuru görmeden gazeteler yayınlanmaya başlanırken, 24 Temmuz 2013'te "sansür" ve "otosansür" uygulamasıyla 105 yıl geriye gidildiğini söyledi.
2013.07.24 11:15 - Son Güncellenme: 2013.07.24 11:16 - Bursa Bölge - HABER MERKEZİ
Çelik, basından sansürün kaldırılışının 105. yıldönümü ve "Basın Bayramı" nedeniyle yaptığı yazılı açıklamada, gazeteciliğin ciddi anlamda sorgulanması gerektiği bir dönemden geçildiğini bildirdi.
"Özgür basın ve ifade özgürlüğü"nün çoğulcu ve özgürlükçü demokrasinin vazgeçilmezi olduğunun altını çizen Çelik, bugün böyle bir şeyden söz etmenin mümkün olmadığını ileri sürdü.
Çelik, demokrasinin basına yaşamsal bir biçtiğini, basının bu rolü yerine getir(e)mediği toplumlarda demokrasinin yeşermesinin mümkün olmadığını, Türkiye'nin ise çölleştiğini vurguladı.
Gazetecilerin bugün derin ve bir bunalımlı dönemden geçtiğini, basın özgürlüğü ve demokrasimiz adına sözün bittiği yerde olduğumuzu, karanlığın giderek koyulaştığını kaydeden Çelik, şöyle devam etti:
"Uluslararası Sınır Tanımayan Gazeteciler Örgütü'nün araştırmasına göre, Türkiye basın özgürlüğü konusunda 179 ülke arasında 2005'te 98., 2012'de 148., 2013'te ise 154. sırada!
Türkiye Gazeteciler Sendikası'nın araştırmasına göre, Gezi olaylarının başladığı 27 Mayıs 2103'ten günümüze kadar 59 basın emekçisi ya işinden oldu, ya da zorunlu izne ayrıldı!
12 Eylül askeri faşizm döneminde 31 gazeteci tutukluyken, ileri demokrasi(!) sürecinde 65 tutuklu, 123 tutuksuz gazeteci terörist suçlamasıyla yargılanıyor.
Uluslararası Sınır Tanımayan Gazeteciler Örgütü, Türkiye'yi gazeteciler açısından "dünyanın en büyük cezaevi" olarak ilan etti."
Çelik, demokrasinin yorumsuz aşamasına geçtiği süreçte bu zifiri karanlık tablonun tek ve yegane yaratıcısının AKP iktidarı olduğuna dikkati çekti.
"İktidarın yarattığı medya düzenine iman etmeyen yurtsever onurlu gazetecilerin ya kalemleri kırıldı, ya içeri atıldı, ya da işinden aşından edildi" diyen Çelik, sözlerini şöyle tamamladı:
"Düşünce ve gazeteciliği sanık sandalyesinde olan Türkiye'de basın özgürlüğü endişe verici boyuttan, tanımlanamaz bir boyuta gelmiştir. Doğrusu böyle bir ülkede 24 Temmuzlar kutlanmalı mı, yoksa yas mı tutulmalı?
Dokunanın yanmadığı, konuşanın kör kuyulara atılmadığı, basının yeniden dördüncü güç olduğu bir Türkiye diliyorum.
Saltanat kayığında yer almaktansa kalemini halkın çıkarları için kullanan, demokrasi ve çok sesliliği ilke edinen, bugünkü ceberut anlayışa rağmen bedel ödemeyi göze alarak yazabilen, soru sorabilen, özgürlükleri ve kalemleri ellerinden alınan basın emekçilerinin 24 Temmuz Basın Bayramı'nı kutluyor, sevgi ve saygılarımı sunuyorum."