CHPLİ MECLİS ÜYESİ ASLANHAN'IN İSYANI
CHP'li meclis üyesi Bülent Aslanhan, Genel Başkan Kılıçdaroğlu'nun aday listesi tercihine isyan etti, endişeleri olduğunu dile getirdi.
2011.04.13 17:29 - Son Güncellenme: 1970.01.01 02:00 - Siyaset - HABER MERKEZİ
İşte Aslanhan'ın isyanı
"Haramilerin saltanatını yıkacağız. Halkın iktidarını kuracağız". Bu sözler bana ait değil. Kemal Kılıçtaroğlu CHP Kongre'sinde kurdu bu cümleleri. Toplumda karşılık bulan, ciddi bir heyecan yaşattı bu sözler. Sonrasında parti içi sorunların kamuoyuna yansıyan tartışmaları bu heyecanı biraz sönümlendirse de "umut" hep diri tutuldu. Bu ülkeye bir sol seçenek lazımdı, hem de kendini merkez sağa yanaştırmamış, hem de kendini milliyetçiliğin ayrımcı çizgisine daraltmamış, sırf biraz daha oy almak için yaşanan bunca drama akla gelen ilk yüzeysel açıklamaları yapmayan, umuda dönüşmüş bir sola ihtiyaç vardı.
Evet, yaşanan bunca eşitsizliğe, yoksulluğa, yolsuzluğa, şiddete, sömürüye karşı bir duruşa ihtiyaç vardı. CHP'de Kemal Kılıçdaroğlu'nun genel başkan seçilmesiyle birlikte bu ülkenin teorisyenleri kendilerince birtakım değerlendirme, çözümleme çabalarıyla süreci tanımlamaya çalıştılar. En çok "CHP değişir mi, CHP sol bir parti olur mu, Kemal Kılıçdaroğlu Türkiye'yi değiştirir mi, CHP ülkenin sorunlarını çözer mi" türünden sorular sordular ve yanıtlar aradılar.
Şüphesiz değerli tartışmalardı bunlar. Ancak bir yerinde de pratik olmalı yani hayata, akıp gidene müdahale isteği taşımalı idi bu tartışmalar. Peşinden bu hayata müdahale düşünceleri ortaya çıkmaya başladı. Aile sigortası, bedelli askerlik, gençlik projeleri, taşeronlaştırmayı kaldıracağız düşünceleri açıklandıkça heyecan büyüdü. CHP artık "devlet partisi" görüntüsünden çıkarak "halkın partisi" algısını güçlendirdi. Sosyal politikalarda geniş halk kesimleri için daralan alanı genişletecek bu projeler toplumda karşılık buldu. Bu durum umudu büyüttü. AKP "ürpermeye" başladı hafiften. Kılıçdaroğlu'nun AKP'nin dokuz yıllık iktidarı döneminde, gözükara uyguladığı neoliberal politikalardan muzdarip emekçi kitlelerin gözünde de bir umut haline gelmeye başladığı hissedilir oldu.
KOMŞUNUN TAVUĞU NEDEN KAZ GÖRÜLÜR?
Bu umutla birlikte genel seçimden beklentiler büyüdü. 12 Haziran seçimleri için CHP listelerini açıkladığında, bu umutlar biraz "politik kırgınlığa" yol açtı. Her seçim öncesi siyasal partilerin aday listesi belirlemesi sancılı olur. Bu durum son derece doğaldır. Çok sayıda başvuru olur. Şu veya bu yöntemle bu sayı illerin sayılarına kadar düşürülür. Ön seçim tartışmaları biraz azaltır, hatta bazen ön seçim bile demokratik bulunmaz falan. Tüm bunlar anlaşılır bir durumdur. Liste dışında kalanların bir kısmında "kişisel burukluklar" yaşanabilir. Bu da anlaşılır bir durumdur. Bireysel beklentiler politikaya yön verirse "burukluk" oluşması anlaşılır bir haldir. Emek ve özgürlük mücadelesinde çaba yürütenlerin bu durumdan etkilenmesi de gereksizdir. Emek ve özgürlük mücadelesi yürütmek için "mazbataya" gerek yoktur. Bunun için bilgi, inanç, yürek, vicdan yeterlidir. Bu arkadaşlarımızda "burukluk" bile oluşmaz, oluşmamıştır.
Başka illeri bilmiyorum ancak Bursa'da CHP aday listesi "kişisel burukluk" değil ciddi bir "politik kırgınlık"
yaşatmıştır, maalesef yaşatmıştır. Bu tür yazılarda ben isim kullanmaktan özenle kaçınırım ancak bu kez kullanacağım, bu "politik kırgınlığın" nedeni Turhan Tayan'ın Bursa CHP listesi 2. sırasında yer almasıdır. Bu liste başka illerde Sinan Aygün, Aytuğ Çınar, Mehmet Haberal vb. birçok isimle buluşunca kırgınlık artmıştır. Şimdi sorulan soru, "ne oluyor? Bu sağcılaşma ne işe yarayacak?" biçimine dönüşmüştür.
Yeminli sol düşmanı olan, ömrünü sol ve CHP'ye düşmanlıkla geçiren Turhan Tayan ismini kabullenmek, sindirmek, sahiplenmek bu partinin her tür aktivistti için zordur.
Üstelik seçmen dinamikleri bu tür dışardan implante edilen figürlerin hiç bir işe yaramadığını göstermektedir. Bu yeni bir seçim taktiği değildir. Baykal döneminde defalarca denenmiş ve bir işe yaramadığı görülmüştür. Aynı kaynaktan önerilen İlhan Kesici örneği ortadadır. Buna rağmen bu yöntemi bir kez daha tercih eden CHP üst yönetimini anlamak güçtür. "Komşunun yumurtlamayan tavuğu, kaz değil deve kuşu görülmüş" ve CHP listesinin en üstüne yerleştirilmiştir. Bursa'daki yansımalarına bakıldığında bırakın politik karşılığını, pragmatik bir karşılığı bile yoktur bu tercihin. Durum yine bir atasözünde ifade edildiği gibidir. Yani "Dimyata pirince giderken, evdeki bulgurdan olma" ihtimali çok yüksektir. Kaldı ki mevcut politik duruşu olumsuz etkileyecek her tür pragmatik tercih yanlıştır, hatalıdır, bünyeye zararlıdır.
12 HAZİRAN SEÇİMLERİNE DOĞRU SATIRBAŞLARI
Bütün siyaset bilimciler aday tercihlerini belirleyen özellikleri ifade ederken şu özelliklerin adaylarda etkili olduğunu söylemektedir. Tanınmışlık oranı, inandırıcılık, tutarlılık, güvenilirlik. Bu özelliklerin toplumda karşılığına göre seçmen dinamiklerinin yakınlaşma-uzaklaşma gösterdiği bilinmektedir. Bu açıdan bakınca Turhan Tayan tercihi sadece tanınmışlık açısından işe yarayabilir, nasıl tanındığını burada tartışmayacağım. Ancak inandırıcılık, tutarlılık, güvenilirlik açısından CHP'ye ne katacağını siz değerlendirin.
Diğer yandan bence merkez sağ seçmen yaşam tarzı ve beklentiler açısından kırsal kesimde AKP'ye, kentsel merkezde CHP'ye yönelmiştir. Turhan Tayan tercihi sadece kent merkezinde merkez sağdan CHP'ye gelecek oyları olumsuz etkilemiştir. Bu oyların MHP'ye kayması olasıdır. Bizim kafa yormamız gereken kırsaldaki tarım emekçilerinin sorunlarını nasıl çözeceğimize yönelmekken -mesela tarımda kullanılan mazot fiyatlarını düzenlemek- kolaycılık yapılmış, Turhan Tayan'
ın kendine olmayan hayrından hayır beklenir olunmuştur.
Parti ve örgüt moral çöküntüsüne uğramıştır. Bunu toparlamak zor olacaktır. Kılıçtaroğlu her ne kadar "bu olağan bir durumdur, bir-iki haftada geçer" diye ifade etmiş olsa da, Bursa'daki durum "kişisel burukluk" değil "politik kırgınlıktır" ve toparlanması zor olacaktır.
Diğer adaylarımızın Bursa'ya olan yabancılıkları başka bir dezavantajdır. Basından öğreniyoruz ki. CHP'nin 9. sıra adayı emekli Tümgeneral Yaşar Karagöz'dür. İlk açıklamaları talihsizdir. Yaşar Paşa, "Ben Bursalıyım. Kimse bu adam nereden çıktı demesin. Üç tane evim Bursa'da, bir evim de Mudanya'da var. Demokratik hakkımı kullandım aday oldum. Kılıçdaroğlu'nun şahsına çok güveniyorum, CHP'nin iktidar olmasını istiyorum" diye demeçler vermiş. Okuduk bizde. Devam etmiş. CHP'de şaşkınlık
yaşatan Tayan tercihi konusunda da, "Turhan Tayan önemli bir isimdir. CHP listesinde yer alması önemlidir" demiş. Komutanım! Tamam da siz siyaseti Bursa'daki mal varlığınızdan kuracaksanız, bunu anladık ancak bu durumda biz politik hedeflerimizi nasıl anlatacağız? Biraz sessiz kalsanız, buyurup Bursa'ya gelseniz, biraz kenti tanımaya çalışsanız, kent yoksullarında "mal varlığı beyanı" ile siyaset yapılamayacağını hissetseniz. Daha uygun olmaz mı?
Tüm bunlar içerisinde yıllarca CHP'ye yön veren ve toplumsal karşığı zayıf olan "sağ-statükocu-devletçi" arkadaşlarımızın bu dönem aday yapılmaması bir olumluk gibi görünmektedir. Ancak "sağdan devşirilen" adaylar başka bir tartışmaya neden olmuştur. "Kendi sağımız dururken "merkezin sağına" ne gerek var?" soruları çok sorulur olmuştur.
AKP eliyle yürütülen IMF ve Dünya Bankası direktifli ekonomik politikalar ekonomik krizi aşmaya yetmemiş, birçok yoksul, işsiz ve gelecek güvencesinden yoksun yurttaş
meydana getirmiştir. Şimdi ihtiyacımız bir yandan yoksul, işsiz kitlelerin memnuniyetsizliklerini azaltacak bir politik duruşu ortaya çıkarmak olmalıdır. Yine diğer bir ihtiyaç AKP'nin otoriterleşme eğilimlerini frenleyecek, daha çoğulcu bir siyasete imkân tanıyacak bir odağın oluşturulmasıdır. Bunu da ancak merkez sol bir muhalefet yerine getirebilir. Örneğin ekonomi, bölüşüm, gelir adaleti, emek hakları, yoksulluk, işsizlik, yolsuzluk gibi üstü örtülen, hatta toplumsal hafızadan ve siyaset dilinden neredeyse silinmiş olan bir takım kavram ve temaları topluma hatırlatmakta büyük yarar vardır. Ancak Turhan Tayan'lı bir liste ile bunları anlatmanın inandıcılığı çok düşüktür. Çıkıp biz anlatmaya çalışsak. Soru basit olur "siz kimsiniz yahu?"
"Şemsiye parti" söylemi anlaşılabilir. Siz politik hattınızı ülkemizdeki yoksullar, emekçiler, dezavantajlı kesimler, işsizler, gençler, kadınlar, inanç mağdurları, kimlik mağdurları, evsizler-barksızlar, emekliler, tarım işçileri, dar durumdaki esnaflar ve bil cümle mağdurlar için bir toplumsal projeye dönüştürür ve bu "şemsiye" altına herkesi çağırısınız. Bu anlaşılır ve olanaklı bir yaklaşımdır. Ancak aday belirlemede son gece kentte çok bilinen bir "siyaset esnafını" listeye iliştirerek "şemsiye parti" olmak çok mümkün olmaz. Bu şemsiye bir süre sonra sadece "bastona" dönüşür. Örnekleri bolca mevcuttur. İsterseniz sadece Gemlik'e bakın göreceksiniz.
Türkiye siyasetinde sağ şerit tıkalıdır. Israr etmenin politik karşılığı olmaz.
Eğer gerçekten halkın iktidarını kurmak istiyorsanız bunu siyaset esnafı ile gerçekleştirmek mümkün olmaz. Halkın iktidarı halkın çocukları ile kurulur.
ZORAKİ SONUÇ
Son sözü nasıl bağlayacağımı bilemedim. Umutsuz desem, umut olmadan olmaz. Sol desem, sol damar bulandı.. Ana sıkıntıda burada zaten. Bu durumu planlayan CHP üst yönetiminin beklentisi biraz referandumda "yetmez ama evet" diyen duyguya benziyor. CHP tabanı yıllarca "Baykal'a rağmen oyumu verdim" diyerek oyunu kullanmıştır. Sanırım bu seferde böyle olacağı beklenmektedir. Bir süre sonra tepkiler zayıflayacak ve geleneksel taban AKP tehdidini hissederek "yetmez ama evet" diyerek CHP'ye oyunu verecektir. Ancak örgütlerin çalışma isteği, seçmenin başlangıçta oluşan umudu ve heyecanı zayıflamıştır. Umarım bu zayıflama şu kritik "dönemeçte" büyük kırılmalara yol açmaz. Listelerde yapılan "sağ" tercihler ne kadar oy getirecek/götürecek onu da 12 Haziran gecesi görmek mümkün olacaktır.
Biraz karamsar oldu farkındayım ama sevgiyle.
Bülent Aslanhan