Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü'nden flaş açıklama

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü'nden flaş açıklama

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın, "Bu son Middle East Institute'de yaptığı açıklama bizim için tabii ki kabul edilebilir bir şey değil" dedi.

2017.08.01 00:40 - Son Güncellenme: 2017.08.01 00:40 - Güncel - HABER MERKEZİ
A
Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü'nden flaş açıklama

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın, TV Net'te yayınlanan "Karşı  Karşıya" programında gazeteci Merve Şebnem Oruç'un sorularını cevapladı.

İbrahim Kalın, Suriye'deki savaşın 6 yıllık geçmişine bakıldığında  konjonktürel hareketliliklerin yaşanmasının rutin haline geldiğini söyledi.  Başından bu yana DEAŞ'la mücadele stratejisinde bir takım temel hataların  yapıldığını kaydeden Kalın, sözlerini şöyle sürdürdü:

"2011 yılında Suriye'de olaylar başladığı zaman 2014 yılının  ortalarına hatta sonuna kadar Suriye'de DEAŞ yoktu. Suriye'de rejim vardı,  muhalifler vardı. Orada henüzRusya yoktu, İran yoktu, diğer bütün ülkelerin şu  anda bir şekilde orada bulunan ve bir kısmı da vekalet savaşı yürüten aktörlerin  birçoğu yoktu. O zaman bizim ısrarla söylediğimiz şey, Suriye halkının meşru  talepleri çerçevesinde bir değişimin, bir siyasal geçiş sürecinin hayata  geçirilmesi gerektiği yönündeydi. Bu konuda bir konsensüs oluşmuştu. Suriye'nin  dostları diye bir grup ülkeler ki 100 civarındaydı bu, Suriye muhalefetini Suriye  halkının meşru temsilcisi olarak tanıdığını ilan etmişti. Tunus'ta yapılan ilk  toplantıda daha sonra Avrupa'da çeşitli Arap ülkelerinde yapılan toplantılarda bu  konu defaatle dile getirildi. Obama yönetiminin Suriye konusunda bir strateji  ortaya koyamaması, bazı şeyleri bilerek veya bilmeyerek geciktirmesi neticede  alanı o kadar karmaşık hale getirdi ki DEAŞ buraya sarktı, Irak üzerinden geldi,  başka yerlerden geldi, Avrupa'dan, Kafkaslardan, Orta Asya'dan başka yerlerden  işte bu gruplar gelip farklı milletlerden, buralardan bu gruba katılmak suretiyle  sahayı lehlerine çevirmeye çalıştılar. Biz o zaman da söyledik, bakın bu eğer  böyle devam ederse Suriye meselesi bölgeselin de ötesinde küresel bir mesele  haline gelecek ve nitekim de öyle oldu. Bütün önemli küresel aktörlerin bir  şekilde içinde yer aldığı sorunlar yumağı haline geldi."

"DEAŞ  çok elverişli bir enstrüman haline geldi" 

Daha da karmaşıklaştıran şey DEAŞ'la mücadele adı altında çeşitli  bölgesel politikaların hayata geçirilmeye başladığını gördüklerini aktaran Kalın,  şöyle devam etti:

"Burada farklı milis gruplar, farklı militer gruplar, paramiliter  gruplar vesairelerin yavaş yavaş devreye girdiğini, vekalet savaşlarının daha  belirgin hale geldiğini gördük. Şimdi tabii ki DEAŞ'la mücadelenin hem askeri  anlamda hem siyasi anlamda hem ideolojik, ekonomik vesaire alanlarda yapılması  lazım. Bu sapkın ideolojinin İslam'la bir ilgisi yok. Şunu da hatırlayalım DEAŞ  bugüne kadar en fazla Müslümanları öldürdü. Suriye'deki Müslümanları öldürdü,  Irak'taki Müslümanları öldürdü, yakaladığı esirleri öldürdü, Ürdünlü pilotlar  vesaire... Bunların birçok örneğini vermek mümkün. Baktığınız zaman bunun küresel  etkilerine, bir tarafta Suriye'de ve Irak'ta bu terörü estiriyorlar, Batı'daki  İslamofobik akımlara güç veriyorlar bu tür eylemleriyle ve bu bir anlamda  Avrupa'da yükselişe geçen aşırı sağcı hareketlere de bir meşruiyet alanı  sağlıyor. Dahası Orta Doğu'da herhangi bir politikayı hayata geçirmek için DEAŞ  çok elverişli bir enstrüman haline geldi. 'Ben buradayım çünkü DEAŞ'la mücadele  ediyorum. Yaklaşık 1- 1,5 yıl önceydi Cumhurbaşkanımız ilk bunu dile getirdi  sonra da çeşitli vesilelerle ifade etti nasıl oluyor da uluslararası DEAŞ'la  mücadele koalisyonunda 40-50 tane ülke var farklı kapasitelerle katılan ama  hakikaten bölgenin, dünyanın önde gelen ülkeleri var. Bu kadar gücün karşısında  DEAŞ diye bir örgüt var ve bu örgüt bir türlü bitirilemiyor, 1 yıldır, 2 yıldır,  3 yıldır bir türlü bitirilemiyor. Burada bir soru sorulması lazım. Bu rasyonel  bir şey değil. Bu kadar ABD'den Körfez ülkelerine, çeşitli Avrupa ülkelerinden  daha uzak Avustralya gibi ülkelere kadar bu koalisyon içinde yer alan ülkelerin  bir sürü imkan ve kabiliyetleri bir araya getirildiğinde 10 bin, 20 bin, 30 bin  mensubu olan bu terör örgütünün çoktan ortadan kaldırılması gerekirdi. Bunun  olmadığını gördük. Bir de buna başka bir şey daha eklendi Suriye sahasında,  PKK'nın Suriye kolu olan PYD, YPG terör örgütü eklendi. Bu da yine Obama  yönetiminin izlediği politikanın bir neticesi olarak çıktı maalesef Trump  yönetimi de aynı politikayı devam ettirdi. Orada da ilginç bir hem çelişki  diyebilirsiniz hem de belki çok da şaşılacak bir şey değil diye de bakılabilir  Trump, geldiğinde adeta bir anti Obama gündemiyle geldi. Obama ne yaptıysa onu  iptal edeceğini, onu ortadan kaldıracağını söyledi. Esed rejimini vurdu bile bir  defa bu vaatlerle gelmesine rağmen PYD konusunda Obama yönetiminin bıraktığı  yerden aynen devam etti."

"Kabul edilebilir bir şey değil"  

ABD'nin DEAŞ'la Mücadele Özel Temsilcisi Brett McGurk'ün İdlib'teki  terör örgütlerinin mevcudiyetiyle Türkiye'yi ilişkilendiren değerlendirmelerine  değinen Kalın, şu ifadeleri kullandı:

"Şimdi DEAŞ'la mücadele özel temsilcisi kişi de o dönemden kalma devam  eden bir görevli ve zaman zaman onun PYD'lilerle, YPG'lilerle görüşmeleri,  çektiği fotoğraflar, ziyaretler vesaireler basına da yansıyor. Resmi görüşmeler  çerçevesinde Türkiye'ye de geliyor, heyet çerçevesinde. Bu son Middle East  Institute'de yaptığı açıklama bizim için tabii ki kabul edilebilir bir şey değil.  İdlib'teki bu terör örgütü yapılanmasının Türkiye ile ilişkilendirilmeye  çalışılması, böyle bir imada bulunulması kabul edilebilir bir şey değil. Neden?  İdlib'i biz kontrol etmiyoruz. Yani İdlib'i kontrol eden bir takım güçler varsa  orada nedir onlar YPG (İdlib'i değil ama İdlib civarında bulunan), Amerikalıların  belli bir varlığı var, Rusların belli bir varlığı var, rejim var orada. Bizim  sınırımıza yakın kısımlarda çok ciddi bir mülteci hattı oluştu ve biz bir kaç  yıldır oraya zaten Halep'in tahliyesinden önce de insani yardım ulaştırma  noktasında AFAD, Kızılay, STK'larımız çok ciddi bir çabanın içinde oldular.  Halep'in tahliyesiyle beraber İdlib nüfusunda ciddi bir artış oldu. O zaman Rusya  ile yaptığımız o tahliye süreci neticesinde amacımız neydi oradaki sivillerin  kurtarılması. Çünkü sıkışıp kaldılar orada ve Doğu Halep'ten onların çıkartılması  gerekiyordu yoksa bir sürü masum insan ölecekti. Şimdi İdlib'te bir nüfus  yoğunlaşması oldu. 1,5- 2 milyona yakın insan şu anda oraya yığılmış durumda, o  hatta sıkışmış durumda. Zaman zaman Türkiye'ye gelenler oluyor, Türkiye'den  yardımlar gönderiliyor amacımız orada insani anlamda onların en azından nefes  almasını sağlayacak bir ortam sağlamak. Şimdi bu kadar geniş bir alanda bu kadar  çok yoğun insanın olduğu bir yerde ve sahada bu kadar farklı dinamiklerin  hareketli olduğu bir alanda kalkıp bir tane gelişmeyi hem de en olmayacak şey,  Türkiye'nin hiç ilgisinin, alakasının olmadığı bir şeyi Türkiye'ye fatura etmeye  çalışmak iyi niyetle bağdaştırılacak bir şey değil. Biz bunu müttefiklerimizle  sahada her gün konuşuyoruz. Bunun üzerine biz evvelsi gün Sayın Başbakanımızla,  Müsteşarımızla, Dışişleri Müsteşarımızla istişare ettik ve Müsteşar Yardımcısı  Sedat Bey'in aramasının uygun olacağını kararlaştırdık ve kendisi de aradı  tepkimizi dile getirdi dün de zannediyorum basına da verildi bununla ilgili.  Çünkü kayda da geçirilmesini istedik. Bu tür imalar, suçlamalar kabul edilebilir  şeyler değil."

"İşler kötü gittiği zaman günah keçisi aranıyor"

Orta Doğu'da bir yerde işler kötü gittiği zaman bir günah keçisi  arandığını kaydeden Kalın, konuşmasına şöyle devam etti:

"Suriye'de kötü gittiğinde işte hemen Türkiye öne çıkıyor. Hatırlayın  1- 1,5 yıl önce sürekli Türkiye'nin yabancı terörist savaşçılara izin verdiği  hatta hatta DEAŞ'tan petrol aldığı, şu yaptığı bu yaptığı, DEAŞ teröristlerinin  Türkiye'ye getirilip tedavi edildiği gibi iler tutar hiçbir tarafı olmayan,  hiçbir delile dayanmayan iddialar ortaya atıldı. Bunların hiçbirisini de  ispatlayamadılar. Yani Amerika'nın önde gelen basın kuruluşları New YorkTimes,  Washington Post gibi ciddi olduğu var sayılan gazeteler bunları yazdılar. Netice  olarak bir tane delil ortaya koyabildiler mi ortaya? Petrolü kim almış, nereden  almış, hangi yabancı terörist savaşçıya izin verilmiş? Halbuki biz o dönemde  ısrarla şunu söyledik: 'Terörle mücadele küresel anlamda tam işbirliği gerektiren  bir alandır.' Yabancı terörist savaşçılar sadece Türkiye'den ya da bir ülkeden  gitmiyorlar Suriye'ye. Irak'tan, Lübnan'dan her yerden gittiler, gidiyorlar değil  mi? Biz o zaman dedik ki bu konuda tam bir istihbarat işbirliği içinde olmamız  lazım. Avrupalı ülkeler bizim falanca vatandaşlarımız Belçikalı, Fransız, Alman  vesaire DEAŞ'a katılmak veya Suriye'de şu cephede, bu cephede savaşmak için  Suriye'ye gidiyorlar. Kendi vatandaşını kendi topraklarında durdurmayan bir  Avrupa ülkesi Türkiye'ye gelip hesap soruyor. Diyor ki benim falanca vatandaşım,  falanca sınırdan Suriye'ye geçmiş. Bizim doğal olarak sormamız gereken soru  nedir? Siz bunu neden kendi topraklarınızda durdurmadınız? Bir. İki, diyelim ki  yakalayamadınız ya da gözden kaçtı bir şekilde sistemin bir yerinden çıktı gitti,  bunun bilgisini bizimle neden hemen paylaşmadınız? Bu kişi ta düşün yani  Paris'ten kalkacak, Brüksel'den kalkacak uçağa binecek, İstanbul'a, Antep'e bir  yere gelecek oradan Suriye tarafına gelecek. Bütün bu süreç içinde bir şey  yapmayacaksınız siz adeta göz yumacaksınız bütün bu hareketliliğe ondan sonra  Türkiye'yi de yabancı terörist savaşçılar buralardan geçiyor, Türkiye bir şey  yapmıyor diye suçlayacaksınız. Bakın Türkiye'ye 37-38 milyon turist geliyor  yılda. Yani hangi Fransız vatandaşının anlında ya da yakasında yazıyor ben gidip  falanca yerde şu yerde şu gruba katılacağım diye. Bunu sert bir şekilde  uyguladığınızda bu sefer 'Seyahat özgürlüğü engelleniyor', 'Türkiye çok tedbirler  alıyor' gibi argümanlarla karşınıza çıkıyorlar. Dolayısıyla bu bir kaç gün önce  ifade edilen bu konu aslında 2 yıl önce kullanılan tüketilmiş, artık bayatlamış,  kenara bırakılması gereken bir argümanın yeni ifadesidir. Biz bunu kesin olarak,  kesin bir dille reddediyoruz."

İyi istihbarat işbirliğinin yapıldığı dönemlerde bu geçişlerin  engellendiğini aktaran Kalın, "Biz Amerikalılarla, Avrupalılarla başka ülkelerle  Tunus, Suudi Arabistan, Rusya oraya gidenler oldu, oluyor. İyi bir istihbarat  işbirliği yaptığımız dönemlerde biz bunları engelledik. Hatta biliyorsunuz bir  kaç tane skandal hadise de yaşandı. İki tane Fransız vatandaşını biz burada  tutukladık, Fransa'ya iade ettik. Bunlar DEAŞ zanlısı olarak buradan  gönderildiler, deport edildiler Türkiye'den ve hatırlayın Fransızlar,  Belçikalılar bunları serbest bıraktılar bunların bir kısmı Brüksel'deki havaalanı  saldırısına katıldılar vesaire. Şimdi burada eğer birisi eleştirilecekse  öncelikle Avrupa ülkelerinin, yani kendi vatandaşlarına sahip çıkamayan ve bu  hareketliliği durduramayan Avrupa ülkelerinin oturup kendilerini bir sigaya  çekmesi, bir muhasebe yapması lazım." diye konuştu.

Bu konuda Türkiye'nin istihbarat birimlerinin tam bir yetkinlik içinde  ve tam bir özveriyle çalıştığını kaydeden Kalın, "Kolay bir şey değil. Suriye ile  911 kilometre sınırınız olacak orada 6 yıldır böyle bir savaş devam ediyor olacak  öbür tarafta Irak, bu ülkelerin durumları ortada, güvenlik durumları ortada ve  siz ülkenizi korumak için elbette ki bu tedbirleri alacaksınız. Bunun için tabii  ki işbirliği yapmak zorundasınız, istihbarat paylaşımı yapmak zorundasınız. Hem  bunları yapmayacaksınız  hem de orada işler kötüye gittiği zaman İdlib'te şu  oldu, Halep'te bu oldu deyip Türkiye'yi suçlama yoluna gideceksiniz. Bu kabul  edilebilir bir şey değil. Herkesin sorumluluğu eşit bir şekilde paylaşması gerekiyor." ifadelerini kullandı.

Çatışmasızlık bölgeleri

Suriye'de çok parçalı bir yapının ortaya çıktığını aktaran Kalın,  şunları kaydetti:

"Yani bu çatışmasızlık bölgeleri konusunu biliyorsunuz Ruslarla 3-4  aydır, 5 aydır konuşuyoruz. Bu Cenevre sürecinin tıkanmasından dolayı, sahada  çözüm üretememesinden dolayı bir alternatif olarak gündeme geldi ama onun yerine  ikame edilecek bir şey olarak değil onu tamamlayıcı bir süreç olarak biz gündeme  aldık bunu Ruslarla ve biraz daha genişledi biliyorsunuz, İran katıldı daha  sonra, başka bölgesel ülkeler de gözlemci düzeyinde katıldılar. Son Astana  toplantısına Amerikalılar da katılımcı gönderdiler. Onlar da o süreci dolaylı  olarak desteklemiş oluyorlar. Bunların amacı da tabii, öncelikle çatışmaların  durması. Hem Cenevre hem Astana süreçlerinin amacı, çatışmaların durması. O  yüzden çatışmasızlık bölgesi önemli ve bunu nerede yapabilirsek hemen hayata  geçirelim diyorlar. Bunu Halep'te, İdlib'te Guta'da, Şam'da, Şam'ın güneyinde,  Dera'da 4-5 tane ana bölge var biliyorsunuz şu anda muhaliflerle rejimin  çatıştığı, bu alanların hepsinde imkanlar ölçüsünde hayata geçirelim. Niye?  Çatışmalar dursun. Daha sonra insani yardımlar ulaştırılsın ve üçüncü olarak da  siyasi geçiş sürecinin nesnel şartlarını oluşturmaya çalışalım. Bu tabii devam  ediyor en son geçen ay Astana toplantısının sonuncusu yapıldı. Bunlar devam  edecek tabii bu toplantılar ama tabii ilanihaye de böyle devam etmeyecek. Bir  şekilde netice almamız gerekiyor sahada. Çatışmaların durması, insani yardımların  ulaşması gerekiyor. Burada herkesin sorumluluk üstlenerek hareket etmesi  gerekiyor. Aksi halde burada kolektif bir çaba ve dayanışma olmadan netice elde  etmek mümkün olmayacak."

Diğer Güncel Haberler için tıklayın


2017.08.01 00:40 - Son Güncellenme: 2017.08.01 00:40 - HABER MERKEZİ
A