Bursamızın 91.Kurtuluş Yıl Dönümü Kutlu Olsun

Bursamızın 91.Kurtuluş Yıl Dönümü Kutlu Olsun

Bursa, 1. Dünya Savaşı sonrasında 8 Temmuz 1920′de Yunanlılar tarafından işgal edilmişti. 11 Eylül 1922′ye kadar esaret altında kaldı.

2013.09.11 08:24 - Son Güncellenme: 2013.09.11 11:25 - Bursa Bölge - HABER MERKEZİ
A
Bursamızın 91.Kurtuluş Yıl Dönümü Kutlu Olsun

Bu işgalin Millî Mücadele'nin başşehri Ankara'ya olan yansıması çok farklı oldu. Konu hemen Meclis gündemine geldi ve müzakere edildi. Kürsüye gelen Burdur Milletvekili İsmail Suphi Bey, Yunanlıların işgal ettiği Anadolu topraklarında yaptığı zulümleri bir bir anlattı. Konuşmasında, Yunanlıların Bursa Ulu camii'ni bombalarla tahrip etmek istediklerini anlattı.

Bu sırada milletvekillerinin kendilerini tutamayarak hıçkıra hıçkıra ağladıkları görüldü. Meclis tutanaklarına da yansıdığı gibi Meclis'te gözyaşları sel olup aktı. (TBMM Zabıt Ceridesi, C. II, s. 227.)tahribe yeltendiklerini, Yunanlı subayların yedi asır evvel Osmanlı Sultanı Orhan Bey'le evlenen Rum kızı (Horofira, yani) Nilüfer Sultan'ın kabrine giderek, "Vaktiyle sen bir Türk'e vardın" demek suretiyle kabri tekmelediklerini ve tahrip ettiklerini anlattı.

Bursa'nın işgali üzerine TBMM'de Başkalık Kürsüsü'ne siyah bir şal örtülmüş ve işgalden kurtulana kadar kaldırılmamıştır.

Başkomutanlık Meydan Savaşı'nın kazanılmasından sonra Türk kuvvetleri 10 Eylül 1920′de Bursa üzerine yürüyüşe geçmiş ve 11 Eylül günü 48. Süvari Alayı 3. Bölük Komutanı Şükrü Naili (Gökberk) Bey, Bursa Belediyesi Binası'na Türk bayrağını dikmiştir.

Bursa Oynar Güvercini yetiştiren  Bursalılar, Bursa'nın kurtuluşunu besledikleri tüm beyaz güvercinleri uçurarak kutlamışlardır.

Bursa, her yıl 11 Eylül günü 2 yıl 2 ay 2 gün süren Yunan işgalinden kurtuluşunu kutlar.

 

İlk TBMM'de henüz pek kritik durumda olan cephelerden bahsedilmektedir. Bursa Milletvekili Muhiddin Baha (Pars) uzun gözlemlerini anlattığı konuşmasını şöyle bitirir."Efendiler bu sahifeyi burada kapattıktan sonra müsadenizle bir müşahademi arz edeceğim. Geçenlerde İnegöl cephesinde ağaçlar arasında sis ortasında gazilerimizi ziyaret eder ve onların ayrı ayrı ellerini sıkarken 15 yaşında kadar bir çocuk gördük. Ona "Oğlum burada ne yapıyorsun? dedim. "Vatani vazifemi yapmaya geldim" cevabını verdi. "Peki hiç muharebeye karıştın mı? Düşmanla cenkleştin mi? Sualime de "evet" diye katıldığı çarpışmaları, boğuşmaları saymaya başlayınca ben, bu çocuğun karşısında bir parça küçüldüğümü hissettim. Sonra daha ileride yine Gaziler arasında ve babasının yanında babasıyla omuz omuza düşmana karşı harp eden 12 yaşında Feridun isminde bir çocuk gördüm ki! Efendiler bir diyorum ama hangisi bir?Cephede her adımda bir, böyle henüz çocuk denecek yaşta silaha sarılıp canını fedaya gelmiş ice nice yavrumuz var!...
Aziz şehitlerimizi ve gazilerimizi ŞOHYAL olarak saygı ve rahmetle anıyoruz.Ruhları şad makamları cennet olsun.

MEHMET AKİF ERSOY BÜLBÜL ŞİİRİNİ NASIL YAZDI?

8 Temmuz 1920'de Ankara üzerine saldırıya hazırlanan Yunan kuvvetleri, Bursa'ya girmişlerdi. Burada geçen olaylar Türk milli mücadele tarihinin en acı ve en hazin olaylarını teşkil eder. Bursa'ya giren Yunan ordusunda teğmen olan başvekilleri Venizelos'un oğlu Sofokles (ki daha sonraları başbakan olarak ülkemizi ziyaret etmiştir) doğruca Osmanlı devletinin kurucusu olan Osman Gazi'nin türbesine girmiştir. Orada sandukaya ayağını dayayarak çektirdiği fotoğrafı dünya basınında yayınlanmıştır.

- "Kalk koca Türk!.. Senden ırkımın intikamını almaya geldim. Bak kurduğun devlet parça parça oldu. Bursa'yı eski sahibine iade ettik. Zelil neslin şimdi elimizde bir köle durumunda bulunuyor. Kalk!.. Seni bir kere daha öldüreyim de ırkımın intikamını alayım!..

" Bir müddet türbenin içinde kılıcını sallayarak dolaştıktan sonra zafer kazanmış bir kumandan havasına bürünen Venizelos'un oğlu, ayağını sandukanın üzerine koyup kılıcına dayanarak fotoğrafçıya şöyle seslenmişti : " Çek bakalım bir Bursa hatırası..."

Bu haberler Türk basınında da yankı buluyordu. Bütün ülke kan ağlıyordu. Artık Yunan orduları Ankara üzerine saldırıya geçmişlerdi. Şehirlerimiz birer birer el değiştiriyordu. Ordularımız ve ordu birliklerimiz son savunma hatlarını teşkil edecek Sakarya'nın doğusuna çekilmeye başlamışlardı. Yunan yanlısı Batı basınında hemen her gün manşetten verilen savaş haberleri ile bütün dünyanın gözleri Ankara önlerine çevrilmişti.

Bu acı olayların haberi bütün vatan sathında bir alev dalgası gibi dolaştığı sıralarda Ankara'da TBMM'de Burdur mebusu olarak vazifesine devam eden Mehmet Akif Bülbül adlı şiirini bu kederli ortamda bir gece içinde tamamlar. Akif'in yanında bulunan ve bu şiir yazılırken çekilen çileleri sonraları yayınlanan hatıralarında çarpıcı bir şekilde nakleden oğlu Emin Ersoy, Mehmet Akif'in bütün gece hem ağladığını hem de yazdığını söyler.

 

İşte Bülbül adlı şiir:

Eşin var, aşiyanın var, baharın var, ki beklerdin;

Kıyametler koparmak neydi ey bülbül, nedir derdin?

O Zümrüt tahta kondun, bir semavi saltanat kurdun;

Cihanın yurdu hep çiğnense, çiğnenmez senin yurdun,

Bugün bir yemyeşil vadi, yarın bir kıpkızıl Gülşen,

Gezersin, hanümanın şen, için şen, kâinatın şen.

Hazansız bir zemin isterse, şayet ruh-i ser-bazı,

Ufuklar, bu'd-i mutlaklar bütün mahkûm-i pervazın.

Değil bir kayda sığmazsın, kanatlandın mı, eb'ada;

Hayatın en muhayyel gayedir ahrara dünyada,

Neden öyleyse matemlerle eyyamın perişandır?

Niçin bir damlacık göğsünde bir umman huruşandır?

Hayır, matem senin hakkın değil... Matem benim hakkım;

Asırlar var ki, aydınlık nedir, hiç bilmez afakım!

Teselliden nasibim yok, hazan ağlar baharımda;

Bugün bir hanımansız serseriyim öz diyarımda!

Ne hüsrandır ki: Şark'ın ben vefasız, kansız evladı,

Serapa Garba çiğnettim de çıktım hak-i ecdadı!

Hayalimden geçerken şimdi, fikrim herc-ü merc oldu,

Selahaddin-i Eyyubi'lerin, Fatih'lerin yurdu.

Ne zillettir ki: nakus inlesin beyninde Osman'ın;

Ezan sussun, fezalardan silinsin yâdı Mevla'nın!

Ne hicrandır ki: en şevketli bir mazi serap olsun;

O kudretler, o satvetler harap olsun, türap olsun!

Çökük bir kubbe kalsın mabedinden Yıldırım Han'ın;

Şenaatlerle çiğnensin muazzam kabri Orhan'ın!

Ne haybettir ki: vahdet-gahı dinin devrilip, taş taş,

Sürünsün şimdi milyonlarca me'vasız kalan dindaş!

Yıkılmış hanımanlar yerde işkenceler altında kıvransın;

Serilmiş gövdeler, binlerce, yüz binlerce doğransın!

Dolaşsın, sonra, İslam'ın harem-gahında na-mahrem...

Benim hakkım, sus ey bülbül, senin hakkın değil matem!

 

 

Diğer Bursa Haberleri - Bölge Haberleri için tıklayın


2013.09.11 08:24 - Son Güncellenme: 2013.09.11 11:25 - HABER MERKEZİ
A