Depremi yaşayanlar deprem korkusundan nasıl kurtulur? ÖZEL HABER
Bursa Özel Hayat Hastanesi'nden Psikolog Dilek Kaymak, deprem anı ve deprem sonrası insanların neler yapması gerektiği konusunda önemli uyarılarda bulundu. Depremde yaşanan travma ve tepkilerin normal olduğuna işaret eden Kaymak, deprem korkusundan kurtulma yollarını da açıkladı.
2014.05.28 09:20 - Son Güncellenme: 2014.05.28 09:41 - Bursa Bölge - HABER MERKEZİ
Mesut DEMİR/BURSADABUGUN.COM
Bursa Özel Hayat Hastanesi'nden Psikolog Dilek Kaymak, Bursada Bugün'e yaptığı açıklamada, büyük depremlerin insanların başına aniden gelerek herkesi sarstığını, bu türden bir deprem felaketine maruz kalan bazı kişilerde, fiziksel bir yaralanma olmasa bile, duygusal sorunlar ortaya çıkabileceğini söyledi.
DEPREM SONRASI TEPKİLER NORMAL Mİ?
Doğal afetlere her insanın çeşitli türden tepkiler gösterdiğinin altını çizen Dilek Kaymak, "Bu tepkiler tamamen normaldir. Bunların neler olduğunu bilmenizin, olayın psikolojik etkilerinden daha çabuk kurtulmanıza yardımı olacaktır. Şiddetli depremden hemen sonra, tipik olarak bir şok tepkisi içine girebilirsiniz. Hatta bazı insanlarda şok o derece ağırdır ki, yüz ifadeleri olaydan hiç etkilenmemiş gibi donuklaşır. Bu durum, aslında yoğun ızdıraba karşı vücudunuzun verdiği normal bir tepkidir. Bir süre için kendinizi uyuşmuş, yaşamdan kopmuş gibi hissedebilirsiniz. Hatta olayın hiç olmadığını düşünebilirsiniz" dedi.
İLK DEPREM İLE İKİNCİ DEPREM ARASINDA YAŞANAN TRAVMA!
İlk depremin ardından ikinci depremi beklerken sürekli sallanıyormuş gibi hissetme durumu yaşanılan travma sonrası için normal kabul edilebileceğini ifade eden Kaymak, "Çünkü, korku, mutluluk, gerginlik, panik, huzur, depresyon gibi kavramlar ve durumların hepsi algılarımızdan ve algıların karışımından oluşur. Algılar bilincimizle kavrayabildiğimiz son basamaktır. Çünkü bu aşamadan sonra tüm çevreden alınan tüm sinyaller, bellekte biyo-elektro-kimyasal enerjiye çevrilir. Ve biyo-elektro-kimyasal ortamda kelimelerin, görüntülerin, seslerin anlamı yoktur. Algılar, bilincimizle kavrayamadığımız işlemler dizisine dönüşür" diye konuştu.
DEPREM SIRASINDA İNSAN NELER ALGILAR?
Deprem anından ve sonrasında yaşanan korku ile panik yaşantıları için de durumun benzer olduğuna vurgu yapan Dilek Kaymak, "Ancak sinyallerin yönü farklıdır. Bu sefer, daha önceki algısal kayıtların, biyo-elektro-kimyasal ortamdan bilince geçmesi ve bilinçte tekrar anlamlandırılması söz konusudur. Örneğin deprem sırasında bir insan neler algılayabilir? Kaba titreşimler, çevreden gelen sesler, görüntüler, bedensel pozisyon algılarındaki değişimler. Aynı zamanda, kişinin daha önce bir deprem deneyimi var ise, o anıya ilişkin düşünceler de bilince açılır" dedi.
GÖKÇEADA DEPREMİ İLE İLGİLİ ÖNEMLİ UYARI
17 Ağustos Depremi'ni yaşamış olan bir kişinin Gökçeada depremini daha az travmatize edici (zedeleyici) yaşamış olmasına rağmen bu sefer oldukça fazla etkilenmiş olabileceğine dikkat çeken Kaymak, sözlerini şöyle sürdürdü;
"17 Ağustos Depremi sırasında ezilmekten kıl payı kurtulmuş olan bu kişi, deprem sırasında "o ezilmeyi" her an gerçekleşeceğini hissedebilir.Ve bu sebepten ötürü artık bu kadarını kaldıramaz, uykuları, iştahı ve günlük yaşantısı oldukça fazla bozulmaya başlar. Gökçeada Depreminin ruhsal etkilerini yok etmek veya çekilebilir hale getirmek için önce 17 Ağustos anılarını silmemiz gerekir. Algıların "bilince hücum etmesi" ve "iç içe geçmesi" dışında, kişinin yaşama, geleceğe, sevdiklerine, kendine ilişkin beklentileri ve inançları da Deprem ile ilişkili sıkıntıları oluşturmada etkin rol oynarlar."
İNSANLAR DEPREM KORKUSUNDAN NASIL KURTULUR?
Deprem korkusundan hızlıca kurtulmak için neler yapılması gerektiğine de değinen Dilek Kaymak, "Öncelikle anlaşılması gereken konu, bu korkunun tek bir nedeni olmadığı, aynı anda pek çok bileşenin bir araya gelerek kişiyi, seçeneksiz olarak o sıkıntılı duruma soktuğudur. Bu bileşenler, daha önce de belirtilen algı organlarımızdan gelen uyaranlar ve bu uyaranların tetiklediği daha derin kaygılar ve korkulardır. Hepimizin gelecekle, şimdiki zamanla ve geçmişle ilişkili pek çok korku ve kaygısı vardır. Bilinç altımız bir şekilde bunlarla baş eder. Bir felaket, yakın birilerinin ölümü gibi bu dengeyi sarsan bir olay karşısında bilinç altındaki dengeyi korumakla görevli "inanç ve değerler sistemi" güç kaybeder. "Varlığın" veya "var olmanın anlamı" tehlikede olduğu zaman, belki yıllardır bastırılabilmiş kaygı ve istekler göreceli olarak daha hakim duruma geçer. Bu ise insanı sarsar. Denge, bastırılan bir "yanımızın" lehine dönebilir. Ve yerleşik sistemden sorumlu olan "yanımız" sanki herşeyin sonu gelmişçesine bir kaygı duyar. Ancak çoğu zaman bu ortaya çıkan yanlar, sadece varlıklarını göstermeye çalışırlar. Kişiye zarar vermek gibi bir amaçları yoktur. Üzerine gidildiği ve altta yatan amaçlar anlaşıldığında, kişi her zaman bu durumdan daha zenginleşmiş, kendisi hakkında normal bir durumda elde edemeyeceği kadar iç görü elde etmiş olarak çıkar" şeklinde konuştu.